Türk devletinin Kürtlerin kazanım elde etmesine her yerde karşı olduğu Rojava Kürdistan’da gelişmelerle bizzat netleşmiştir. Serêkani’de Türk devletinin desteğindeki çetelerin halk üzerinde faşist terör estirmesi bunun açık kanıtıdır. Böylece Türk devletinin Suriye politikasının tamamen Kürtlerin hak kazanmaması üzerine kurulduğu da kesinleşmiştir. Bu amacına ulaşmak için PYD’ye karşı bazı Kürtleri de kullandığı netleşmiştir. Bu durum,Kürtlerin taraf olmadan ve savaşa başvurmadan, halkın gücüne dayanarak demokratik özerklik statüsünü kurma konusunda yeni bir aşamayı ifade etmektedir. Kürtler bundan sonra da tarafsız kalsalar da kendilerini daha fazla silahlı koruma sürecine girecektir. Devletin Kürdistan’daki etkisine son verilirken, Kürtleri savaş içine çekmek ya da Kürdistan’da yeni hakim güç olmak isteyen güçlerle çatışmaların yaşanacağı anlaşılmaktadır. Bu durum, Türkiye’nin Batı Kürdistan’a müdahalesidir. Dolayısıyla Rojava’da çeşitli güçlere karşı Kürtlerin göstereceği direniş Türkiye’ye karşı gösterilen direniş anlamına gelecektir.
Bundan iki hafta önce Rojava’daki tehlikelere dikkat çekmiştik. Rojava’da Kürtlerin birliğinin ve tüm parçalarda Kürtlerin buna destek vermesinin önemini ortaya koymuştuk. Rojava, Kürtlerin Filistin’idir. Araplar Filistin’e sahip çıkmadan nasıl ki Arap olamıyor ve kimliklerine sahip çıkamıyorsa Rojava’ya yaklaşım da Kürtler için aynıdır. Bu açıdan Rojava’daki gelişmeler tüm Kürtleri ve Kürt siyasi güçlerini ilgilendirmektedir. Özcesi Rojava Kürtler için bir ölçüdür. Kürtlüğün, Kürt yurtseverliğinin, Kürtlerin özgürlük ve demokrasiye yaklaşımının sınandığı bir alandır. Bu açıdan Kürt halkı buradaki gelişmelere duyarlı olmalıdır. sadece Kürtler değil, devrimci demokrasi güçleri de Rojava’ya karşı duyarlı olmalıdır. Nasıl ki açlık grevlerine geniş yelpazede bir sahiplenme yaşandıysa, benzer bir sahiplenme Rojava devrimi için de yaşanmalıdır.
Rojava’da Kürtler silahlı şiddet kullanmadan sindirilemez ve ezilemez, demiştik. PYD’ye düşmanlığın da silahlı çatışmayla sonuçlanacağını belirtmiştik. Çünkü Rojava’da silah kullanılmadan PYD’nin etkisini hiçbir güç kıramaz. Dolayısıyla PYD’ye düşmanlık Kürt halkına karşı silahlı savaş açmak anlamına gelmektedir. Nitekim PYD’ye düşman olan tüm güçler Türk devletinin desteğiyle birçok alanda silahlı saldırıya geçmişlerdir. PYD’nin örgütlü gücü, Kürtlerin gücü böyle sindirilmek istenmektedir. Ancak bunun zor olduğu açıktır. Toplumsal desteği olmayan her silahlı güç kaybetmeye mahkumdur. PYD Batı Kürdistan’da o kadar güçlüdür ki, halk harekete geçtiğinde her gücü tükürükle boğar. Halka karşı sistemli bir katliamı da hiçbir güç göze alamayacağına göre, halkın gücü ve direnişi karşısında geri adım atmaya ya da yenilgiye mahkumdurlar.
Türk devleti Kürtlerin kazanım elde etmemesi için Suriye’ye erkenden müdahaleyi savunmuş; Suriye’deki mevcut rejime karşı en sert tutumu benimsemiştir. Böylece Suriye rejimi düştüğünde kendisinin etkili olacağını ve Kürtlerin hak kazanmasını engelleyeceğini hesaplamıştır. Ancak evdeki hesap çarşıya uymamıştır. Türkiye’nin yaklaşımına bir yanıt verilmemiş ve izlediği politika da doğru bulunmamıştır. Türkiye’nin mezhepçiliğe dayanan politikası özellikle ABD ve Avrupa tarafından reddedilmiştir. Bu nedenle Türkiye’nin desteklediği silahlı güçlerin devlet tarafından ezilmesine göz yumulmuştur. Türkiye’nin istediği bir Suriye’nin istenmediği netleşmiştir. Türkiye, Suriye’ye askeri müdahale yoluyla Kürtlerin hak kazanımını engelleyemeyeceğini anlamıştır. Bu nedenle çeşitli gerici Arap güçlerini kullanma ve Kürtler arası çatışma yaratma politikasına yönelmiştir.
Türkiye’nin Kürtlerin demokratik özerklik statüsünü bu yönlü sabote etme ve ortadan kaldırma politikası savaş anlamına gelmektedir. İşbirlikçi gerici şovenist Arap güçleri de ancak bu rollerini silahlı saldırıyla yerine getirebilirler. Hiçbir Kürt gücünün PYD’yi silahlı provokasyonlar ve bu yönlü alacakları dış destek dışında etkisizleştirmesi mümkün değildir. Türkiye şimdi bu durumu ortaya çıkarmıştır. Çünkü Kürtlerin statü kazanması başka türlü engellenemeyecektir. Bu durum Rojava devriminin şimdiye kadar tercih ettiği barışçıl yöntemlerini belli düzeyde değişmesini getirecek ve tutumunun sertleşmesine neden olacaktır. YPG direnişi yanında halkın direnişi de daha sertleşecektir. Dış etkenler Rojava devrimini buna zorlamaktadır. Zaten bu pozisyonu alamazsa devrimi koruması da zorlaşır.
Halk artık her türlü provokasyona karşı bedeli ne olursa olsun meydanlara çıkacak ve öz savunmasını yapacaktır. Taş ve sopayla da olsa savunmasını yapacaktır. Gerekirse göğsünü mermilere barikat yapacaktır. Bunun başka yolu yoktur. YPG de silahlı saldırılara karşı halkı daha güçlü biçimde savunacaktır.
Batı Kürdistan halkı böyle bir direniş gösterirken bu direnişin maddi ve manevi olarak desteklenmesi önemlidir. Rojava halkının tüm parçaların desteğini arkasında görmesi gerekir. Özellikle de Kuzey Kürdistan halkı duyarlı olmalıdır. Avrupa, Rojava’ya destek için çabasını daha da arttırmalıdır. Güney Kürdistan halkının Rojava Kürdistan halkının yanında olması ve Güney Kürdistan hükümetinin yanlış politikalarına karşı çıkması gerekmektedir. Kuşkusuz Doğu Kürdistan halkı da Batı Kürdistan halkının mücadelesi yanında yer almalıdır. Çünkü Rojava’daki mücadele tüm parçaların özgürlük ve demokrasi mücadelesidir.Şimdiye kadar tüm paçaların mücadelesine aktif katılan Rojava halkı bugün de tüm parçaların özgürlüğüne  böyle katkıda bulunmaktadır.
Rojava halkı kendini özgürleştirip statü kazandığında bu, tüm parçalardaki özgürlüğü ve statüyü yakınlaştıracaktır. Tüm paçalardaki kazanımların güvencesi olacaktır. Bu açıdan tüm parçalardaki Kürdistan halkı Rojava devrimini kendi özgürlüğü olarak görmeli ve tüm gücüyle desteklemelidir.