Rojava’nın Cizîrê Kantonu’nda gözlemlerde bulunan ve görüşmeler yapan 13 akademisyen, araştırmacı ve gazeteci, ziyaret hakkında bir açıklama yayınladı.
Rojava’nın Cizîrê Kantonu’na, 1-10 Aralık 2014’te bir ziyaret gerçekleştiren heyet, izlenimlerine ve önerilerine ilişkin bir açıklama yaptı. Açıklamada, heyette yer alan şu isimlerin imzası bulunuyor: Oktay Ay, araştırmacı, İstanbul Boğaziçi Üniversitesi; Janet Biehl, bağımsız yazar, ABD; Devriş Çimen, gazeteci ve Civaka Azad temsilcisi; Dr. Rebecca Coles, araştırmacı, İngiltere Nottingham Üniversitesi; Prof. Dr. Antonia Davidovic, Etnoloji eğitmeni, Almanya Kiel Üniversitesi; Dilar Dirik, Sosyoloji doktora öğrencisi, İngiltere Cambridge Üniversitesi; Eirik Eiglad, editör, Norveç New Compass Press; Prof. Dr. David Graeber, Antropoloji profesörü, İngiltere London School of Economics; Dr. Lokman Turgut, gazeteci ve araştırmacı, Kurd-Akad üyesi, Studia Kurdica Dergisi Editörü; Prof. Dr. Thomas Jeffrey Miley, Sosyoloji eğitmeni, İngiltere Cambridge Üniversitesi; Johanna Riha, doktora öğrencisi, İngiltere Cambridge Üniversitesi; Prof. Dr. Nazan Üstündağ, İstanbul Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü; Prof. Dr. Christian Zeller, Avusturya Salzburg Üniversitesi Ekonomik Coğrafya Bölümü.
Heyet adına yapılan açıklamanın tam metni şöyle:
“2014’te Kobanê’ye yönelik başlayan savaşta Irak Şam İslam Devleti (DAİŞ) adındaki acımasız güce karşı Kürt direnişi, dünyanın ilgisini çekti. Birçok kesimin beklentisinin aksine Rojava’nın savunma gücü YPG, son iki buçuk yıl boyunca sadece DAİŞ’in değil El Nusra Cephesi ve Esad rejiminin saldırılarına karşı da başarılı bir savunma gerçekleştirdi.

Dikkat çekici sosyal-politik devrim

Suriye’nin kuzey ve kuzeydoğusunda, özellikle Kürt nüfusunun yoğun olduğu bölgelerin yerli halkı, yeni bir siyasi birliği Rojava adında oluşturmaktadır. Rojava, üç otonom kantondan oluşuyor ve bunlardan biri de Kobanê. Bu kantonlarda cinsiyet özgürlüğü ve katılımcı, demokratik özyönetime dayalı, dikkat çekici bir sosyal ve politik bir devrim başlatmış durumdalar.
Aralık 2014’te, Avrupa, Türkiye ve Kuzey Amerika’dan bilim insanları ve araştırmacılar olarak Rojava’ya, bu devrimin idealleri ve pratikleri hakkında daha fazla bilgi edinmek ve demokratik özyönetim iddialarına tanıklık etmek için seyahat gerçekleştirdik. Temel sorularımız şunlardı: Gerçekten de oradaki pratik bir devrimi oluşturuyor mu? Demokratik ideallere ulaşabiliyor mu? Bu devrimde kadın, gerçek anlamda nasıl bir rol oynuyor?
1 Aralık’ta Kürdistan Federal Bölgesi’nden Dicle’yi geçerek Cizîrê Kantonu’na ulaştık. Sonraki dokuz günde buradaki kırsal bölgedeki küçük köylerin yanı sıra büyük şehirleri dolaştık. Qamişlo yakınlarında özyönetime dayalı bir halk meclisinin toplantısına katıldık. Özyönetim kurumlarını kuran geniş tabanlı Demokratik Toplum Hareketi (TEV-DEM) temsilcileriyle konuştuk. Gazeteciler, Demokratik Birlik Partisi (PYD) gibi politik partilerin üyeleri ve diğer parti temsilcileriyle görüştük. Kadınların çatı örgütü olan Yekîtiya Star temsilcileri dahil olmak üzere hayatın bütün alanlarındaki kadınlarla görüştük. Asuri Kadın Birliği Başkanı ile görüşmenin yanı sıra Rimelan’da bir Kadın Akademisi’ni de ziyaret ettik.
Bunların dışında özyönetim kurumları içerisinden ekonomik gelişmeden, sağlık hizmetlerinden ve dış ilişkilerden sorumlu yetkililerle görüştük. Bir ekonomi akademisini ziyaret etmenin yanı sıra kadın tekstil atölyesi, yeni kurulmuş bir mandıra, inşaat ve sera kooperatiflerini ziyaret ettik. İkisi de çok önemli tesisler olan un değirmeni ve petrol rafinerisini ziyaret ettik.  (Devrim öncesinde ana ekonomik faaliyetler devlet tekelindeydi ve dolayısıyla değirmen gibi ihtiyaçlar Rojava dışındaki Halep ve Rakka gibi bölgelerde vardı.) Sağlık alanı ile ilgili bir merkezi, hastaneyi ve rehabilitasyon merkezini ve kültür merkezi ile gençlik organizasyonunu ziyaret ettik.

Akademiden kitap kampanyası

Öğretmenler Birliği’yle görüştüğümüz Qamişlo’da ayrıca oluşturulan büyük Mezopotamya Sosyal Bilimler Akademisi’ne de misafir olduk. Devrim öncesinde Suriye devleti, Kürt halkına yönelik ciddi asimilasyon ve Araplaştırma politikaları yürütüyordu. Bundan ötürü Kürtlerin kendi dillerini konuşmaya, çocuklarına Kürtçe isimler vermeye, Kürtçe isim taşıyan dükkan açmaya, özel Kürtçe okullar açmaya veya Kürtçe kitap yayınlamaya izinleri yoktu. Okumak için öğrenciler Halep, Şam, Deyrezor, Hama veya Homs’a gitmek üzere bölgeyi terk etmek zorundaydı. Fakat bu son girişimle, Rojava’nın özyönetimi, üniversite kurmak için ilk adımlarını atıyor. Dolayısıyla Qamişlo’daki Mezopotamya Sosyal Bilimler Akademisi’nin daha da gelişebilmek için uluslararası düzeyde dayanışma, bilgi alışverişi, deneyim ve değişik malzeme desteği gibi yardımlara ihtiyacı var. Bu amaçla biz, Akademi yönetiminin belirli süreler için gelip ders verebilecek gönüllü eğitim görevlilerine ilişkin çağrısını iletmek istiyoruz. Bunların dışında Akademi’nin bilgisayar, projektör, ses düzeni gibi teknik ihtiyaçları var. Ama daha öncelikli olan, kütüphanenin geliştirilmesi için kitap gerekiyor. Öğretmenler bize en son hedefin çok dilli, çok disiplinli bir kütüphaneye sahip olmak olduğunu fakat şu anda Kürtçe, Arapça ve İngilizce kitaplara öncelikli olarak ihtiyaç olduğunu anlattı. Bu konuda bağışta bulunmak isteyenler, ilgili Facebook sayfasından bilgi edinebilirler: “Pirtûkek bo Akademiya Mezopotamyayê - Donate a book to Mesopotamia Academy”

Mülteci kampı izlenimleri

Ziyaretimiz sırasında Newroz Mülteci Kampı’na da gittik. Burada Şengalli Êzîdîler kendi özyönetim, özsavunma ve uluslararası yardım taleplerini dile getirdi. Mülteciler, Rojava’ya yönelik ambargodan kaynaklı temel ihtiyaçlardan bile yoksun yaşamak zorunda olduklarını öne çıkardı. Êzîdîler bize, çektikleri acıların Kürdistan Federe Yönetimi, çeşitli devletler ve DAİŞ’e karşı uluslararası koalisyon güçleri de dahil olmak üzere BM gibi uluslararası organizasyonlar tarafından araçsallaştırıldığını hissettiklerini söylediler. YPG ve YPJ’nin yanı sıra PKK gerillalarının onları Ağustos 2014’te Şengal Dağı‘ndan kurtardığını ve sonrasında ambargo ve Kobanê’deki savaşa rağmen temel ihtiyaçlarının karşılandığını vurguladılar.
Kantonun her tarafından hem onlarca yıllık baskının hem de son zamanlarda El-Nusra ve DAİŞ’le çatışmaların izlerini görebiliyorduk. Rojava’nın savunma güçlerinin temsilcileriyle zaman geçirdik. Serêkaniyê’deki YPG askeri komutanalrı ve YPJ’nin Amûdê Birliği ile görüştük. Ayrıca Rimêlan’da güvenlik güçleri olan Asayiş’in eğitim akademisini ziyaret ettik.
El Nusra ve DAİŞ’in yükselişinde Türkiye’nin rolü neredeyse tanıştığımız herkes tarafından açıkça dile getirildi. Görüştüğümüz her kesimden insan bize özellikle Türkiye sınırının yakınlarındaki çatışmalarda bu iki gruba Türkiye’nin askeri, lojistik ve finansal destek sağladığını ifade etti.

Kadının devrimdeki rolü

Bizler, heyet üyeleri, farklı geçmişlerden geliyoruz; fakat yolculuğumuzdan ortak bazı izlenimleri paylaşmak istiyoruz.
Rojava’da, gerçek anlamda demokratik kurumlar inşa edildiğine inanıyoruz. Sadece halka karşı sorumluluk taşıyan yönetim sistemi değil, aynı zamanda katılımcı demokrasiye dayalı demokratik meclisler gibi yeni yapılar oluşuyor. Kadın ile erkek, her seviyede eşit mevkilerde katılımda bulunuyor ve kadınlar, kendi özgün konularına değinebilmek ve sorunlarını çözmek için özerk meclisler, komiteler, toplantılar örgütlüyor. Görüştüğümüz tüm kadınlar, Rojava kadınının son zamanlarda kazandığı yetkilendirmeyi, özgüveni ve gururu somutlaştırıyordu. “Rojava devrimi kadın devrimidir” sloganı yazan afişler gördük ve gerçek de böyle idi.
İnanıyoruz ki Rojava, Ortadoğu için, farklı etnisiteden ve dinden insanların birlikte yaşayabildiği, karşılıklı tolerans gösterdiği ve ortak kurumlarla birleştiği alternatif bir geleceğe işaret etmektedir. Kürt örgütleri yol göstermekte fakat özerk bir şekilde örgütlenen Arap, Asuri ve Çeçenlerden oluşan kurumlar da özyönetim sistemine katılarak destek vermektedir. Nereye gittiysek, özyönetim temsilcileri ve savunma kuvvetleri, bölge için herhangi uygulanabilir politik alternatifin intikama değil ortak çıkarlara ve karşılıklı güvene dayanması gerektiğinde ısrar etti. Üyeleri Kürt, Çeçen, Asuri ve Arap olan YPG/YPJ güçleri ile Asayiş üyeleriyle buluştuğumuzda, hepsi de bölge halkları için ortak çözümler aradıklarını ifade ettiler. Şiddetli zorluklarla karşı karşıyalar; fakat biz onların bu tutkusunun içten olduğuna ikna olduk.

Heyetin tavsiyeleri

Bilim insanları, araştırmacılar ve aktivistler olarak hepimiz, yenilikçi politik programı ve güncel toplumsal kazanımlarına sahip çıkan Rojava halkına içten bir saygı ve hayranlık duyarak ziyaretimizi noktaladık. Onlar, kendi problemlerini çözecek pratik bir yolu demokratik özyönetimde buldular. Ama şu tespiti de yapmamız gerekiyor ki Rojava, kendi insanlarının iradesi dışındaki zorlu koşullar altındadır. Bu yüzden raporumuzu en yakın zamanda karşılanması gerektiğine inandığımız şu tavsiyelerle bitiriyoruz.

Sınır kapıları açılsın

* Birincisi, Rojava, komşuları Türkiye ve Irak’taki Kürdistan Federe Yönetimi’nin dayattığı ekonomik ve politik ambargonun altındadır. Bölge ekonomisi, altyapısı ve savunması, bu tecrit sonucunda zarar görüyor. Kürdistan Federe Yönetimi, Ekim 2014 Duhos Antlaşması‘ndan beri Semalka (Fishkhabour/Peshkhabour) Sınır Kapısı’nı sınırlı ticaret ve insan ulaşımı için açmış olsa da, sınır geçişleriyle ilgili keyfi kararlar veriyor ve Newroz Kampı‘ndaki mülteciler dahil olmak üzere Rojava için nsani yardımın ulaşmasında sorun çıkarabiliyor. Mezopotamya Akademisi için toplanan kitaplar bile sınırı geçemiyor.
Ambargo, özyönetimin insanların tıbbi temel insani ihtiyaçlarını karşılayabilme imkanlarını bile kısıtlıyor. Ambargonun kaldırılması zorunludur. Özellikle Türkiye’ye uluslarararası bir baskı yapılmalıdır ki, sınır geçişleri açılsın ve böylece yiyecek, ilaç ve diğer yardım malzemeleri geçebilsin.

Mültecilere yardım

*  İkincisi, Suriye ve Irak’ta devam eden çatışma çok sayıda insanın mülteci olmasına yol açtı. Bunların bir kısmının şu an özyönetim tarafından ihtiyaçları karşılanıyor. Bu mülteciler, acil bir şekilde temel insani yardıma, ilaca ve hastane malzemelerine ihtiyaç duymaktadır. Benzer bir şekilde, savaşta yaralananlara ambargodan kaynaklı uygun bir tedavi sağlanamıyor. Uluslararası topluluk, bu insanların bakımı için özyönetim kurumlarıyla diyalog kurmalı, Rojava’ya yardım kanalı/koridoru için destek olmalıdır.

Rojava kantonları tanınsın

* Üçüncüsü, sivil toplum kurumları tarafından tanınma da dahil olmak üzere Rojava’nın uluslararası anlamda tanınması çağrısında bulunuyoruz. Rojava, bağımsız bir devlet olmak değil, gerçekten demokratik bir Suriye‘nin inşa edilmesine yardımcı olmak ve onun bir parçası olmak çabasındadır. Özyönetimin örnek sistemi, bölgede yıkıma yol açan birçok etnik ve dini çatışmalara karşı uygulanabilinir bir çözüm modeli olarak kabul edilmeyi hak ediyor.
Bütün zorluklara rağmen Rojava halkı, toplumsal toleransa, cinsiyet özgürlüğüne ve katılımcı bir demokrasiye dayalı cesur bir program geliştirdi. Bunun için dünyanın saygısını ve aktif desteğini hak ediyor.


 HABER MERKEZİ