Üç yıldır DAİŞ çeteleri aracılığıyla Rojava Kürdistan’ına saldıran Türk devleti, 2013 Newrozu’nda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın başlatmış olduğu Demokratik Çözüm Projesi’ne yönelik de herhangi bir adım atmadı. Çözüm sürecine yönelik oyalama politikasının da sonuna gelindi. Son olarak Oramar’da gerilla alanlarına yönelik Türk savaş uçaklarının gerçekleştirdiği bombardımanla da ateşkesi bozdu. Daha önce de Kürt tarafının çözüm sürecine yönelik somut adımlarına karşılık vermeyerek Kürt halkına imhayı dayatan politikalarını sürdürdü. Gerillalara yönelik askeri hareketlilik, pusulama, askeri yol ve karakol yapımları ile savaş hazırlıklarını aralıksız sürdürdü. Diyalog sürecini çözümsüz, tek taraflı bırakarak süreci sabote etmenin tüm yol ve yöntemlerini denedi.
Türk devleti çözüm sürecine yönelik çatışmayı esas alan politikasını Rojava’ya karşı da sürdürdü. Rojavayê Kurdistan’da YPG ve YPJ güçlerinin vermiş olduğu direnişi boşa çıkarma ve Kürt halkının Rojava Kürdistan’daki kazanımlarını yok etmek amacıyla yapılan birçok saldırı planında da bizzat yer aldı. Özellikle Kobanê şahsında bu imha politikalarını hep sürdürmek istedi. Bu çerçevede insanlık için büyük bir tehlike olan DAİŞ çete örgütüne lojistik, savaşçı ve cephane yardımları yaparak, yol güzergahları oluşturarak Kürt halkının emeğiyle oluşturulan Rojava Devrimi’ni boğmak istedi. Özellikle Kobanê’de DAİŞ çetelerinin gerçekleştirdiği katliam planlamasında yer alarak Kobanê halkının direnişinden intikam almayı seçti. Bu katliamda bir diğer amacı da YPG ve YPJ güçlerinin Girê Sipî alanına yönelik geliştirdiği “Komutan Rûbar Qamişlo” ve “Şehit Gelhat Cudi” operasyonlarının önünü almak, Rakka’ya ilerleyişlerini engellemekti.
İntikam için Kobanê‘yi seçti
Girê Sipî (Til Ebyad) çeteler açısından stratejik bir alandı. Türkiye ile iletişimin büyük bir bölümü bu hat üzerinden sağlanıyor, çetelerin savaşçı, lojistik ve cephane ihtiyacı buradan karşılanıyordu. Hatta bu hat üzerinden Türk devletinin sağladığı lojistik ve cephane ile birlikte DAİŞ çeteleri, 15 Eylül 2014’de Kobanê’ye yönelik imha amaçlı saldırı dalgasını başlattı. Türk devleti, Rojava için de stratejik ve manevi öneme sahip Kobanê‘nin işgaliyle Kürt hareketinden de intikam almak istiyordu. Kobanê‘nin işgali, 40 yıldır tüm imkanlarını seferber etmesine rağmen ilerleyişini durduramadığı Kürt Özgürlük Hareketi’ne vurulan en büyük darbe olacaktı. Kobanê‘de bitirilmek istenen Kürtlerin onuru, mücadelesi, umutları, geleceğiydi…
Kürt halkının tarihte katliamlarla, kanla bastırılan isyanları gibi, Kobanê‘deki direniş de bitirilmek, Kürt halkı susturulmak istendi. Bu noktada çıkarları DAİŞ’le örtüşen Türk devleti çetelerden hiçbir desteği esirgemedi. Kapılarını gece gündüz sonuna kadar açtı, cephaneliklerini, TIR’larını, kamplarını DAİŞ’in hizmetine sundu/sunuyor. Bu desteğe rağmen Kürt halkının direnişi bu planına çomak sokuyor. Kürt halkının savaş cephelerinden sınıra, meydanlara yayılan ve ezber bozan direnişi onu da çetelerini de hüsrana uğratıyor. İşgalin ganimetini paylaşmayı düşlerken, ortağı DAİŞ çetesinin YPG/YPJ güçleri karşısında aldığı yenilgileri paylaşıyor.
Kürt zaferine karşı savaş konsepti
2014 Eylül’ünde başlatılan Kobanê kuşatması, Türk devletinin Kobanê katliamı öncesi duyurduğu Rojava işgalinin ilk etabıydı. Kürt halkı bunu görerek, Kobanê‘ye, Rojava Devrimi’ne sahip çıktı. Kobanê direnişi ve zaferi DAİŞ çetelerine destek vererek örtülü yürütmek isteği bu işgal harekatını frenledi. Girê Sipî zaferi ise Rojava’daki bu yenilgisinin artık kesinleşmesiydi. İkinci yenilginin acısı, Türk devletinin Rojava işgalini aleni olarak dile getirmesi ve amacını sesli olarak dile getirmesine yol açtı. Türk devleti işgal hedefini sadece DAİŞ çetelerine verdiği destekle gerçekleştiremeyeceğinin farkına vardı. Özellikle de çetelere verdiği destekte en büyük lojistik kapısı Girê Sipî‘nin YPG/YPJ denetimine geçmesiyle bunu gerçekleştirmesi mümkün değildi. Kobanê, Girê Sipî zaferleri ile 7 Haziran seçim zaferi Türk devletinin maskesini düşürdü. Özellikle Girê Sipî zaferiyle, Türk devleti seçim döneminde devreye koyduğu savaş konseptine hız verdi. Açıklanan Rojava işgal planı, Kobanê katliamı, gerilla alanlarına yönelik bombardıman ve askeri operasyonlar, Ardahan’daki infaz, baraj ve kalekol yapımlarının sürdürülmesi bunun yansıyan en somut sonuçları. Bunlara paralel olarak yürütülen siyasi soykırım operasyonları ve Öcalan’a yönelik tecrid topyekûn saldırı konseptinin diğer boyutları.
Rojava’ya saldırı intiharı olur
Uluslararası güçlerin itirazlarına rağmen, Türk devleti Rojava’da toplu katliamları yapabileceği tampon bölge oluşturmada ısrar ediyor, bununla işgal hayallerini gerçekleştirmek istiyor. Bu planlarına rağmen Kürt Özgürlük Hareketi’ni engelleyemeyeceğini bilse de kör bir dövüşle bu şansını denemek istiyor. Adeta Kürt halkının Rojava’da kazanmaması için Rojava’da bir yenilgi daha almayı göze alıyor.
Unutulmamalı ki, tüm Kürt halkı ve insanlığın bir değeri haline gelen Rojava Devrimi’ne yönelik bu saldırı, Kürt halkını daha çok birleştirecek. Rojava saldıran hangi güç olursa olsun tüm Kürt halkını karşısında bulacak. Türk devleti Rojava’ya yönelik olası bir saldırısında dışarda uluslararası güçlerin tepkileri ile birlikte, içerde de Kürt halkının 6-8 Ekim serhildanlarında ortaya koyduğu tepkinin çok daha ötesinde bir isyanı hesaplamak zorunda. Buna Avrupa ve diğer ülkelerde yaşayan Kürt halkı ve dostlarının, Rojava Devrimi’ne gönül verenlerin tepkilerini eklediğimizde, Rojava’ya yönelik saldırı Türk devleti için astarı kendisinden pahalı bir girişim. Rojava’ya karşı savaş ve düşmanlık Türkiye’ye kaybettirir. Herkes gibi Türk AKP de Erdoğan da bunun herkes farkında. Buna rağmen denemesi, intiharı olur!