Baştan söyleyelim... Türk devletinin Rus savaş uçağını düşürmesi Rojava devriminin sonucudur. Çünkü, Türkiye ilk günden itibaren Rojava’da Kürtlerin statü kazanmaması için  diplomatik, siyasi ve askeri saldırganlık içinde oldu. Çetelerden, işbirlikçi Kürtlere kadar her kesimle ilişkisini Rojava karşıtlığı üzeri geliştirdi.

Türkiye’nin Suriye ve Rojava’da yaptıklarına ilişkin ABD ve Rusya’nın elinde bir hayli bilginin olduğu anlaşılıyor. Özellikle DAİŞ’le petrol ticareti ve çetelerin sınırdan geçişi konusunda ciddi belgeler ortaya dökülmüş durumda. 

Öyle görülüyor ki, bu belgeler Türkiye’nin başını çok ağırtacağa benziyor. Son dönemlerde Türk devletinin Avrupa Adalet Divanı’nda teröre destek veren ülke olmaktan yargılanmasının gündeme getirilmesini not etmekte fayda var.

Tev-Dem Koordinasyon Üyesi İlham Ahmet ile 2014 yılı başlarında yaptığım bir söyleşide, ‘’Böyle devam ederse Türkiye teröre destek veren ülke olarak uluslararası platformlarda yargılanabilir’’ demişti. Şimdi gelişmeler o yöne doğru gidiyor.

Rus savaş uçağının düşürülmesinden sonra Putin yaptığı açıklamada, ‘’Teröre destek verenler tarafından arkadan hançerlendik’’ sözü önemli. Rojava’daki siyasi gözlemcilere göre Putin’in ‘Teröre destek verenler’ ifadesini kullanması uluslararası mahkemelerin yolunun her an açılabileceğine işaret ediyor. 

ABD yetkililerinden gelen ‘Türkiye ile Rusya arasında bizim bir alakamız yok’ şeklindeki açıklamalar da NATO’nun Türkiye’ye sahip çıkmayacağı işareti gibi görünüyor. 

Tek tek özetlersek...

Bu olayla birlikte, Türkiye Suriye’den tamamen soyutlanmış bir duruma geldi. Artık Suriye’de hiçbir etkinliği olmayan bir konuma düştü. Bundan sonra en fazla Suriye’ye yerleştirdiği çeteler eliyle terör eylemleri organize edebilir. 

İkincisi ise Kürt ve Rojava karşıtı olan Türk devletinin Rojava Suriye’ye yerleştirdiği taşeron, paravan çete grupları deşifre oldu. Türkmen dağı denilen bölge üslendirip Suriye ve Rojava’da karadan savaştırdığı gruplar hakkında artık kuşku bırakacak hiçbir sorunun kalmadı.

Başka bir ayrıntıyı daha paylaşmak istiyorum: Varto, Cizre, Şırnak, Farqin, Gever ve Nusaybin’deki sivil katliamlarla ismini duyuran Esedullah grubu... DAİŞ çeteleri Kobanê’de yenilgiye uğratıldıktan sonra bir ara Horasan diye bir grup yerine geçirilmek istendi. AKPli yazar Fehmi Koru bile Horasan DAİŞ’ten bile daha tehlikeli diye yazdı. Oysa Horasan DAİŞ’in Idlıp çevresindeki bir tugay olarak isimlendirdiği bir gruptu. Amaç DAİŞ’in yerine bu grubu ikame etmekti. 

Esedullah grubu da Ankara katliamından sonra canlı bomba olarak geçen ve YPG’nin elinde esir olan Mahmut Gazi Tatarla görüştüğümde böyle bir grubun olup olmadığını sordum. Tatar bu grubun Tel Abyad’ta olduğunu, Tel Abyad’ta çevresinde vurulan bu isimdeki bir komutanın adı üzerine kurulduğunu söyledi.

Rojava ve Suriye toprakları üzerine kurulan bu grubun isminin Cizre, Lice, Farqin, Gever, Nusaybin’de duvarlara yazılması AKP hükümetinin DAİŞ’i Esedullah gibi isimlerle Kuzey Kürdistan’a kendi kontrolünde geçirdiğini kanıtlıyor. 

Kısacası, Kürtler ve Rojava Devrimi her şeyi netleştiriyor, görmek isteyen gözler için.