Marksizmin tarihi dolayısıyla sosyalistlerin Batı kapitalizminin benzeri sınıf hareketleri ile romantik bağlar kurmaları anlaşılabilir. Yine devrimler ve ulusal kurtuluş hareketlerinden etkilenmeler de doğaldır. Ama kendi coğrafyası ve o coğrafyanın üzerinde yaşayan halkların hikayeleri ile derin bağları kuramayınca söyleminde ve pratiğinde yalnızca kendisinin anladığı dar bir siyaset türü geliştirmiştir. Dolayısıyla elittir, küçümseyicidir, yukarıdan buyurmacıdır ve en önemlisi köksüzdür. Kemalist devlet modelinin esasen Anadolu’yu Türkleştirme üzerinden devlet eliyle kapitalist pazar yaratmanın sonuçta farklı kültürleri öldüren, halkları katleden, asimilasyona uğratan hoyratlığını sorgulamaz, tam tersine kutsar. Bunu cahil Anadolu halkına devrimci bir müdahale olarak görür. Bir sosyalist nasıl olur da Anadolu coğrafyasını kapitalist pazara dahil etme projesi olan Kemalist devleti kendi tarihinin başlangıç noktası ve bir tür kıblesi yapar?
Bugün Kürtlere karşı caniyane cinayetler işlemiş olan kontrgerilla subaylarını ‘kahramanlar’ olarak nitelemekten tutalım da Kürtleri özgürleştirecek her hukuki ve siyasi adımı bölücülük ve ihanet olarak damgalayan çağdışı bir ırkçılığın sahiplerinin kendilerini solcu olarak görmeleri herhalde solun evrensel tarihi içinde herhangi bir izahı olmayan patolojik bir durumdur.
Gerek çözüm süreci gerekse de Rojava’nın özgürleşme adımları bu çevreler tarafından bir düşmanlık refleksiyle karşılanmaktadır. Artık neredeyse nüfussal değerleri yok denecek kerteye kadar geriletilmiş olmasına rağmen sürekli aktüalize edilen bir düşmanlıkla anılan Ermeniler gibi Kürtler de sürekli bir tehdit objesi olarak görülmekte ve her hak arayışları, peşinen düşmanca faaliyet olarak algılanmaktadır. Onlara göre bu halkların Türklere yönelik duygularının temelinde düşmanlık vardır. Bu varsayımın aslında hiç de küçümsenemeyecek bir nedeni var. Çünkü kendilerini sol olarak değerlendiren bu kesimler, Kürtlere ve Ermenilere uygulanan katliamların farkındadırlar ve bilinçli destekleyicisidirler. Böylesi bir tarihsel geçmişe sahip çıkarken ne ahlaki ne vicdani bir sıkıntı duyarlar. Uyguladıkları zulmün bu halklarda derin düşmanlıklar doğurduğunu düşünerek bunun bir gün rövanşı olacağından korkarlar. O yüzden de hep aşırı vehim ve abartılı önyargılarla davranırlar. Bu bir tecavüzcünün günün birinde kurbanının eline silah geçmesinden korkmasına benzer bir duygudur. Evet, şimdi artık bu mahpusluktan kurtulmanın zamanı gelmiştir.
Silivrici çevreler ve CHP içinde çöreklenmiş bulunan Kemalistlerin özellikle Gezi eylemliliği sonrası kendilerini umutlandıran siyasal süreci, AKP’ye karşı haklı bir demokrasi ve özgürlük istemi ekseninden, milliyetçi bir iktidar mücadelesine çekerek yozlaştırma çabaları karşısında halkların kardeşliği ve evrensel insan değerlerini temel alan gerçek solcuların kesin ve kararlı tutum almalarının zamanı gelmiştir. AKPnin faşizan uygulamalarına karşı dururken aynı kararlılıkla sosyal faşistlerin güç ve etkinlik kazanmalarına da meydan verilmemelidir. Bu ikili mücadelede Kürtler, Türk sosyalistlerinin en yakınındaki dostlarıdır.
Rojava ile dayanışma bu dostluğun pratikte sınanacağı en güncel siyasal görevdir. Bir halk özgürlüğü uğruna savaşıyor. Orada yıllarca sosyalistlerin hayallerini süslemiş bir halk devrimi oluyor. Üstelik bu devrim Türk sosyalistlerini dolaysızca ilgilendiren bir coğrafyada ve yüzyıllardır beraberliği olan bir halk tarafından yapılıyor. Bu sınavdan başarı ile çıkması halinde sosyalistlerin Türkiye’nin geleceğinde etkin roller üstlenebilme yetenekleri daha da artacaktır. Altı çizilerek vurgulanmalıdır ki Kürt halkının özgürlük mücadelesini ıskalayarak Türkiye’de emekten yana özgürlük ve demokrasi mücadelesini vereceğini düşünmek, cahilliğin yanı sıra samimiyetsizliğin de bir ifadesidir. Sosyalistler bilmelidirler ki Kürtlerin bundan sonra karşılaşacakları her katliam ve provokasyonda kendi siyasal duyarsızlıklarının da payı olacaktır. Rojava’nın seçkin siyasetçisi İsa Huso’yu alçakça bir suikastte yitirdik. Qamişlo ya da Paris, farketmez: Amaç Kürt özgürlüğünü boğmaktır. Başaramayacaklar!
Rojava Türk solunun tutarlılık sınavıdır