NİHAL BAYRAM/MAİNZ
“Vahşeti yaşamalarına rağmen Rojava insanının hayata dört elle sarılması hayranlık verici. Henüz yaralarını saramamış Kobanê’nin, Efrîn ve diğer alanların mağdurlarına gönülden yardım elini uzatması müthiş bir şey. Bu insanlığın halen ayakta olduğunu gösteriyor.”Suriye savaşında, Kuzey Suriye Federasyonu’nda devrimin ardından savaşın yaraları sarılıyor. Rojava’nın Kürdistani halkları, saldırılara karşı özgürlük mücadelelerini enternasyonal dayanışmayla örüyor. 13 Temmuz’da Almanya’dan Rojava’ya giden Yoksulluk ve Sağlık Yardım Kampanyası’nın Temsilcisi Prof. Dr. Gerhard Trabert, ekip arkadaşlarıyla birlikte savaşta yaralanan ve etkilenen hastaları tedavi ederek ilaç ihtiyaçlarını tedarik etmeye çalışıyor.
“Gözlerinden hüzün, çaresizlik okunuyor. Bu acıya rağmen hayata bi o kadar güç ile sarılmaları beni derinden etkiledi” diyen Doktor Trabert, Rojava’da en acil sorunlar arasında Şark Çıbanı (Leishmaniazis) ve Talasemi hastalıkları ile erken doğum kuvöz, plastik cerrahi ve yetimhaneler olduğuna işaret ediyor.
Trabert, Rojava’dan Halep ve Şam’a uzanan savaş mağdurların sağlık ihtiyaçlarına ilişkin gazetemizin sorularını yanıtlayarak Girê Spî’ye götürülen kuvöze alınan bebeğin yaşama mutluğunu da paylaştı.
Almanya’dan Rojava yolcuğunuzla başlayan yardım kampanyasıyla hedefiniz nedir?
Birinci hedefimiz; Şark Çıbanı hastalığına karşı ilaçları beraberimizde götürmekti. Bu hastalık gün geçtikçe yaygınlaşıyor ve bunun tedavisi ilaçsız mümkün değil. Bunun üzerine bizler toplam 6 bin Euro değerinde bu ilaçları temin edip Rojava’ya getirmeye karar verdik. Çark Çıbanı parazit veya bilinen kum sineği üzerinden bulaşan bir hastalıktır ve en yaygın bulaşma alanları olarak tendir ve ‘cilt ülserleri’ oluşturmakta. Bunun yanında ‘mukoza’ bölgelerine saldırmasından dolayı hayati tehlikesi var. Bizler bu ilaçları Hevya Sor a Kurd’a teslim ettik.
İkinci hedefimiz Talasemi hastalığı ile mücadeledir. Bir gen bozukluğu sonucunda 300’ün üzerinde çocuk hastadırlar. Talasemi hastalığı genetik bir hastalık olarak ilk acil tedavisi kan nakli almalarıdır. Fakat o kadar fazla kan alan bu çocukların bedenleri çok fazla demir depolayarak bu aşırı demir fazlalığı çocukların organlarına saldırır. Ve organlara saldıran bu fazla demir 15 veya 20 yıl sonra bu çocukların ölümlerine sebep olacaktır. Bundan dolayı bu fazla depolanan demir bedenlerinden tekrar alınması gerekiyor. Bu da ‘Chelatbildner’ dediğimiz terapi metodu ile demir atılımı terapisi yolu üzerinden mümkün. Fazla olan demiri tekrar bedenlerinden almamız gerekiyor. Bizler bunu sağlayabilmek için 3 bin Euro değerinde ilaçları Minbîc Hastanesi’ne teslim ettik. Elbette bu çok az bir miktardır ve çok daha fazla ilaçlara ihtiyaç var. Fakat bizler bu şekilde bunun başlangıcını yaptık.
Üçüncü hedefimiz; Girê Spî Hastanesi’nde acil kuvöz ihtiyacını karşılamaktır. Ve bizler 15 bin Euro değerinde olan bu kuvözü Rojava’ya getirebilmek için çok uğraştık. Toplam altı ay süren bir bürokrasi engeli sonunda bu engeli aşarak erken doğum ile dünyaya gelen bebekler için hayatı kurtaran kuvöz Rojava’ya getirebildik. Savaşın travması ve stresi sonucunda Rojava bölgesinde çok sayıda düşük ve erken doğum vakaları vardır. Ve orada erken dünyaya gelen bebeklerin tek kurtulma şansları bu kuvöz olduğu için bu bizim için öncelikli bir hedef oldu. kuvöz’i hastaneye teslim ettik ve yarin orada doktor ve hemşirelere kısa bir eğitim vereceğiz ki en kısa zamanda kuvöz devreye gire bilsin.
Dördüncü hedefimiz: ‘Rojava için ilaç’, ‘Yoksulluk ile Sağlık’ kampanyalarıyla İsviçreli ‘Interplast’ kurumlarının ortak bir projesidir. Interplast, uzman olan ‘plastik cerrahi’lerden oluşan bir yardım kuruluşudur. Uzmanlık alanları bedensel yapışıklıkları yanlış kaynamalar, savaş yaralanmaların, damak kolonu, beden ve yüz mutilasyonları benzeri yaralanmaların ameliyatı edebilmektir. Bu konuda Kobanê’de hem Heyva Sor a Kurd, hem devlet hastanesi ile askeri hastane ile ortak çalışıyoruz. Örneğin bir ön tespit yapıyoruz ki kimlerin acil ameliyat ihtiyacı var diye liste yapıyoruz. Ardından ulaştığımız bu bilgileri ve dosyaları Interplast’a aktarıyoruz. Interplast cerrahileri bu konuda daha hazırlıklı olarak buraya gelip 14 gün içerisinde çok sayıda ameliyat gerçekleştirebiliyorlar. Bunun yanında bu Interplast ekibi buraya geldiklerinde burada olan doktorlara ve uzmanlar ayrıca plastik cerrahi üzerine bir eğitim verecekler.
Beşinci projemiz ise Kobanê’de sosyal bir projedir. Burada Gökkuşağı adlı bir yetimhane inşa ediliyor. Toplam 150 yetim çocuk için planlanan bu yetimhanede aynı zamanda gelecekte hemşire olmak isteyenler için ayrıca bir eğitim merkezi olarak kullanılacaktır. Bu yetimhane içinde çocuk kreşi ve okul da bulunacak. Bunun bina yapısı hemen hemen bitmek üzere. Yoksulluk ve Sağlık kurumumuzun proje için 35 bin Euro yardım/bağış aktarıldı. Yetimhane tahminen Ağustos veya Eylül ayında ilk çocukları kabul edebilecek. Son üç gidişimde bu yetimhanenin yapılışını bizzat izledim. Beni çok mutlu eden şudur ki; bu savaş koşulları altında bu yetimhane o kadar güzel bir estetik, incelik ve hassasiyet ile çocuklara rengarenk uygun bir şekilde yapılıyor.
Çocuklar genetik bozukluk hastalığına nasıl yakalanıyor?
Bunun nedeni bölgesel değişim ve uyumdur. Gen bozukluğu yaşayan çocukların çoğunda Malarya hastalağı çıkmayabiliyor da. Yani bu çocuklar genetik hastalık sonucunda kan eksikliği yüzünden Malarya hastalığına yakalanmıyorlar fakat aynı zamandan kan eksikliği üzerinden zarar görüyorlar. Burada tıbbi bir doğal ayıklanma olmuş ve 10 bin, 100 bin yılların geçmesi sonucunda Rojava bölgesinde bu oluşan ve yaygınlaşan bir bozukluktur. Bir nevi ‘koruma’ olarak ortaya çıkan bu bozukluk Malarya’dan korusa da beden sahibini diğer yönden zarara boğuyor. Örneğin buna benzer bir gen bozukluğu şekli de ‘Orak Hücreli Anemi’. Ve bu da Afrika bölgesinde yaygındır. O da aynı hastalık semptomları ile Malarya’dan koruyarak diğer yandan insanları hasta ediyor. Ben Şubat ayında Minbîc Hastanesi’nde bizzat yaptığım görüşmeler sonucunda bu konuda yardım edilmesi gerektiğine karar verdim. Ve hastanede görev yapan uzmanlar bu ilaçların acil gerektiğini bana aktardılar.
Bu konuda acil gereken ilaçları tedarik edebilmek için Novartis ilaç şirketine başvurdunuz. Başvunuza nasıl bir yanıt verdiler?
Maalesef Novartis şirketi bu konuda gözünü, kulağını ve gönlünü kapattı. Novartis içerisinde görevli olan bir kadın doktor ile temasa geçtik. Konuşmalarımız sonucunda Novartis yönetimi o çocuklar için acil ve yaşamsal önemi olan bu ilaçları bağışlamayı reddederek fiyatlarda indirim bile yapmadı. Sundukları gerekçe ise, ‘Böylesi bölgelere ilaç gönderemeyiz ve bunların hepsi kayıt altında tutulması, belgelenmesi, rapor altında tutulması gerekir’ oldu. Bu bizim için anlaşılır bir gerekçe değil. Onlara cevabımız şu şekilde olmuştu: ‘Orası bir savaş bölgesidir ve orada rapor tutmak, belge toplamak mümkün değil. Fakat bu insanların bu ilaçlara acil ihtiyaçları var. Yaşamsal bir aciliyettir. Bu insanlar 15 veya 20 yıl sonra hepsi ölecekler.
Şirket temsilcileri benimle bir çözüm arayışına bile girmeyerek, ölüm ihtimaline aldırmayarak, görmezlikten gelerek bu görüşmeyi sonlandırdı. Bundan dolayı bizler kendi gücümüz ile ikinci kalitede olan ilaçları da alabildik.
Novatis’in bu yaklaşımı sizi etkiledi mi?
Maddi zararı dokunmayacak kadar güçlü olan bu şirketin böyle bu tutumu kabul edilecek bir durum değildir. Bu konuda kamu baskısına ihtiyacımız var. Bizim getirdiğimiz ilaç miktarı sadece ateşe bir damladır. Bu çocukları kurtarmamız gerekiyor. Bu çocukları ölüme terk edemeyiz. Birinci kalitedeki ilaçlar çok daha verimli ve yararlıdır, fakat birinci kaliteden olan ilaçları kendi gücümüz ile finanse etmemiz mümkün değil. Bu sadece Novartis ile işbirliğiyle mümkündür. Bundan dolayı bir kampanya başlattık. Novartis bu konuda sorumluluk almalı. Bu kampanya ile herkesi Novartis şirketine mektup yazmalarını, mektupta Novartis’in tutumunu değiştirip ilaç yardımına bulunması için ikna etmelerini rica ediyoruz. Umarım sizin okurlarınız da bize bu konuda yardımcı olabilirler.
Halep’in güneyinde Berxwedan Kampı’nı ziyaret talebiniz neden Esad rejimi tarafından engelleniyor?
Hevya Sor a Kurd’un aktardığı bilgilere göre Esad Rejimi bu kampları çembere almış ve dışarıdan hiç kimsenin bu kamplara giremiyor. Bizleri tedirgin eden bir durumdur. Bu kamplar hakkında Kobanê’ye sığınan bir aile ile görüştük. Aile Efrîn’den kaçıp Kobanê’ye sığınmış. Bize aktardıkları vahşetler tüyleri ürperten derecede. Efrîn’den kaçan 400 aile Kobanê’ye sığındı. Kobanê halkı, mağdur aileleri kendi evlerinde barındırarak, onlara yardım ediyor. Fakat, Kobanê’de de durum ve yaşam şartları çok zordur. Burada yerel toplum masrafların yüzde 80’ini kendisi karşılamak zorunda ve bu konuda yardım eli dediğimiz halkın elidir. Bizler buraya yardım katkısı olsun diye buzdolapları alabilmeleri için, para bağışında bulunduk.
Fakat bizler, her defasında şaşırtan, henüz yaralarını saramamış Kobanê’nin, Efrîn ve diğer alanların mağdurlarına gönülden yardım elini uzatması. Bu insanlığın halen ayakta olduğunu gösteriyor. Bunu izlerken beni bu konuda kızdıran Almanya’daki bencillik oluyor.
Kamplarda gözlemleriniz nedir?
Yasaklı olup giremediğimiz kamplarda en az 450 acil tedavi görmesi gereken hasta olduğu yönünde bilgimiz oldu. Bunların acilen hastaneye yatırılıp tedavi görmeleri gerekiyor. Kimileri tüberküloz, talasemi, kanser hastası gibi. Esad rejimi bu insanların Halep veya Şam’daki hastanelere gönderilmelerine izin vermiyor.
Hevya Sor a Kurd o kamplarda toplam 3 adet tıbbi merkez kurmak istiyor. Fakat hiçbir gerekçe sunulmadan engelleniyor.
Şu anda hangi projeler üzerinde düşüyorsunuz ve elinizde ne var?
Girê Spî Hastanesi’ne gidip kuvöz kullanımı üzerine eğitim vereceğim. Ardından Rojava Özgür Kadın Vakfı yöneticileri ile bir araya gelip Gökkuşağı yetimhanesi gibi gelecek ve acil projeleri konuşacağız. Zaman yeterli ise yol üzerinde Reuch isimli kampı ziyaret edeceğim. Rojava’nın doğusunda bulunuyor. Derik’te bulunan rehabilitasyon merkezine uğrayacağım. Bu çok önemli bir projedir. Çünkü rehabilitasyon ve fiziki terapi bu bölgede çok önemli bir projedir. O kadar yaralı ve savaş sonucu bedensel engelli insanlar var ki acil fizik terapi görmeleri gerekiyor. Bu konuda orada görevli olan arkadaşlar bizlere başvuru yaparak, daha fazla bilgiye ve bilime ihtiyaçları olduklarını bildirdiler. Hem eğitim bazında yardımcı olacağız hem de elimizden geldiği kadar ekipman/malzeme getirmeye çalışacağız.
İkinci önemli bir konu ise halen travma altında olan insanlar ve özellikle çocuklardır. Bu konuda İsviçreli bir örgüt ile ortak bir çalışmamız var. Delta isimli bu örgüt ile işbirliği içinde bu konuda özellikle çocuklar için yardım elini uzatarak İsviçre’den uzman doktorları Rojava’ya getirtmeye çalışıyoruz. Bu konuda ilk adımımız travma terapisi üzerine eğitimdir ve ardından çocukların hayatlarını birazda olsa güçlendire bilmektir.
Her Rojava’ya gidişinizde en çok etkilendiğiniz olayı bizimle paylaşabilir misiniz?
Efrîn’den kaçmak zorunda kalan ailerdir. 6 çocuklu bir aile çok vahşet görmüştü. 10 aylık bebek ile altı yaş arasında olan çocuklar bu vahşete tanık olmuşlar. Bu çocukların hepsi bir travma altında. Gözlerinde hüzün, çaresizlik okunuyor. Bir çocuğun, bir insanın katledilmesini kendi gözleri ile görmesi o çocuğu hayatı boyunca etkileyecek bir vahşettir. Sokaklarda kalan/bırakılmak zorunda kalan cesetler, yaralılar. Buna hangi insan ruhu, hangi çocuk ruhu dayana bilir ki? Efrîn’den kaçan her biri yakınlarının ölümüne şahit olmuştur. Böylesi bir vahşetin insanlar tarafından uygulanması beni her defasında derinden üzüyor.
Bana güç veren diğer bir olay ise özellikle Kobanê’de hayata sarılan insanlar. İnsanların parçalanmış, yerle bir edilmiş Kobanê’yi kendi el ve benden gücü ile yeniden inşa etmeleri hayata bağlarını gösteriyor. Yeniden filizlenen bir hayat gibi. Yaşanan bu acılara ve vahşete rağmen bu enerji, bu güç beni her defasında etkiliyor.
Birçok ülkeye tıbbı destekte bulundunuz. Özellikle Rojava’ya neden bu kadar bağlandınız?
Çalışmalarım ile aynı zamanda Rojava modeli olarak adlandırılan Yerel Demokrasi Modeli ile dayanışmamı vurgulamak istiyorum. Bu bölge, kuzeyinde Erdoğan tarafından tehdit ediliyor. DAİŞ bir şekil yenilmiş olsa da tehlikeler bitmiyor.
Korkum Şam rejiminin diğer bölgelerde uyguladığı vahşeti bir gün bu bölgeye de taşırması. Aynı zamanda buradan Alman toplumuna, siyasetine, tutum ve davranışlarına karşı eleştirilerimi sunmak istiyorum. Avrupa ve Almanya, bizler bir biran evvel sorumluluk almalıyız.
Vahşeti yaşamalarına rağmen Rojava insanının hayata dört elle sarılması hayranlık verici. Benim burada yaptıklarım bu mücadeleye küçük bir destektir. Bu insanlarla her defasında tekrar karşılaşmam, bir araya gelmem bana huzur ve mutluluk veriyor.
Kuvöze alınan bebek hayatta kaldı
Girê Spî Hastanesi’nde erken doğan bebek ilk kuvöz’e alınarak hayatı kurtarılmış oldu. Herkes hastanenin bu kuluçka makinesine sahip olduğu ve hayat kurtardığı için mutlu.
Novartis şirketine yönelik başlatılan mektup kampanyası için adres:
NOVARTIS Pharma GmbH
Frau Dr. Sidonie Golombowski- Daffner
Frau Marie-France Tschudin Roonstrasse 25 90429 Nürnberg Tel.: +49 911 2730 Fax: +49 911 2731 26 53 E-Mail: infoservice.novartis@novartis.com
https://www.novartis.de/
Trabert ve ekibi desteklerinizi bekliyor
Prof. Dr. Trabert ve ekibinin sunduğu onlarca proje ve çalışmalara destek vermek isteyenler için bağış banka hesabı:
Armut und Gesundheit in Deutschland e.V. Stichwort: Hilfe für Rojava
Mainzer Volksbank IBAN: DE24 5519 0000 0001 9190 18 BIC: MVBMDE55
http://www.armut-gesundheit.de/