Gerçek Halk Demokrasisi ROJAVA - 3


Rojava’ya bir süre önce yaptığımız geziden edindiğim bilgileri ve gözlemlerimi bu yazı dizisinin ilk bölümünde ifade ederken, Rojava Devrimi’nin Halk Meclisleri üzerinde şekillendiğine vurgu yapmıştım. Yazı dizimizin bu son bölümünde de özellikle kurumlaşma ve TEV-DEM’in faaliyetlerini anlatmaya çalışacağım.
Rojava’da ayrı bir öneme sahip olan kurumlardan kültür ve sanat merkezleri en faal olanlardandır. Her alanda TEV-DEM’in (Tevgera Civaka Demokratik -TEV-DEM) desteğiyle kurulan bu merkezler, toplumun her kesimi için birçok kurs (enstrüman, görsel sanatlar vb.) sunuyor ve govend ekipleri, müzik ve tiyatro grupları kuruyor. Genelde bir gösteri salonlarına da sahip bu kurumlar gençlerin akınına uğruyor. Serêkaniyê’deki kültür ve sanat merkezi bu görevleri rahatça sağlayacak mekan, araçlar ve iddialı bir yönetime sahipler.
Yine önemli bir kurum da Şehit Ailelerin Evleridir (Mala Malbaten Şehidan). Bölgede her alanda savaşın devam etmesiyle yaşamını yitiren savaşçı ve sivil sayısı da artmaktadır. Toplum için maneviyatı yüksek bu kurum titizlikle ayakta tutulmaktadır. Şehit yakınlardan bir grup bu kurumlara özel bir titizlikle baktığını Amude, Qamişlo ve Serêkaniyê’de görebiliyoruz.

Gençler her alanda örgütlü
Ciwanen Şoreşger (Devrimci Gençler) örgütlenmelerinde yer alan gençler de her kentte kendilerine bir merkez kurmuşlar. Burdan kendi faaliyetlerini organize ediyorlar, ister siyasi, sosyal veya kültürel olsun. Qamişlo’da ziyaret ettiğimiz merkezde daha çok kültürel faaliyetler yürütüyordu; içinde bir tiyatro salonu da vardı. Yine Rojava’da iken 10 Mayıs’ta Qamişlo’da hendekleri protesto eden ve bizim de katıldığımız büyük bir yürüyüşü gençlerin inisiyatifiyle gerçekleştiğini öğreniyoruz.
Ciwanen Şoreşger, bütün gençlik kesimleri kapsıyacak şekilde örgütlenmiş. En başta genç kadınları özgün olarak örgütleyen Jinen Şoreşger (Devrimci Kadınlar) kolu var. Aynı şekilde Xwendekaren Kurd li Suriye (Suriye’de Kürt Öğrencileri) gençlik hareketin bir parçasıdır. Bu örgütlülük gittiğimiz bütün kentlerde örgütlenmeye başlamış. Öğrenciler kendilerine ayrı bir dergi de çıkarmaları dikkat çekicidir. Çünkü yaşanan imkansızlıklardan dolayı, basılı yayın Rojava’da fazla mevcut değildir. Ciwanen Şoreşger bulunduğu bütün alanlarda Halk Meclisleri’nde ve seçilme durumunda TEV-DEM’de yer alır ve böylece genel örgütlülüğün aktif parçası olur.
Bunların dışında başka daha çok değişik kurumlar mevcuttur, ancak her alanda (şehirde) bulabileceğiniz kurumlar yukarda saydıklarımızdır. Bunlarla halk kendi örgütlülüğünü pekiştirme çabası içindedir.

Kanton hükümetleri bir çelişki mi?

Aktarmaya çalıştığımız Batı Kürdistan Halk Meclisi (MGRK) sistemi, Rojava’da hayatı örgütlemeye devam ediyor. Ancak 2013 yılın sonbaharında Rojava’nın üç bölgesinde geçici hükümetler kurulup demokratik özerklik ilan edileceği açıklandı. Böylesine bir ileri ve gerçek demokratik model uygulanırken, parlamenter sisteme neden gerek duyuldu? Tabi bunu MGRK ve TEV-DEM’de çalışan aktivistlere sormakten geri durmadım.
Yürüttüğüm tartışmalar sonucu haklılık payı olan iki önemli argüman ön plana çıkıyor. Birincisi; MGRK sistemi zaman ilerledikçe daha fazla Kürtleri içine çekebiliyor ve belki bugün Kürtlerin yüzde 80’ini temsil edebiliyor. Ancak Rojava’da yaşayan diğer halklar bu MGRK sisteminde çok az yer alıyorlar. Bunların çoğunun önümüzdeki yıllarda yer alma ihtimalleri zor görünüyor. Uzun bir çaba ve tartışma, hatta MGRK sisteminde bazı değişiklikler de gerekir ki bu kesimlerin katılması ihtimal dahilinde olsun. Kurulan ‘demokratik özerklik’ ve parlamenter modeliyle hem bu halklar hem de mesafeli duran bazı Kürt partilerle geniş şekilde bir araya gelinebilindi. MGRK sisteminde sayısı 10’u geçmeyen siyasi parti ve örgüt yer alırken, bu sayı şimdi 50’yi geçti.
İkinci neden olarak şu öne sürülüyor: Suriye ve uluslararası düzeyde Rojava’nın meşruiyeti, yapılacak bir seçimle arttırabilinir ve ambargo kısmen de olsa kırılabilinir. Şu anda dünyada hiç bir devletin Rojava’da uygulanan konsey demokrasisini kabul etmesi beklenmez. Kabul etmemelerin üç nedeni var. Bir; anlamıyorlar. İki; devletlerin uluslarası çıkarları gereği Suriye ve İran ile aralarını bozmak istemiyorlar. Üç; böylesi bir demorkatik modeli kendileri için de uzun vadeli tehlikeli görüyorlar ki bu neden daha belirleyidir. Devletlerin demokrasiden anladıkları ve kabul ettikleri, 4-5 yılda tekrarlanan bir parlamenter seçimidir.

Hükümete koordinasyon görevi

Cizîre bölgesinin geçici hükümeti Ocak 2014’de ilan edildi ve çalışmaya başladı. Toplumun zengin yelpazesini temsil edecek düzeydedir. Ancak hükümetin olanakları henüz çok kısıtlı. Bakanlıklar az sayıdaki çalışanlarıyla sıfırdan başlıyorlar. Ellerinde bilgi ve araçları baştan oluşturmaları lazım. Ambargo nedeniyle tekniki, personel ve mali imkanlar çok kısıtlı. Bir devlette olduğu gibi bu hükümet ‘hüküm’ sürmüyor ki hedefi de bu değildir. Ortada Rojava’nın hayatını bütün boyutlarıyla 3 yıldır örgütleyen MGRK sistemi var. Zaten MGRK ile sıkı bir şekilde ortak çalışıyor, başkası da düşünülemez.
Sonbaharda seçimi hedeflenen yeni parlamento ve ondan çıkacak hükümet, MGRK’ye bir paralel yapı oluşturacaktır, bu kaçınılmazdır. Bu ikisi arası gelecekte ilişki nasıl olacağı elbette tartışılıyor, ancak yazılı olarak elle tutulur bir taslak yok. Ocak ayında kabul edilen toplumsal sözleşmede de buna yer verilmedi. Yani anlaşılan, tam uygun bir denge formulü tam netleştirilememiş.
Denge nasıl olmalı? Kurulan geçici hükümetin kurulması için belirtilen iki neden anlaşılırdır ve şu anki devrim ve savaş sürecinde gereklidir de. Ancak seçilecek parlamentonun ilk işlerinden biri, toplumsal sözleşmede ve yasalarda MGRK sistemine – daha doğrusu halkın kendisi halk meclislerle örgütlemesine – açıkça güçlü bir yer vermesidir. Bölyece pratik hukukta yerini bulmuş olacak. Seçilen hükümet daha çok temsil ve koordinasyon görevini yürütmeli. Amaçlarından biri Suriye, Ortadoğu ve dünyada halk meclisleriyle kurulan siyasal sistemi savunmak olmalı. Yine halk demokrasisi sisteminin daha iyi işlemesi için çalışmalı ve olanaklar sunmalı. Asla amacı bu halk meclislerini geriletme ve gücü hükümette toplamamalı. Bunu yaptığı an gelişen gerçek halk demokrasisine zarar verir ve Rojava’nın belki en önemli özelliği kaybolur. Aynı şekilde Kürt Özgürlük Hareketininin felsefesine aykırı duruş sergilenir. Şu an böyle durumun olmadığını varsayarak dizinin son bölümüne geçiyoruz.

Özet ve sonuç

İnanılmaz bir öngörü ve çaba sonucu üç yıl içinde Rojava’da bugün gerçek şekilde işleyen kapsamlı bir halk demokrasisi kuruldu! Baskıcı Baas rejiminin hüküm sürdüğü, insanların kimlikleri tanınmadığı, toprakları elinden alındığı ve sömürülerek yoksul bırakıldığı bir coğrafyada, halkın çoğunluğu aktif katılım gösterdiği komün ve meclisler hayat buldu. Suriye devleti sınırları içinde en çok ezilen ve sömürülen Kürtler bütün Suriye halkları için bir demokrasi modeli kurdu. Rojava’da yaşayan bütün etnik ve dini kimliklerle eşit seviyede ilan edilen ‘demokratik özerklik’ Suriye’de yürüyen kanlı savaşa çok anlamlı bir cevaptır.
Rojava’da geliştirilen halk demokrasisi ile birlikte yaygınlaşan halkların kardeşliği, çatışma, baskı ve faşizmle boğuşan Ortadoğu coğrafyası için panzehirdir! Etnik ve dini gruplar arasında on yıllara dayanan bir ayrışımın önüne geçmek bugünün en önemli ihtiyaçtır bölgemizde. Bir insan kimliğinden dolayı baskı, göç ve katliam görüyorsa, ne anlayış ve kardeşlik ne de demokrasi olamaz.
Rojava’nın Cizîre bölgesindeki komün ve halk meclisi sistemini öğrenip başka insanlara anlatırken, aslında çağımızın Paris Komününü gördüğümüz konusunda daha emin olmaya başlıyoruz. Toplumun çoğunluğu kurulan sistemde yer alarak, kendi yaşamı hakkında kendi kararlarını vermeye başladı. Kendi köyünde, sokağında, mahallesinde ve kentinde ne yapılacaksa, kendisi tartışıp karar veriyor.
Bir merkezi devlet, bölgesel hükümet veya bir belediye ne yapmak istiyorsa yereldeki insanın onayı almak zorundadır. Dünyada yaygın olan parlamenter sistemde olan ‘erkenden bilgilendirme’ ve ‘adil tazminat’ noktasını çok ileri düzeyde aşıyor. Kurulan sistemde seçtiği yönetimi ve delegeyi istediği an görevinden alma olayı Rojava’da pek tartışılmasa da, ilerde çok önemli olabilecek bir durum olduğunu birçok kişinin bilincindedir.
Geliştirilen halk demokrasisi sistemi kollektif üretimi adım adım geliştiriyor. Rojava’da büyük şirketlerin olmayışı, dayanışmacı ve paylaşımcı bir ekonomik sistemi geliştirmek için inanılmaz bir şans. Yoksulluğun ve insanların iş bulma amaçlı göç etmesinin önüne geçmenin ve var olan zenginliklerin dışardan gelenlerin sömürülmesini önlemenin bir önemli şartı, iktidarın halkta olmasıdır, yani komün ve halk meclislerin geliştirilmesi ve hayatı belirlemesidir.

Başka bir örneği var mı?
Savaştan dolayı ertelenmek zorunda kalsa da, Rojava toplumu yaşadığı konsey demokrasisini ilerde mutlaka derinliğine tartışacaktır. Yürütülen savaş azalırsa veya durarsa, bu kaçınılmaz olarak geri planda kalan sorunlar masaya yatırılacaktır. Ki bu gerekiyor. Kısa sürede inanılmaz demokrasi atılımını yapan Rojava, tam otoriter bir sistemden dünyanın en demokratik sistemlerine geçiş yaptı. Birçok adım savaşın da etkisiyle hızlı alınmak zorunda kaldı.
Dünyaya bakın. Nerede böyle bir demokratik sistem kolay kolay bulabilirsiniz ki? TC’de, Avrupa’da ve Ortadoğu’da yoktur. En azından bir köyü ve bir sokağı geçecek bir tecrübe bulunmazdır. Çaba veren insan ve hareket sayısı Avrupa’da çok; bunun tartışmaları çok ileri düzeyde yürütülüyor. Ancak uygulama imkanı bulamıyorlar. Reel sosyalist devletlerde de gerçek bir halk demokrasisi gelişmediği de ortadadır. En son belkı de Paris’te 1871 yılında ciddi anlamda bir doğrudan demokrasi uygulanabildi. Nereyse 150 yıl geçmiş, ama halen bunun üzerine araştırmalar yapılmaktadır.
Şimdi ciddi ve kapsamlı uygulama alanı bulmak istiyorsak, dünyanın başka bölgelerine, özellikle Latin Amerika’ya bakmak gerekir. Latin Amerika’da köy ve mahalle düzeylerinde yıllardır, hatta onyıllardır bu konuda geniş tecrübeler mevcuttur. Detaylı uygulama konusunda buralarda çok ileri düzeyde tecrübeler olduğu da ortadadır. Rojava’daki sistemin buralardan öğreneceği çok şey vardır. Ancak Latin Amerika’da Rojava’ya benzer belki de sadece bir alanda geniş uygulama söz konusu. Orası da bizzat üç yıl önce gördüğüm Meksika devleti sınırlarındaki Chiapas eyaletinin önemli bir parçasıdır. 1000 köyde yıllardır taban demokrasisi –konsey demokrasisinden de ileri bir model– hayat bulmuştur. Ancak bu bölge Kuzey Kürdistan’a benzer bir şekilde yaygınlaştırılan korucular ve Meksika ordusunun sürekli baskısı altındadır. Yani Rojava gibi düşman güçlerin var olduğu geniş özgür bölgeler yoktur.
Bu açıdan Rojava modeli dünyada olmayacak şekilde rahat bir uygulama alanına sahip; eğer savaş ortamını bir an düşünmesek. Rojava, kısa sürede büyük bir tecrübe sahibi oldu ve gelecek yıllarda daha üst seviyede tecrübe birikimine sahip olacaktır. Rojava’yı bu açıdan yakından izlemek ve incelemek önemli görevlerden biridir.
Çağımızın en demokratik sistemlerinden birini bütün düşmanlara karşı korumak ve savunmak her birimizin görevi olduğunu düşüncesinizi en son olarak sizinle paylaşmak isteriz.

Rojava’da enerji hala sorun...

Rojava’da en önemli sorunlardan biri de enerji sorunudur. Hem elektrik hem de ısınma yaşamın idare edilip örgütlenmesinde çok kritik bir role sahiptir. Rojava’da ısınma konusunda çok kritik bir durum sözkonusu değildir. Ancak elektrik sorunu halen çözülmüş değildir.
Suriye’de 2011 yazında başlayan savaş öncesi Rojava’da kullanılan elektrik, devletin kurup işlettiği merkezi bir sistemle sağlanıyordu. Rojava’nın üç bölgesinin elektriği, son onyıllarda özellikle Kuzey Suriye’de Fırat nehri üzeri kurulan dev Tabqa Barajı’nın HES’inden geliyordu ve halka ucuz bir fiyata satılıyordu. Devlete karşı savaşan çeteler (en başta Al-Nusra ve IŞİD) güçlenince, 2012 yılında Rojava’ya giden elektriği kestiler. Rojava’da bu durum halkı çok zor duruma soktu.
Kışın ısınma Rojava’da son on yıllarda petrol ile sağlanıyor. Eğer kalorifer sistemi yapılarda yoksa –bu genelde böyledir– halk ısınmayı mazota dayalı sobalarla yapıyor. Suriye’de petrol üretimi çok olduğuna ve petrolün ucuza satıldığından dolayı savaşa kadar ısınma sorunu pek yoktu. Sadece devrimden sonraki kış (2012/2013) Rojava’da, petrol üretimin neredeyse durması ve halen devletin elinde olması sonucu ciddi sorunlar yaşandı. Isınmak amaçlı insanlar kent parklarındaki ağaçları bile kesmeye başladılar (Cizîre ve Kobani’de kentlerin dışında orman yok).
2013 ilkbaharında petrol üretim merkezi Rimelan, YPG tarafından kurtarılması sonucu özgürleştirilmiş alanlarda Batı Kürdistan Halk Meclisi (MGRK) ve onun yönetimi TEV-DEM enerji konusunda sorumlu hale geldi. Rojava’nın savunmasından sonra enerji sorunu en acil çözülmesi gereken sorunların başındaydı. Birkaç ay içinde bir başarıya imza atılıp ham petrolden mazot çıkarılmaya başlandı; petrol çok olduğundan dolayı, şimdilik bir sıkıntı yaşanmıyor. İkinci önemli başarı doğal gaza dayalı 80 MW’lık bir elektrik üretim tesisinin (santralinin) kurulmasıydı.
Çıkarılan petrol çok ucuz fiyata Rojava’da satılmaya başlandı, hatta savaş öncesi döneme göre fiyat daha da düşürüldü. Böylece özel araçlar, toplu ulaşım, tarım makineleri, su kuyuları ve üretim tesisleri için yeterince mazot verilebilindi ve ekonominin ciddi şekilde daralmasının önüne geçildi. Ancak ham petrolden benzin çıkarılma sorunu halen çözülmüş değil. Sokakta şişe ve kutularda bazı insanlar kendi imkanlarıyla çıkardıkları benzini satışa çıkarsalar da bu durum var olan talebi karşılamıyor. Ondan daha önemli olan sorun, ham petrolden çıkarılan mazotun kalitesinin yeterince iyi olmamasıdır. Bundan dolayı motorlu araçlar zarar görüyorlar.
Bölgede elektrik üretilse de elektrik üretim tesisinin kapasitesi asla Cizîre bölgesi yetmiyor. İhtiyaç en az 500 MW’ı karşılamadığı için TEV-DEM Cizîre bölgesinde var olan elektriği eşit şekilde alanlara paylaşmaya başladı. Her alana günde 4 defa 1,5 ile 2 saat arası elektrik veriliyor. Hane, işyerleri, üretim yerleri ve köylere bu yetmediği için, mazota dayalı jeneratörler yaygınca devreye girdi. Jeneratörler kısa sürede her sokakta, köyde ve işyerinin önünde görülmeye başlandı. Komün ve halk meclislerinin örgütlü olduğu yerleşim yerlerinde jeneratörler ortak şekilde alındı. Jeneratörlerin büyüklüğüne göre onlarca, hatta yüzü aşkın hanenin elektriği bir jeneratörden sağlanıyor. Mazot ucuz olduğuna için şimdilik iyi bir çözüm gibi geliyor insanlara. Ancak bunun ciddi olumsuz etkileri de var. Jeneratörler çalışınca bir defa çok yüksek ses çıkarıyorlar, bu da stres yaratıyor. Bundan daha çok olumsuz olan jeneratörlerin neden olduğu hava kirliliği. Bu durum bir kaç yıl içinde çok ciddi şekilde hastalıkların artmasına neden olabilir, özellikle de çocuklar etkilenebilir.
Kısa süreli ve kolay çözüm belli, ham petrolden daha kaliteli mazot çıkarılabilinmeli ve daha fazla jeneratörsüz ve temiz yollarla elektrik üretebilmeli. Normal şartlarda kolay olan bu işi, ambarga ve savaş ortamında gerçekleştirmek çok zor. Bundan dolayı önemli olan, elektrik ve ıssı kullanımında enerji tasarrufunde bulunmak. Buna paralel olarak küçük çözümlerle, yerel boyutta, az madde kullanımıyla ve toplumun doğrudan katılımıyla çözümleri tartışıp adım adım hayata koymak lazım.

ERCAN AYBOÐA