Özgürlük Kuşağı Rojava - 4

Suriye’de yıllarca Baas rejimi tarafından soykırımdan geçirilen Kürtler, ülkenin sürüklendiği iç savaşla devrimin şafağı yaşıyordu. 19 Temmuz 2012’de ise Kobanê’de başlayan ve dünyaya model olan bir devrimin öncülüğünü yaptılar. Yıllarca topraklarına el konulan Kobanêliler, bir gecede devletin tüm kurumlarını ele geçirip, “Arap Baharı”nın halkların özgürlük baharı olduğunun da müjdesini veriyordu. Kobanê’de ertesi sabah olacak devrimin gecesini anlatan Şehit Aileleri Kurumu Yöneticisi Mistefa Îto, hazırlıkların günler öncesinde yapıldığı ve 19 Temmuz’da ise rejimin son kırıntılarının da Kobanê’den atıldığını söyledi. 

Qamişlo Katliamı’nın Rojava’da yarattığı serhildan ruhu halk arasındaki birliği güçlendirirken, Tunus ile başlayarak domino etkisiyle diktatörlerin yıkıldığı “Arap Baharı”, Suriye’de yaşayan Kürtler için devrimin şafağı oldu. Tunus, Mısır, Libya diktatörlerinin yıkılışından sonra isyanın merkezi Suriye olurken, halkların Baas rejimine karşı giriştiği iç savaş, dünyada ve özellikle bölge ülkelerinde büyük değişim ve dönüşümleri, toplumsal altüst oluşları beraberinde getirdi. Bu köklü değişimlerden en dikkat çekeni, 19. yüzyıldan itibaren Suriye rejiminin işgali altında bulunan 3 milyon Kürt’ün tüm dünya halklarına sunduğu bir model ortaya koymasıydı. Dilleri, kültürleri ve ulusal kimlikleri yasaklanmış ve bunlardan 400 binine kimlik dahi verilmeyen, kendi anavatanında mülteci gibi yaşayan Kürtler, Arap Baharı’nı Kürt devrimine dönüştürüyor; soykırımdan adım adım özgürlüğe yürüyen Kürt halkı, Ortadoğu özelinde de yeni bir dönemin de başlangıcına imza atıyordu. 


Öcalan’dan beslenen halk, özgürlüğe yürüyordu

Bölgede başlamakta olan iç savaş, Rojava’da da etkisini gösterirken, Kürtlerin inkar ve imha politikalarına karşı on yılları bulan direniş ve mücadeleleri “Arap Baharı”nı Rojava şahsında “halkların baharına” dönüştürüyordu. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın uzun yıllar yaşadığı Rojava’da bu dönemde önemli bir zemin hazırlanmış ve önemli bir tecrübe açığa çıkartılmıştı. Baas rejimin 12 Mart 2004’te Qamişlo’da gerçekleştirildiği katliamın ardından ortaya konulan direniş de devrimin zeminini kalıcılaştırıyordu. Bu katliamın ardından oluşan serhildanlar, savunma ve toplumsal alanda örgütlenmeye evirildi. Demokratik Birlik Partisi (PYD) de bu dönemde (2003) kuruldu.



Özgürlük çizgisi esas alındı

Kürtler, rejim ve muhalif güçlere mesafeli durarak üçüncü bir güç ve alternatif olup çözüm gücü olduklarını göstermeyi önlerine koydu. Bu dönemde rejim bir taraftan, muhalif güçler de bir taraftan Kürtleri yanlarına çekerek birbirlerine karşı kullanma gayreti içindeydiler. Bu eksende Kürtler de çatışmaların içerisine çekilmek isteniyordu. Halkların özgürlüğü için üçüncü bir çizgiyi ortaya koyan Kürtler, muhalif güçler tarafından rejime destek vermekle suçlanırken, rejim tarafından da muhaliflere destek vermekle suçlandı. Rejim ve muhalif güçlerin özgürlük getirmeyeceğini, kaos ve çatışmayı derinleştireceğini savunan Kürtler, halkların bir arada özgürce yaşayabilmesi için arayıştaydı. Bu arayışın adı da üçüncü çizgiydi.



Kobanê devrim ateşinin yakıldığı yer oldu 

18 Temmuz’da Suriye’nin başkenti Şam’da devletin tüm etkili kurumlarının yönetim kademesinin kriz toplantısını gerçekleştirdiği binada meydana gelen büyük patlamada yöneticilerin büyük kısmı ölürken, 19 Temmuz akşamı ise Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) Kobanê ve Halep arasında bulunan Mınbic ve Cerablus kentlerini ele geçirdi. Bu gelişmeler Kürt hareketine de beklenen fırsatı sunuyordu. 2012’nin Nisan ve Mayıs aylarında Kobanê’de rejim tarafından yıllar önce el konulan toprakların halk tarafından  geri alınması, önümüzdeki dönemin yöntemini de şekillendiriyordu. Kobanê halkı, Nisan ayında bir gece rejimin el koyduğu arazilere girerek yıllar önce kendilerinden alınan topraklara el koydu. Suriye ordusu müdahale için bölgeye gelmesinin ardından bu kez karşısında halkın kendi içerisinde oluşturduğu güvenlik gücü YPG’yi gördü ve geri çekilmek zorunda kaldı. 


Camiler toplumsal rolünü oynamaya başladı 

Devrim sonrası tarihi bir direnişe de ev sahipliği yapan Kobanê’de bunlar yaşanırken, diğer kentlerde de sokak sokak dolaşılıp, “Ey Kürtler, Mele Mustafa Barzani’nin, Şêx Seîd’in, Qazi Muhammed’in, Selahaddin Eyûbî’nin torunları! Bugün namus günüdür, şeref günüdür. Tüm yurtseverler alanlara çıksın. Özgürlüğümüzü kazanalım” duyuruları yapılarak halk “yönetimi ele geçirmeye” çağrılıyordu. Özgürlüğe ilk adımların atıldığı toplantılar da camilerde gerçekleştiriliyordu. “Camide neden toplanıyoruz?” sorusuna cevap ise doğal halk öncüleri olan melelerden geliyordu. “Camiler Hz. Muhammed döneminde de halkın toplumsal sorunlarını gidermek için toplanılıp tartışılan yerlerdi. Sonradan alanı daraltıldı. Biz şimdi eskisi gibi işlevli hale getiriyoruz” diyorlardı. 



19 Temmuz 2012, saat 01:00…

Toprakların geri alınarak ilk devrim kıvılcımının yakıldığı Kobanê’de artık yürüyüşler düzenleniyor ve halk adım adım örgütlendiriliyordu. Tarih 19 Temmuz 2012, saat 01:00’ı gösterdiğinde ise artık Rojava için devrim zamanıydı. Yine Kobanê’de halk, örgütlü bir şekilde, ilk olarak şehrin çıkış yolu üzerinde bulunan rejime ait tütün mamullerinin bulunduğu satış noktasına el koydu. Halk tarafından oluşturulan savunma gücü YPG de şehrin giriş ve çıkışını kontrol altına alırken halk, kent merkezindeki birçok kurumda kontrolü ele geçirdi. Sonrasında Merkez Seqafi adı verilen Kültür Merkezi, ardından rejim partisinin kullandığı bina, diğer rejim kurumları, mahkeme binası, “kansız devrim” gerçekleştiren halkın kontrolündeydi. 


Halk rejimden uzaklaşıyor, Mala Gel’de bir araya geliyordu 

Kobanê’de halkın 19 Temmuz gecesi geliştirdiği bu hamlenin içerisinde yer alan ve şimdilerde Kobanê Şehit Aileleri Kurumu yönetici olan Mistefa Îto, o gün yaşananları paylaştı. Îto, 19 Temmuz öncesinde devrimin tohumlarının atıldığını ve o dönemlerde halkın örgütlülüğüyle meclisler kurulduğunu ve resmi olmayacak şekilde Asayiş güçlerinin de kurulduğunu aktardı. Îto, bu şekilde rejimi marjinalleştirdiklerini belirterek o dönemde rejimin kurumlarından çıkamaz hale getirildiğini söyledi. Îto, halkın da rejimden uzaklaştığını ve Mala Gel’de yer almaya başladığını belirterek, “Diyebilirim ki artık her şey elimizdeydi. Sadece rejimin bazı kırıntıları kalmıştı” dedi. 


‘Suriye’de yaşananlar bir fırsat sunuyordu’

19 Temmuz’dan iki gün önce gerçekleştirdikleri toplantı ile rejime ait yerlere “el koyma” kararı aldıklarını söyleyen Îto, şunları söyledi: “Ani gelişen bir durum değildi. Gerekli planlamalar yapıldı. Bir grup arkadaş güvenlik güçlerinin olduğu yere, bir kısım arkadaş diğer kurumlara girecekti. Çatışmaların yaşanmasını istemiyorduk. Onları kentimizden çıkarmanın peşindeydik. Kürt halkı olarak yıllardır hakkımızı almanın hayalini kuruyorduk. Suriye’de yaşananlar da bizim için bir fırsattı. Sabaha doğru artık rejimin bütün kurumları halkın denetimine geçmişti. Askeri alanlar, yine rejim yönetiminin bulunduğu yer, BAAS partisinin binası, buralar ele geçirilmişti. Bunları ele geçirmeden bir süre önce de bir araya geldiğimiz Mala Gel de rejime ait bir kurumdu ve biz el koyarak orayı Mala Gel’e çevirmiştik, yani halkın evine. Rejimi 19 Temmuz’dan önce TEV-DEM’in politikasıyla tüketmiştik. Bu yüzden de birçok kurumu rahatlıkla ele geçirdik. En önemlisi de kaymakamın yeriydi. Orayı da 19 Temmuz gecesi ele geçirdik.” 


Kürt halkıyla rejim arasındaki fark 

Îto, 19 Temmuz’dan bir gün sonra yaşadığı bir anıyı da anlattı. Îto, 19 Temmuz sabahı Helînce köyündeki asayiş noktasında rejim görevlilerinin kentteki silahları çıkarmamaları için nöbet tutuğunu söyleyerek, “Rejime ait bütün silahlar ve arabalar götürülmek isteniyordu. Ölüm ya da tutuklama yapmamak için biz de nöbet tutuyorduk. Birinci amacımız kenti temizlemekti. 19 Temmuz’dan yaklaşık bir yıl önce rejim tarafından evime baskın yapılarak gözaltına alındım. O sırada Halep’e götürülerek işkencelerden geçirildik. Asayiş noktasındayken beni gözaltına alıp işkenceden geçiren biriyle tesadüf eseri, o Kobanê’den kaçmaya çalışırken karşılaştım. Arabada saklanmıştı. Beni gözaltına aldığını hatırlattım kendisine. O da, ‘Bize emir gelmişti, ben de emri uygulamak zorundaydım’ dedi. Ben de ona, “Bizi gözaltına alıp işkenceden geçirdiniz. Ben bugün burada sana her şeyi yapabilirim. Öldürebilirim, işkence edebilirim, malına el koyabilirim ama Özgürlük Hareketi’nden aldığım ahlak ve insana yaklaşımla sana karışmıyorum. Bunu iyi bilmelisin ve sana bir ders olmalıdır. Nereye gidersen ‘Bizim ahlakımızda işkence yoktur. Kürtlerin ahlakı budur’ demelisin. Bu yüzden de selametle ailene ulaşmanı istiyorum. Senin yerinde olsam rejimden kopar, kendimi yaşama katarım’ dedim.” 


İç içe birçok devrim

19 Temmuz gecesi yaşadığı duyguları da paylaşan Îto, “Kürt halkı olarak yıllarca özgürlüğü hayal ediyorduk. ‘Acaba bir gün dilimizi konuşabilecek miyiz? Resmi olarak bu topraklarda ‘Kürt’üz’ diyebilecek miyiz?’ diye hayal ediyorduk. 19 Temmuz’da bir bütün olarak özgürleştik. Demokratik Özerklik çerçevesinde bir araya geldik ve bu sistem sadece Kürt halkının değil bütün toplumsal çevrelerin sorunlarına cevap olacağını ortaya koydu. 19 Temmuz tek bir devrim değildi. İçerisinde birçok devrimi de beraberinde getirdi. Dil, kültür devrimi bunlardan biriydi. Bugün insanlık devrimi Kobanê’de yaşandı. Saldırgan çetelere karşı da burada sürdürülen savaş, insanlık onuru için verilen bir savaştır” ifadelerini kullandı. 


Kobanê’yi diğer kentler izledi 

Kobanê’de halkın da katılımıyla rejim güçlerinin kentten çıkarılmasını Efrîn, Serêkaniyê, Dirbesiyê, Amûdê, Dêrik, Girkê Legê, Tirbespiyê ve Til Temir’de halkın yönetimi ele geçirmesi izledi. Suriye’nin Halep, Rakka ve Hesekê kentlerindeki Kürt mahallelerinde de rejim güçleri mahallelerden çıkarıldı. Şu anda bütün dünyanın gözünü çevirdiği Rojava Devrimi, işte böyle bir Temmuz gecesi, adı direnişle anılan Kobanê’de boy vermeye başlarken, 2012 Temmuz’undan itibariyle de Kürt halkı için yeni bir sayfa açıldı. 


Cizîrê, Kobanê, Efrîn


Rojava’daki Temmuz devriminin ardından 2014’te kanton olarak ilan edilen 3 bölgeyi de tanımakta fayda var. Rojava, Baas rejimi tarafından şehir olarak adlandırılmadığından iki bölge ismiyle tanımlanıyor. Birincisi Dêrik, Tirbêspiye, Qamişlo, Amûdê, Dirbesiyê ve Serêkaniyê’nin bulunduğu Cizîrê bölgesi, ikincisi ise Kobanê ve Efrîn. Bu iki bölgenin dışında Hesekê, Şam, Rakka, Minbic, Halep ve Lazkiye’de de çok yoğun bir Kürt nüfusu yaşamaktaydı. 


Tarih kokan kanton: Cizîrê

Arapça’da “bir ada” anlamına gelen Cizîrê, Fırat ve Dicle nehirleri arasında bulunuyor. Doğusunda, tarihi bir yer olan ve zamanında tarihin merkezi olup adı stranlara (Endîwerê paytexte – Başkenttir Endîwerê) konu olan Endîwerê ilçesi bulunuyor. Cizîra Botan ile komşu olan Endîwerê’nin yüzü Cudi’ye dönüktür. Endîwerê’den Rojava’ya doğru sıralanan Dêrik, Girkê Legê, Rimêlan, Çelaxa, Tirbespiyê, Qamîşlo, Amûdê, Dirbêsiyê, Serêkanîyê’nin dışında, Güney’de Hesekê (Cizîrê resmi olarak bu isimle tanınıyor) ve Til Temir ilçesi bulunmakta. Düz ve verimli bir toprak yapısının olduğu bölge, verimliliği ile sadece Rojava’yı değil bütün Suriye’yi doyuracak bir zenginliğe sahiptir. Örneğin yıllardır Suriye’de elde edilen buğdayın %40’ı Cizîrê ve Rojava’nın diğer bölgelerinden elde ediliyor. Suriye’nin geneline düşen pay ise %45’tir. Cizîrê, petrol yönünden de zengindir. Buradaki petrol çoğunlukla Rimêlan ve Tirbespiyê de bulunuyor. Her yeri tarih kokan bölgenin Endîwerê, Aliya Bölgesi (Dêrik’ten Tirbespiyê’ye kadar), Qamîşlo, Amûdê, Dirbêsiyê ve Serêkanîyê, çok eski zamanlardan beri yaşam merkezleri olarak biliniyor. Kürtlerin en yoğun yaşadığı bölge olan Cizîre de rejim tarafından “Arap Kemeri” politikaları kapsamında Kürtlerden boşaltılmak istedi. 


Kadim aşiretlerin kenti: Kobanê

Cizîrê ve Efrîn arasında yer alan Kobanê’nin Şêxler ve Sirrîn adında iki büyük ilçesi ve 300 köyü bulunuyor. Savaştan kaynaklanan göçlerle beraber nüfusu 250 binden fazla olan Kobanê, Urfa’nın Suruç ilçesinin de komşusudur. Çoğunluğu Kürtlerden oluşan kentte kısmen Arap halkının yaşadığı ilçe ve köyler de bulunuyor. Kobanê’nin doğusunda Girê Spî (Til Ebyad), batısında da Cerablus bulunuyor. Yer üstü ve yer altı kaynakları bakımından zengin olan Kobanê, özellikle; buğday, arpa, mercimek, nohut, pamuk, susam ve biber yönünden yüksek verimliliğe sahiptir. Kobanêliler su kuyuları açmada da ünlüdür. “Hefara” adı verilen makiler sadece Kobanê’de değil tüm Kürdistan’da iş yapıyor. Toplumsal yönden kadim aşiretlerin bulunduğu kentte konfederasyon biçiminde örgütlenen Berazî aşireti bunlardan sadece biridir. 


Zeytin diyarı: Efrîn

Rojava Kürdistanı’nın en batısındaki Efrîn’in Şêrawa, Cindirêsê, Mabata, Reco, Bilbilê, Şiyê ve Şera adında yedi ilçesi ve 365 köyü bulunmakta. Tüm köy ve ilçeleri Kürtlerden oluşan Efrîn’in merkezinde çok az sayıda Arap yaşamakta. Mabata ilçesinde Alevi Kürtler, Qestel Cindo’nun çevresinde ve Ezazê’ye yakın bazı köylerde de Êzîdî Kürtler yaşıyor. Kültürel olarak Kürdistan’da özerk bir konuma sahip olan Efrîn’in tarihi de çok eskilere dayanır. Bazı bölgelerde Hûrî ve Romalı medeniyetine ait eserlere rastlamak mümkün. Kela Hûrîyan (Hurilerin Kalesi), kentte bulunan en ünlü ve eski tarihi mekanlardan birisidir. Efrîn’in ismi “zeytin”le de özleşmiştir. Kuş bakışı bakıldığı zaman yan yana dizilen zeytin bahçeleri, çok güzel bir görüntü oluşturur. Suriye’de yetiştirilen zeytinin % 30’u bu bölgede yetiştirilmektedir. 


HAYRİ DEMİR/ERSİN ÇAKSU/DİHA/KOBANÊ


YARIN: Demokratik Özerklik yaşam buluyor