Cumhuriyet gazetesinden Selin Ongun’un Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve İmralı Heyeti üyesi Sayın Hatip Dicle ile yaptığı röportaj Türkiye kamuoyunda oldukça etkili oldu. Özellikle Sayın Hatip Dicle’nin konulara yaklaşırken ortaya koyduğu insani yan, sorumluluk duygusu bu ülkede hala çıkardan önce insana, insanın vicdanına olan inancımızı kuvvetlendirdi…
Türkiye kamuoyu haklı olarak röportajın insani yanını öne çıkardı!
Haksız da sayılmazlar, nasıl olsunlar ki; 7 Haziran seçiminden sonra neredeyse bir korku filminde yaşıyor gibiyiz. AKP medyası bir yandan şehitler edebiyatı yapıyor, diğer yandan her ölümün ardından kenar mahalle tüccarları gibi oylarımız ne kadar arttı diye çetele tutuyor.
AKP çevreleri her şeyi rant ve iktidar terazisinde tartıyor; utanmazlık hat safhada. Herkesi de kendileri gibi görüyorlar. AKP’nin ekonomik ve politik programını anlamak istiyorsanız yaptıkları her şeyi rant ve iktidar üzerinden okumanız gerekir. Eğer bir proje AKP yandaşlarına menfaat sağlıyorsa veya bir politik program AKP’ye oy olarak geri dönüyorsa o zaman AKP hükümeti konuya ilgi duyuyor, yoksa yanından bile geçmiyor…
Yani bir AKP’yi anlama kılavuzu yapmak istesek, "rant" ve "iktidar" AKP’nin 13 yıllık iktidarını ve sayfalar dolusu programı anlamamıza en fazla yardım edecek kavramlar olarak öne çıkacaktır. İçinde yaşadığı, oyunu aldığı topluma en az sorumluluk duyan siyasal iktidar AKP olmuştur desek, sanırım fazla abartmış olmayız.
Her şeyin gayri insanileştiği bir dönemde Sayın Hatip Dicle’nin ortaya koyduğu insani tavır, bir yönüyle insanlara "bu da var" dedirtti. Sur’un tank mermileri ile harabeye çevrilmiş evlerine bakınca TOKİ ve rant gören insanlık dışı AKP yaklaşımına karşılık, Sayın Hatip Dicle’nin ortaya koyduğu insani tavır, toplumun namuslu insanlarının vicdanında hemen karşılık buldu, umut verdi…
Sayın Hatip Dicle sadece Kürt halkının yaşadığı trajediye gözyaşı dökmüyordu; tanklarla yok edilmeye çalışılan Sur sokaklarında yitip giden birlikte yaşama arzumuza, belki bir daha sözünü bile edemeyeceğimiz kardeşliğimize de gözyaşı döküyordu…
Röportajın duygusal yönü yaşadığımız konjonktürde hepimize yeniden insan olduğumuzu hatırlattı. Fakat neden çözüm süreci akamete uğradı sorusuna Sayın Dicle "Masanın devrilmesinde asıl mesele Rojava’daki gelişmelerdi. Orada kazanılan uluslararası meşruiyet daha sonra Til Ebyad’ın alınması iki kantonun birleşmesi; tüm bunlar Erdoğan ve çevresini çıldırtma noktasına getirdi" diye cevap veriyordu.
Sayın Dicle’ye göre devletin temel korkusu "PKK, Amerika ile anlaştı, bunlar benim güneyimde Kürt petrollerinin Akdeniz’e taşındığı bir koridor kuracaklar" olmuş.
Yine röportajın aynı bölümünden anlıyoruz ki, Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan devletin bu kaygısını aşmak için "Bizim için Türk/Kürt ittifakı esastır, bakış açımız budur, kesinlikle bizi İmralı’ya tıkayan bir güçle böyle bir teslimiyet anlaşması yapmayız" diyerek karşı tarafı ikna etmeye çalışmış…
Ancak yaşananlar ortaya koydu ki; Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan sorunu, Türk/Kürt ittifakı olarak ele alırken; karşı taraf meseleye tamamen dönemsel ve taktik bakmış. Halbuki Sayın Öcalan’ın dediği yaklaşım hayata geçirilebilseydi Kürtlerin ve Türklerin yaşadığı bu bölge muazzam bir demokrasi ve refah coğrafyasına dönüştürülebilirdi; ancak AKP sermayesinin gözünü rant bürümüş; her şeye buradan bakıyor. Bu bakış açısı Türkiye halklarına inanılmaz bedeller ödetiyor…
Avrupa’nın her geçen gün büyüyen enerji ihtiyacı büyük ölçüde öncelikle Rusya sonra da Ortadoğu ülkelerinden karşılanıyor. Avrupa ve Amerika yeni enerji geçiş hatları üzerinden Avrupa’nın Rusya’ya olan bağımlılığını aza indirmek, Katar ve Suudi Arabistan gazının daha fazla Avrupa pazarlarına ulaştırılmasını istiyorlar. İşte tam da bu noktada Rojava’da ortaya çıkan yeni Kürt oluşumu Türkiye’yi ikame eden yeni bir güzergah olarak ortaya çıkıyor.
Yani burada sadece Kürt petrolünün Akdeniz üzerinden dünya pazarlarına aktarılmasından bahsetmiyoruz; Rojava’nın enerji denkleminde ifade ettiği şey bunu çok aşıyor. Rojava’da, Katar’dan başlayıp diğer enerji ihracatçısı körfez ülkelerini de içine alan yeni bir enerji geçiş güzergahı ortaya çıkıyor.
Kürtlerin Rojava’da oluşturdukları hat yeni gaz zengini Mısır ve İsrail de dahil birçok ülkenin gaz ve petrollerini dünya piyasalarına ulaştırma anlamında Türkiye’ye olan bağımlılığını azaltıyor, onlara Türkiye’ye alternatif bir güzergah sunuyor…
İşte asıl kıyamet tam da burada kopuyor!