Savaş akıldışılığın egemen olduğu ve çok biçimli meşrulaştırma çabalarıyla beslenen mantıksal olarak her zaman ahlak dışı nitelendirilecek bir durumdur. Günümüzde özellikle uluslararası emperyal güçlerin silah teknolojisini mahirce kullanıp, manipüle ederek yarattığı vahşeti ifade etmektedir. Kitle iletişim araçları sayesinde savaşlar başlamadan önce her türlü görsellikle desteklenerek insanların önce evlerine sokulur, sonra beyinlerinde sürdürülür ve en nihayetinde teatral bir gösteriye dönüştürülerek toplumun sindirmesi sağlanmaktadır. Bu koşullarda Kürt Özgürlük Hareketinin Ortadoğu’nun vahşet saçan savaş ortamında geliştirdiği paradigma sadece Kürdistan'da değil tüm bölgede demokratik çözümün temel felsefesi olarak şekillenmektedir.

Zira emperyalist ve bölgesel güçler klasik ulus devlet sistemini ve giderek koyulaşan savaşları dayatırken, halklar Rojava devriminde olduğu gibi Demokratik Konfederal sistemde birleşmektedir. Rojava’ya yönelik savaşın, şimdiye kadarki Suriye senaryolarında öngörülmeyen bir durum olarak bütün dengeleri alt üst ettiği, AB başta olmak üzere, ABD, Arap ülkeleri, Çin ve Rusya politikaları ve son olarak bölgede yaşanan yeni gelişmelerin dozajıyla doğrulanmaktadır. Ortadoğu’da nasıl ki emperyalistlerin ve bölge gerici devletlerinin bir planı varsa, ezilen halklarında bir planının olduğunu yaşanan tüm vahşete rağmen direnişin sürekliliği bize kanıtlamaktadır. Rojava Kürdistan ile Kuzey Suriye’deki gelişmeleri engellemek ve halkların ortak yaşam iradesiyle yaşanan demokratik değişimleri yıkmak isteyen Türk devleti, Suriye ve Rojava Kürdistan’a dönük işgal planları ve saldırılarını her gün artırarak sürdürdü. Bu zaman zarfında tarihe yazılan Efrîn direnişi, dünya halklarının umudu olan Rojava devriminin teslim olmayacağını gösterdi.

Nitekim iki yıl önce Türk devletinin Efrîn’e yönelik 20 Ocak 2018’de başlayan İşgal saldırısı esnasında binlerce kişi katledildi, yüzbinlerce kişi yaşam alanlarını terk etmek zorunda kaldı. Fakat direniş bitmedi, büyüyerek sürdü. Bu bakımdan Efrîn işgalinin yıldönümü vesilesiyle Rojava bağlamında bir kaç temel vurguyu yeniden hatırlatmakta fayda var; Birincisi; Kürt inkarına dayalı olarak geliştirilen Ortadoğu statükocu ulus-devlet iktidarlarının planları boşa çıkarılmakla kalmamış, Kürt hareketi bölgenin temel aktörlerinden biri haline gelmiştir. İkincisi; Rojava devrimi ile kapitalist modernitenin alternatifi olarak gelişen Demokratik Modernite paradigması özellikle küresel düzeyde alternatif sistem arayışındaki muhalif kesimleri için küresel direniş merkezi ve inanç kaynağına dönüşmektedir. Üçüncüsü; halklar demokratik ve öz güce dayanan örgütlülükle toplumsal bir aydınlanma yaratmış yeni bir yaşamın yaratılabilineceğinin umudunu geliştirmişlerdir.

Bu sebeple, Rojava’da yaşanan devrimi sosyal yanları da olan demokratik devrim diye adlandırmak eksik olacaktır, zira Rojava’da “sosyal olan”, devrimin çeperinde duran, onunla birlikte gelen bir yan kazanım değil, devrimin ana merkezidir. Olmakta olan bildik manada bir sosyalist devrim değildir, ancak en az onun kadar sosyalist fikirli, sosyalist pratikli bir devrimdir. İşte bu yüzden Efrîn’de yaşanan direnişin destekçisi değil her nerede bulunursak bulunalım öznesi olmak zorundayız. İşte bu yüzden Efrîn’de direnenler sadece destek sunmamız gereken kardeşlerimiz, arkadaşlarımız değil, aynı zamanda kendimiz ve kendi geleceğimizdir. Aradaki ilişki bir benzerlik değil, sosyalist ideadan doğru bir özdeşlik ilişkisi olmak zorundadır. Dolayısıyla Efrîn’i savunmak sadece haksızlığa uğramış bir coğrafyayı ve insanları savunmak değil, bizatihi olmakta olan devrimin ve özgürlüğün kendisini savunmak, kendimizi, insanlığımızı savunmak olmalıdır. Nihayetinde faşist Türk devleti ve destekçi çeteleri sadece masum insanları öldüren ortak düşmanımız oldukları için değil, tahayyülümüzü, ideallerimizi tehdit ettiği için de telin edilmelidir. Bu bağlamda Efrîn direnişi sadece insanlar kendi canını, toprağını savunduğu için değil, aynı zamanda en güzel idealleri savundukları için de değerli olmalıdır.

Özetle dünya deneyimlerinin gösterdiği bir gerçek var, örgütlenen ve direnen halklar yenilmezdir. Bu bakımdan Efrîn’den işgalcilerin kovulması için direnen Efrîn halkı ile dayanışma, başta Ortadoğu olmak üzere tüm dünya halklarının bizzat kendi görevidir. Bu bakımdan anlatılanın bizim hikayemiz olmasının tek şartı, Rojava’yı kendi idealimiz, düşümüz olarak görmektir. Samimi, süreklileşen ve kesintiye uğramayan bir dayanışma ancak böyle mümkün olabilir.