Eğer bir kadın, direnişçi oğlunun cenaze töreninde halay çekiyorsa, can parçasını zılgıtlarla sonsuzluğa uğurluyorsa, o kadın adını sayamayacağımız bütün tanrılardan daha güçlüdür. Bu güçle nice devrimler yapabilir, nice işgalciyi dize getirebilir.
MEDYA DOZ
Hissetmemek yeryüzünün en korkunç duygusudur. Düşünün ki sizden öte biri acı çekiyor ama hissetmiyorsunuz. Sizin dışınızda birileri ciğerini sökercesine çaresizliğini haykırıyor ama hissetmiyorsunuz. Bir filiz başını toprağın altından çıkarıp boynunu güneşe uzatıyor ama onun varoluş heyecanını hissetmiyorsunuz. Bir karınca bir buğday tanesini almış canhıraş gidiyor ama onun yaşama çabasını hissetmiyorsunuz. Evet, hissetmemek bütün çağların en korkunç hastalığıdır. Bunlar çok naif serzenişler, biliyorum. Çünkü öyle bir çağda yaşıyoruz ki bile bile, isteye isteye, seve seve acılar yaşatılıyor insanlara, coğrafyalara ve yaşam adına ne varsa...
Sapkın bir ruh yönetiyor dünyayı
Gözünü kan bürümüş, aldıkça daha çok isteyen, istedikçe doymayan, hissetmeyen sapkın bir ruh yönetiyor dünyayı. Saysan bir elin parmak sayısını geçmeyecek hissiz bir zümre, milyonlarca insanın hayatıyla oyun oynuyor. Ölene üzülmüyor, ölmesi gerektiğine inanıyor. Yıktığı tarihin çığlığını duymuyor, yıkılması gerektiğini öngörüyor. İşgal ettiği coğrafyanın isyanını görmüyor, işgal etmeyi oyunun bir parçası olarak biliyor.
Hissizlik dünyanın en ağır küfrü
İnsanlık bu acımasız gerçeklik karşısında hakiki bir sınavdan geçiyor. Bu sınav şimdilerde Rojava topraklarında veriliyor. Ve bu insanlık sınavı son sekiz yıldır aralıksız bir şekilde devam ediyor. Rojava, insanlık adına direndiğinin bilincinde, bu yüzden ısrarla baş eğmiyor. Kobanê için insanlığın son mevzisi demiştim bir zamanlar. O mevzi düşmesin diye nelerden vazgeçildiğini sayarsak ağaçlar köklerini söküp bu dünyadan göçer. Şimdi de insanlığın umudu olan Rojava’ya saldırıyor hissiz ceberutlar. Hissiz diyorum. Size basit geliyor biliyorum ama hissiz olmanın dünyanın en ağır küfrü olduğuna inanıyorum.
Bir ayı aşkındır Rojava’da yaşanan Türk devleti ve çetelerinin işgal saldırısı tam da bu hissizliğin sonucudur.
Her şey kendi karşıtını doğurur
Ve bu bir gerçek ki hissizler öldürmeyi nasıl hissetmiyorsa, öldürdüklerinin nasıl dirilebileceğini de hissetmiyorlar. Oysa ‘her şey karşıtını doğurur’ gerçekliği evrensel bir diyalektiktir. İşgalci Türk devleti Rojava’yı işgal etmenin kabarmış iştahıyla ve tüm gücüyle saldırırken nelerle karşılaşacağının hesabını yaptı ama yanlış hesaplar yaptı. Burada herkesin çokça değindiği uluslararası destekten ve insanlığın Rojava’yı tüm kalbiyle sahiplenişinden bahsetmeyeceğim, işgali sınırlayan sadece bu destek değil çünkü.
Rojava’yı Rojava yapan kadın suretidir
Bence işgale dur diyen en temel gerçek, Rojava’nın iç dinamikleriydi. Neydi o iç dinamikler? Rojava kendini kadının devrimsel gücü ile inşa etmişti ve bugün de Rojava’yı ayakta tutan o kadın özgürlük mücadelesinin gücüdür. Eğer bir kadın, direnişçi oğlunun cenaze töreninde halay çekiyorsa, can parçasını zılgıtlarla sonsuzluğa uğurluyorsa, o kadın adını sayamayacağımız bütün tanrılardan daha güçlüdür. Ve bu güçle nice devrimler yapabilir, nice işgalciyi dize getirebilir. Eğer bir kadın, savaşçı eşinin şehit düştüğü gün doğum yapıp çocuğuna babasının ismini veriyor ve eşinin silahını yerde bırakmayıp kendisi silahlanıyorsa kusura bakmayın ama hiçbir ordu bu kadını yenemez. Eğer bir kadın hem kızını hem oğlunu alnından öpüp mevziye gönderiyorsa, kendisi ocak başında mevzinin hemen arkasında bomba ve topların dumanları arasında savaşanlara aş pişiriyorsa hiçbir silah bu kadına baş eğdiremez. Eğer bir kadın bütün varlığıyla direnip can veriyor ve gelinliğiyle ülkesinin toprağına gömülüyorsa, o ülkeye kimse diz çöktüremez. İşte Rojava’yı Rojava yapan bu kadın suretidir. Rojava devriminin ruhunda kadın mayası var. Maya bir kez tuttu hiçbir hissiz işgalci bu dem tutmuş sevdanın gülerini keyfince deremez. Rojava’ya saldırı büyüdükçe kadın direnişi de büyüyüp yeni ve yenilmez bir çizgi oluşturuluyor.
Devrimin çimentosu halkların ruhu ile karıldı
Diğer bir iç dinamik ise halkların gücüydü. Biliniyor ki Rojava’da sadece Kürtler yaşamıyor; Ermeniler, Asuriler, Türkmenler, Süryaniler ve Araplar da yaşıyor. Ve Rojava’nın demokratik sisteminde bütün halklar kendilerini özgürce ifade edebiliyor, kendi dillerinde eğitim görebiliyor, kendi öz iradesiyle kendini yönetebiliyor. Şiddete, baskıya, işkenceye ve zulme uğramıyor.
Bu yüzden özgürlüğün tadını aldığı bu sistemden canı pahasına vazgeçmiyor. Rojava hayali bir sistem değil, dirençli, güçlü, iradi bir halklar sistemidir. Rojava, halkların devrimidir denilirken teori yapılmıyor, toplumsal dokunun devrimci ruh ile yoğrulduğunun öz güveniyle söyleniyor. Rojava’nın çimentosu halkların ruhu ile karıldı.
Öyle olmasaydı Rojava daki Araplar, Asuriler, Ermeniler, Türkmenler, Süryaniler Kürtleri bu zor günlerinde terk ederdi. Ama etmediler. Hatta Arap aşiretleri Suriye rejim askerlerinin güvenlik sebebiyle bölgelerine gelmesini bile kabul etmedi. Yüzlerce gencini silahlandırıp QSD’ye kattı. İşgale karşı Kürtlerle beraber silah kuşandı. Topraklarını ve özgürlüklerini korumaya yemin etti. Çünkü biliyorlar ki Kürtler onlar için var, onlar da ancak Kürtlerle var olabilir. Oysa MİT, birçok Arap aşiret önderine QSD’ye karşı silahlanmaları için mektuplar göndermişti ama Araplar bunu ihanet sayıp reddetti. Süryaniler ve Asuriler askeri birliklerini güçlendirip mevzilere koştu. Hiç bir siyasi çalışmalarını aksatmadan yürütmeye ve kurumlarını daha işler hale getirmeye devam ettiler. Evlerinin anahtarlarını savaşçılara teslim edip evi mevzi olarak kullanabileceklerini söylediler.
Ve, teşekkürler hissiz kötülük
Bazen bazı kötülüklere teşekkür etmeyi bilmek gerek, çünkü o kötülükler bünyende sakladığın bütün iyilikleri açığa çıkarır. Düşmanların kötülük yaparken sana iyi olmayı öğretir. Teşekkürler hissiz kötülük!
Ve Rojava’nın kadim halkı Ermeniler, kurdukları Nubar Ozanyan Ermeni Taburu (Orhan Bakırcıyan) savaşçıları da “Halkımı savunmak için silah kaldırdım” deyip geldiler savaş meydanına.
Oysa Türk devletinin istihbarat yetkilileri Türkiye’deki Ermeni Patrikhanesine haber gönderip, “Rojava daki Ermenilere söyleyin gelip Serêkaniyê’de bizim denetimimizde yaşasınlar, kiliselerini de açmalarına izin veriyoruz” demişlerdi. Lütfetmişler… Türkiye’deki kiliselerin duvarlarına hakaretler yazıp Rojava’nın kiliselerine açma izni çıkarmak da çok samimi bir jest doğrusu. Elbette Rojava’daki Ermeni inanç önderleri ve savaşçıları bu talebi ihanet çağrısı olarak algılayıp iğrenç buldular ve kabul etmediler. Evet, bu saydığım halklar pekala arkasını Kürtlere dönüp gidebilir, onları ateşin ortasında bir başına bırakabilirlerdi ama bırakmadılar. İşte bu birliğin ve kenetlenmenin çok derin sebepleri var ve inanın ki işgalci Türkiye devletinin bu gerçeği çözecek zekası yok.
Tedavülden kalkmayan tefekkür ahalisi
Siz bakmayın Türkiye’nin işgalci böbürlenmesine. Özünde bir dağılma yaşıyor ve bu dağılma Rojava’nın toplanmasına vesile olacaktır. Zira Rojava halkları yaşamak için direnirken, Türkiye’nin vahşi sistemine dayanamayanlar intihar edip ölümü seçiyor. Dünyada sosyolojik olarak en zayıf bünyeye sahip ülke Türkiye’dir dersek abartmış olmayız. Dikkat edin, dünyanın her yerinde sistemik krizden dolayı halklar isyan ediyor ama Türkiye vatandaşları intihar ediyor. Kafatasçı Türklere sorsan o halklar geri derler.
Oysa geri olan, çözmeyen, isyan etmeyen, hakkını aramayan, yanlışa yanlış diyemeyen ve her şeye biad edendir.
Kısacası; Türkiye Demokrasinin ‘demo’su ile henüz tanışmayan, devletin tamamının ‘derin’ olduğunu bilmeyen, sosyalizme karşı çıkarken insanlığa karşı çıktığını anlamayan geri bırakılmış Türkiye toplumu kolay iflah olmaz. Ama yıkılan bu ahlak ile daha çok saray inşa edilir. Çünkü tedavülden kalkmayan tefekkür ahalisi, anlam zavallısıdır.
İnsani hislerinize gözünüz gibi bakın
Evet, sonuç itibariyle tarih şöyle yazacaktır; Türkiye, Rojava’yı işgal etmek için herşeyini satılığa çıkardı ama Rojava’daki direnişçi kadınların ve halkların ruhunu satın alamadı. İki yüze yakın cihadist çete örgütü ile birleşti, varını yoğunu çetelere yedirdi ama Rojava’nın örgütlü sistemini yenemedi. Bütün kapitalist devletler ile anlaşıp, olmayan onurunu peşkeş çekti ama bütün insanlığın lanetini de üzerine yağdırdı.
Kısacası hissizlik iğrenç bir şeydir. Siz siz olun insani hislerinize gözünüz gibi bakın. Eğer o gözleriniz hissederek bakarsa özgür Rojava’nın şafağında özgür Kürdistan’ı da görecektir.
Yarın: Rojava’nın adalet savunucusu: Yadê Eqîde