
On yıllardır yürütülen mücadele Kürdistan’ın birliği fikrini güçlendirmiştir. Yüz yıla yakındır yürütülen politikalarla sanki ayrı bir halkmış, sanki ayrı bir ülkeymiş gibi oluşturulan algılar giderek aşılmaktadır. Ancak hala bizim mücadelemiz yerine sanki destek verilecek bir mücadele sahasıymış gibi geri ve yanlış yaklaşımlar bulunmaktadır. Halbuki Kobanê’ye saldırı Amed’e saldırı gibi ele alınmalıdır, Hewler’e saldırı gibi ele alınmalıdır. Eğer bu konuda yetersizlikler varsa bunu sömürgeciliğin yarattığı algı olarak görmek ve aşmak gerekmektedir. Sınıra yürüme, sınırı aşma yönündeki gelişmeler önemlidir. Ancak bunun daha etkili hale getirilmesi ve süreklileştirilmesi şarttır. Daha önceki eylemler gibi bir hafta yapıp bırakmak olmaz. Kobanê’ye yönelik saldırılar bitene kadar teyakkuzda olmak gerekir. Çünkü saldırılar devam ettiği gibi, sadece Kobanê değil tüm Rojava Kürdistan tehdit altındadır.
Tüm Kürt halkı bilmelidir ki, bir parçaya saldırı olduğunda diğer parçalar ayağa kalkarsa Kürt halkının dört parçadaki özgürlüğünü hiç bir güç engelleyemez. Zaten daha şimdiden Kürdistan’ı sömürge yapan ülkelerin Kürt halkının Özgürlük Mücadelesini bastırma şansı kalmamıştır. Çünkü artık bir parçanın diğer parçaların desteğini alma imkanı artmıştır. Bu nedenledir ki, tüm parçalardaki mücadelenin başarısı ve özgürlüğü elde etme şansı artmıştır. Düne kadar parçalanmışlık büyük dezavantajken bu durum avantaj haline gelmiştir. Tabii ki duyarlılık ve destek güçlü ve sürekli olduğunda böyle olacaktır.
Rojava Kürdistan Devrimi daha fazla desteği hak etmektedir. Çünkü Kuzey Kürdistan’daki mücadeleye çok fazla katılmıştır. Binlerce Rojavalı genç Kuzey Kürdistan’da şehit düşmüştür. Dersim’den Ağrı’ya, Maraş’tan Hakkari’ye kadar her dağda ve vadide şehit düşen Rojavalı gençlerin mezarı bulunmaktadır. Kuzey Kürdistan halkı bunu çok iyi bilmelidir. Kürt Halk Önderi, Rojava halkının devrime verdiği güçlü destekten dolayı ‘Kültürel Soykırım Kıskacında Kürtleri Savunmak’ adlı savunmasında Rojava halkına özel şükranlarını sunmuştur. Dolayısıyla destekçi olmaktan çıkmalıdırlar. Binlerce genç Rojava Devrimine koşmalıdır. Sur Belediye başkanın çocuğunun Rojava’da şehit düşmesi böyle bir eğilimin geliştiğini göstermektedir. Belediye başkanlarının çocuklarının şehit düşmesi ya da Rojava Devrimi içinde yer alması gençlerin daha fazla katılım göstermesini teşvik edecektir. Belediye başkanının çocuklarının şehit düşmesi ya da şu anda Rojava Devrimi içinde yer alması Kürdistan halkının birliğinin önemli düzeyde geliştiğini göstermektedir. Kürdistan için gerekli olan budur.
Rojava’ya dışarıdan yönelen bir saldırı vardır. Bu saldırıyı yapanların çoğunluğu Suriyeli Araplardan değildir. IŞİD denen çetenin Suriye rejimi ile savaşa girmemesi saldırıların Rojava Devrimi düşmanlarının yönlendirdiğini ortaya koymaktadır. Suriyeli diğer muhalifler de IŞİD’in Suriye’ye karşı savaşmadığını söylemektedirler. Bu gerçeklik bu saldırıların arkasında Kürt düşmanlarının olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla tüm Kürdistan parçalarına yönelik saldırılardır. Bugün Rojava’ya yönelik saldırılar püskürtülmezse Kürtlerin mücadelesine saldıranlar cesaret kazanacaktır. Bu nedenle saldırganların cesaretlerini kırmak ve Kürtlerle savaşa girmekten vazgeçirmek çok önemli olmaktadır.
Kürtler geçen yüzyıl dağınık, örgütsüz ve zayıf oldukları için kültürel soykırımcı egemenlik altında kaldılar. Şu anda her parçada örgütlenmiş ve mücadele ediyorlar. Kürtler eski Kürtler değildir. Ancak bu durumu sadece kendine saldırı olduğunda değil, diğer parçalara saldırı olduğunda da göstermelidir. Bunu göstermenin en iyi zamanı da şimdidir. Özellikle küçük parçaya yapılan saldırılar bir onur ve namus meselesi olarak görülmeli ve tüm parçalar ayağa kalkmalıdır.
Rojava Kürdistan Kuzey Kürdistan’ın parçasıdır. Sivas Kongresi’ndeki Misak-ı Milli’de Rojava Kürdistan Türkiye’nin parçası olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle özellikle Kuzey Kürdistan halkı Rojava Devrimine katılmalıdır. Sınırlar fiili olarak kaldırılmalıdır. Bu sınırlar siyasi ve sanal sınırlar haline getirilmelidir. Kürt Halk Önderi “Misak Milli güncelleşmeli” çağrısını yaptı. Sınırlar kalkmasa da Kürtler arası siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik ilişkilerin engellenmemesini istedi. Türkiye’nin Kürt sorununu demokratik temelde çözerek diğer parçaların yönünü Kuzey Kürdistan’a çevirmesinin sadece Kürtler için değil, Türkiye için de hayırlı olacağını vurguladı. Türkiye bu zihniyet ve kafada değil. Düşündüğü tek şey hakimiyet ve Kürtleri yok etmek olunca mantıklı düşünemiyor. Kendisini de bitirecek yanlışlıkta ısrar ediyor.
Türkiye zaten yol ayrımına gelmiştir. Stratejik karar alma aşamasındadır. Ya Kürtlerle demokratik birlik yaparak bölgenin kaderini de değiştirecek tarihsel bir hamle yapacaktır ya da tarihine ters davranıp çarpılarak Türkiye’yi sürekli Kürtlerle çarpıştırıp amaçlarını gerçekleştirmek isteyenlerin istediğini yapacaktır. Türkiye’nin stratejik derinliğe mi sahip olduğu, yoksa stratejik sığlık içinde çıkmazlarda debeleneceği mi yakında belli olacaktır. Davutoğlu; Kürdü, yani yakınındakini görmeden stratejik derinliğe kavuşacağını sanarak büyük bir yanılgı yaşamıştır. Zaten şuanda Türkiye’nin dış politikada yaşadığı çıkmazlar, tarihteki Kürt-Türk birliği; siyasal sosyal, kültürel diyalektiğini görmeyen stratejik sığlıktan kaynaklanmıştır.