Halkların birbirine düşmanlığı, kutuplaştırılması bu temelde parçalanması sağlanmadan Ortadoğu’da hiçbir dış gücün hakimiyeti sağlanamaz. Hiçbir siyasi, kültürel, ideolojik akım hayat bulamaz. Bu Ortadoğu’nun gerçeğidir. 

Milliyetçilik kendi milliyetini, kendi dinini, kendi kültürünü her şeyin merkezine koyma, diğerlerinden üstün görme yaklaşımıdır. Diğerlerini küçümseme, hor görme ve ötekileştirmedir. Kapitalist modernite Ortadoğu’yu milliyetçilikle zehirlemiştir. Aralarına nifak sokmuş halklarımızı birbirine kırdırmıştır. Sonra da bir arabulucu gibi tüm bölge üzerinde denetim kurmuştur. Bu 200 yıldır sürmektedir. 

İngiltere, Fransa, Almanya ve bu ekibe sonradan eklenen ABD, milliyetçilik zehriyle teslim aldıkları bölgemizde tekçi ulus devletçiliği özenle geliştirmişlerdir. Milliyetçilik ve ulus devletçilik eliyle halklarımız üzerindeki sömürü ve iktidar hiç olmadığı kadar merkezileşmiş ve derinleşmiş, bölgemizin bütünlüklü yapısını paramparça etmiştir. 

Ulus devletçiliğin derinleştirdiği sorunlara yine ulus devletçilik temelindeki tüm çözüm arayışları bitmeyen savaş ve çatışmalara neden olmuştur. Bu kanamalı durum dinsel, mezhepsel ve kültürel alanlara da yayılmıştır. Farklılıkların birliği ve açığa çıkardığı güç unutulmuş, işbirlikçi iktidar odakları üstten alta toplumdaki tüm farklılıkları sıfırlama yaklaşımı içine girmiştir. Tüm farklılıkları bir potada eriterek kendine göre yeniden şekillendirme çabası, asimilasyon, soykırım, katliam, inkar ve imha yöntemlerinin en vahşi örneklerini ortaya çıkarmıştır. 

Rojava Devrimi felsefi-siyasi-askeri içeriğiyle bu soruna çözüm perspektifiyle ortaya çıkmıştır. Tüm farklılıkların eşit, adil ve demokratik temelde birliği fikri üzerinde yükselmektedir. Bu milliyetçiliğin reddi demektir. Dolayısıyla tekçiliğin ve tekçilik üzerinde yükselen ulus devletçiliğin de reddidir. Halklarımızın son 200 yıldır birbirlerini reddetmelerinin ve bu temelde giriştikleri çatışmaların önünü böyle almayı hedeflemektedir. 

Bu anlamda tarihi bir adımdır. Bu adımın yaygınlaşması bölgemizin farklılıklarını zenginlik ve güç kaynağına çevireceği gibi açığa çıkaracağı güç ile çatışmaların önünü alacak, dış müdahalelerin de önünü kapayacaktır. 

Çoğulcu felsefesi, buna uygun siyasi yapılanması ve kendini savunma tarzı ile yeni bir toplumsallaşma biçimidir. Toplumu yeniden inşa modeli ve projesidir. Çünkü Ortadoğu toplumsallığı milliyetçilik ve ulus devletçilik temelinde param parça edilmiştir. Kendisi için düşünemez, kendisi için karar alamaz ve kendini savunamaz duruma getirilmiştir. Farklılıklara hoşgörü kültürüyle bin yıllardır birlikte yaşayan halklar, inançlar ve kültürler iki yüz yıl içinde birbiriyle boğazlaşacak kadar büyük bir kültürel dejenerasyona uğratılmışlardır. Halklarımız böylece zayıf düşürülerek her türlü sömürüye açık hale getirilmiştir. 

Rojava Devrimi Demokratik Kondeferdal içeriğiyle yeni bir toplumsallaşma demektir. Toplumun çoğulcu ve demokratik kültür temelinde yeniden örgütlenmesi temel perspektifidir. Örgütlemenin derinliğine sağlanması demokratik ve komünal yapısıyla mümkün olmaktadır. Farklılıkların ortak yaşam etrafında ve demokratik esaslarda oluşan komünler-meclisler etrafında örgütlenmesi hem toplumun güçlenmesi, hem çatışma ve çelişkilerin son bulmasını getirmiştir. Rojava Devrimi gücünü bu konuda attığı başarılı adımlara borçludur. 

En alttan en üste kadar bir mekanizma biçiminde örgütlenen komün ve meclisler toplumun politikaya katılması anlamına gelmektedir. Halklar politik süreçlerde direk söz sahibi olmaktadır. Bu, doğrudan Demokrasi’yi ifade etmektedir. Rojava Devrimi’nde Doğrudan Demokrasi’nin araçları olarak komün-meclisler kadar bu yapıların demokratik, katılımcı, eşitlikçi bilinç ve kültürü de hızla oluşmaktadır. 

Komünlerin ve Meclislerin çıkarcı gurupların eline geçmemesi, kendi çıkarları temelinde başkalarına karşı bir baskı aracı olarak kullanılmaması için yeni toplumun demokratik zihniyet temelinde eğitimi en önemli çalışma olarak gelişmektedir. Bu çalışmada yeni toplumun zihniyet ve kültürünün taşırıldığı ve geliştirildiği kurumlar olarak Akademiler öne çıkmaktadır. Komünler ve meclislerde örgütlenen halk akademilerde demokratik, komünal ve özgürlükçü zihniyet temelinde eğitildikçe sistem gelişmekte toplumun örgütlülüğü ve gücü büyümektedir. Bugün Rojava Devrimi’nin en önemli başarılarından biri çok sayıda akademinin oluşturulmuş olmasıdır. Çok sayıda, her alanda akademi oluşturulmuş olması toplumsal zihniyetin yenilenmesini getirmektedir. 

Bu son derece önemlidir. Çünkü her şey iktidarcı, egemenlikçi, cinsiyetçi zihniyet kalıplarına göre şekil almıştır. Savunmadan, eğitime, adaletten, kültür-sanata kadar her şey böyledir. Toplum büyük oranda bu zihniyet ile yaşama bakmaktadır. Bu durumu yok sayarak atılacak hiçbir özgürlükçü adımın bir geleceği olamaz. Bunun için toplumsal zihniyetin yenilenmesi en öncelikli çalışmalardan biri olarak ele alınmaktadır. 

Rojava Devriminin ayırt edici bir yanı da ekonomiye yaklaşımında ortaya çıkmaktadır. Komünal ekonomi yeni toplumsallaşmanın ekonomik ayağıdır. Toplumsal yaşamı sürdürmek (savunma-barınma-beslenme ve soyunu sürdürme) gerekli olan ihtiyaçların üretimiyle mümkündür. Bu temeldeki etkinlikler ekonomiyi oluşturmaktadır. Ekonomik üretimin gerekli kıldığı araç ve gereçlerin temini, doğal ve insani kaynakların kullanımı, ihtiyaçların üretimi ve tüketimi, geliri ve dağılımı vb. bir örgütlenme ve organizasyonu gerektirir. Bu organizasyonun içeriği ve biçimi toplumsal ilişkilerin de içeriği ve biçimini oluşturur. Ekonomik örgütlenmenin amacı, işleyiş biçimi hangi esaslara göre örgütlenmişse toplumsal yaşam önemli oranda buna göre şekillenmektedir. Demokratik mi değil mi? Eşitlikçi mi değil mi? Adil mi değil mi? Ekonomik faaliyetin nasıl ve kim için yürütüldüğü yapısı ve kullandığı yöntemler ile belirlenmektedir. 

Dikkat edilirse toplumlar ekonominin kaynaklarından, hedeflerinin belirlenmesinden, ekonomik faaliyetin yürütülmesinden dolayısıyla ekonomik üretimden, üretilenlerin paylaştırılmasından dışlanmışlardır. Ekonomik kaynaklar, kararlar bir avuç elitin mülküdür. Topluma düşen elinden alınan ve küçük bir azınlığa mal edilen ekonomi için cüzi bir ücretle iş gücü olmaktır. Tüm değerlerin dışındadır, tüm ekonomik karar süreçlerinin dışındadır. Devlet ya da özel şirketlerin verdiğiyle yetinmek durumundadır. Onların çıkarına düzenlenmiş ekonominin ucuz işçisidir. Devletler bin yıllardır kendileri olmazsa toplumun aç kalacağını, kendi ekonomik ihtiyaçlarını karşılayamayacağı yalanını yaymaktadır. Tüm toplumu bireyciliğe, bencilliğe ve karcılığa yöneltmekte böylece en kolektif ve toplumsal faaliyet olan ekonomiyi bireysel bir iş gibi göstermektedir. Toplum rekabete sürüklenmekte, herkes birbirinin kurdu haline getirilmekte ortaya çıkan boşlukta tekeller, sömürü, açlık ve işsizlik boyvermektedir. 

Oysa ki tüm ekonomik kaynaklar halka aittir. Ekonominin amacı da toplumun bu kaynaklarını toplum için işlemektir. Rojava Devrimi’nde öngörülen ve geliştirilmeye çalışılan ekonomi tam da bunu amaçlamaktadır. Ekonomik komünler ve kooperatifler üzerinden toplumun kaynaklarını toplumun ihtiyaçlarını karşılamak üzere işlemek bu temelde Komünal ekonomiyi inşa etmek Rojava Devriminin temel önceliğidir 

Rojava Devriminin diğer ayırt edici bir yanı da bir kadın devrimi olmasıdır. Bunu her geçen gün tüm dünya görmekte ve ilgiyle izlemektedir. Ortadoğu’da neredeyse esamesi bile okunamaz hale gelen kadın gerçekliğine karşı Rojava Devrimi tam bir kadın direnişi ve dirilişidir. Yaşamın her cephesinde büyük bir kadın uyanışı, ayağa kalkışı ve katılımı yaşanmaktadır. Öz savunma başta olmak üzere öz yönetimlerde, komünlerde, meclislerde, akademilerde, kooperatiflerde hem nicelik hem de nitelik olarak kadının büyük bir katılımı söz konusudur. Kadınlar devrime katılmakla kalmamakta aynı zamanda devrime öncülük de yapmaktadır. Bu anlamda Kürt kadınları dünya devrimler tarihinde bir ilke imza atmaktadır.

Diğer halklara ve inançlara yaklaşım Rojava Devriminin diğer özgün yanlarından biridir. Halkların tümünü karar mekanizmasının içine alarak, boş çatışmaların önünü alırken, inançlara saygılı yaklaşımıyla her inancın kendisini var edebilmesinin yolunu açmaktadır. Halkları ortak eylemlere katarak milliyetçiliğin önünü alırken, inançlara hoşgörülü yaklaşımından dolayı da fanatizmin önünü almaktadır. Rojava Devrimi henüz yeni ve genç bir devrim olmasına rağmen bu her iki hususta büyük başarı elde ettiği tartışmasızdır. 

Özcesi Rojava Devrimi halkların, inançların, kadınların, gençlerin, emekçilerin, aydınların, sanatçıların, sivil toplumcuların ve ne kadar toplumsal kesim ve tabaka varsa tümünün devrimidir. Bundan kaynaklanan gücüyle çözülemez denilen sorunlara çözümler bulabilmekte, halkların ve farklı dinlerin bir arada yaşayabilme zeminini güçlendirdikçe çözüm gücü de artmaktadır. 

Halkların ve inançların ortak projesi olarak doğan Rojava Devrimi Ortadoğu gibi sorunlar yumağı haline getirilmiş bir bölgede büyümektedir. Başarısı tüm insanlığın başarısı olacaktır. Bunun için köhnemiş iktidarcı, milliyetçi ve savaşçı zihniyet yapılarından uzaklaşmak; komünal, demokratik ve özgürlükçü zihniyet yapılarına ulaşmak zorunludur. 

Ortadoğu tam bir kabus ve kan deryasıdır. Her türlü çıkarcı karanlık güç cirit atmaktadır. İnsanlar yakılmakta, katliamlar yapılmakta, köle pazarları kurulmakta, vahşetin ve şiddetin her türü yaşanmaktadır. Bunlar DAİŞ vb. çete yapılarına fatura edilse de, bunların kapitalist modernitenin ve onların yaratımı olan ulus devletlerin ürünü olduklarını biliyoruz. Birçok Ortadoğu devletinin bu çetelerden geri kalır yanları yoktur. Bu çeteler gökten düşmemiştir, küresel ve bölgesel gerici güçlerin ürünleridir. Kapitalist modernist çöplüklerden beslenerek Ortadoğu halklarının başına bela edilmişlerdir. 

Tüm bunları ortadan kaldırmak bölgemizi ve halklarımızı yaratıcı tarihine uygun bir yaşam alanına çevirmek için Rojava Devrimi güçlü bir çıkış sunmaktadır. Rojava Devrimi’ni ortaya çıkardığı değerler temelinde güçlendirmek ve tüm Ortadoğu’ya yaymak halklarımızın sorunlarından kurtuluşunun tek doğru yolu olarak görünmektedir.