Türkiye Rojava’ya müdahele eder mi? Etmek istediği tartışmaya gerek olmayan bir gerçek. Peki, Türkiye bu isteğini gerçekleştirebilir mi? Kurulacak koalisyonun bu konudaki tavrı ne olur? (AKP ve ABD’nin İslamcılarla ilişkilerinin bölgede yaşayan halklara maliyeti ne olacak?) 

Türkiye'nin Rojava'ya girme ihtimalinin düşük olduğunu düşünüyorum. 

Henüz bir koalisyon hükümetinin kurulmadığı ve Kemalist-laik klikle AKP arasındaki çelişkilerin henüz çözüme kavuşturulmadığı bir ortamda Suriye'ye, yani Rojava'ya müdahale, AKP'yi yeni ve sonu kestirilemez ve de tek başına altında kalkamayacağı çok daha büyük bir riskin altına sokar. 

Eğer AKP’nin, yani Türkiye'nin Rojava'ya girme gibi bir planı varsa, bu ancak ABD'nin yeşil ışık yakması ile mümkün olabilir. 

Ayrıca CHP'ye oy veren kesimlerin de savaşın bir parçası haline getirilmesi gerekmektedir. Bunun gerçekleşmesi de en iyi CHP'nin koalisyona dahil edilmesi ile sağlanır. 

Buna ek olarak Kürt halkının örgütlü gücünün NATO üyesi Türkiye'yi çok keskin bir ekonomik, siyasi ve askeri istikrarsızlığa sokabileceği gerçekliğinin değerlendirme dışı tutulması da tüm hesapları yanlış sonuca ulaştıracacaktır. 

Diğer taraftan, İran ve Rusya faktörünü de dikkate aldığımızda AKP’nin tek başına girişeceği macera sadece AKP için değil, bir bütün olarak TC için büyük bir risk olacaktır. 

ABD'nin Ortadoğu, Kafkasya ve Ortaasya politikalarının yürütülmesinde çok önemli ve etkili bir müttefiği ve aynı zamanda NATO üyesi olan Türkiye’nin istikrarının bozulması, dengeleri ABD aleyhine sarsabilir. Bu nedenle, ABD'nin Türkiye'ye yeşil ışık yakarak kendi uzun vadeli çıkarları açısından sakıncalı olabilecek bir yanlışın içine gireceğini sanmıyorum. 

Suriye’ye girmeyecek ama Türkiye Rojava'ya ve Suriye'ye çeteler aracılığı ile müdahele etmeye devam edecektir. 

IŞİD çetesinin AKP tarafından aynı zamanda Türkiye iç politikasının operasyonel bir parçası haline getirilmiş olduğu gerçekliği üzerinde düşünülmesi, gelecek açısında zaruridir. Şimdiden buna karşı bir şeyler yapılmazsa, zaman içinde daha vahim bir hal alacaktır. Seçim döneminde Diyarbakır mitinginde kullanılan, katliam yapan kişinin IŞİD’li olduğunun resmi makamlarca açıklandığını hatırlatmaya gerek var mı?

IŞİD'in Türkiye'de İslamcı politik hedefler doğrultusunda örgütlenme ve gelişme zemini fazlası ile mevcuttur. Türkiye halkları gittikçe zifiri karanlığın içine çekilmektedir. 

Bunun karşısına kafa karıştırmayan acık politikalarla çıkılmalı. Trend haline getirilen İslamcılıktan aşırılan "inşallah", "maaşallah", "ben de müslümanım" gibi İslamcı söylemlerle, ne olduğu belirsiz, muğlak politikalarla halkı aydınlatmak zor. Bu söylemlerin gerçek sahipleri varken, halkı bu söylemlerle etkilemek mümkün mü? İktidar yanlısı İslamcıların iki yüzlülüklerini, insan düşmanı, kültür düşmanı olduklarını, insanların dini duygularını sömürdüklerini etkili bir şekilde Türkiye halklarına anlatmak, maskelerini indirmekle halkı kazanma amacında yolun yarısı katedilmiş olur. Diğer yarısı için de siyasi ve ideolojik alanda gerçek bir alternatif olmak gerekir.

Ayrıca İslamcı örgütlerle AKP'nin askeri ortaklığına vurulacak her darbe hem Kürtler'e, hem de Türkiye ve Ortadoğu halklarının tümüne nefes aldıracaktır. Ve belki ileride çok daha kanlı yaşanacak boğazlaşmanın da önünü alacaktır. 

AKP’nin İslamcılarla olan ilişkisi ve onları desteklemesinin Türkiye’nin devlet politikası haline dönüştüğü gerçekliği görülerek buna göre politika geliştirilmezse telafisi zor kayıplar  yaşanacaktır. 

AKP’nin İslamcılarla olan ilişkisi ve onlara olan desteği elbette ABD tarafından bilinmektedir. ABD, İslamcı örgütlerle ilişkisini ve onlara verdiği desteği Türkiye, Katar, Suudi Arabistan gibi devletler aracılığıyla yürütmektedir. Yani bu, ABD’nin Suriye politikasının bir parçasıdır. Bahsi geçen devletler verilen görevi yerine getirirken, zaman zaman belirlenen çerçevenin dışına çıkmakta, kendi politikalarını, hırslarını ABD’ye dayatmaktadırlar. Buradan yola çıkarak ana gerçek yok sayılırsa, tali olan ana gerçekmiş gibi gösterilirse bir  başka noktada duvara fena halde toslanır.

Türkiye’nin Suriye politikasının ABD’nin Suriye politikası ile uyum içinde olduğu yukarıda belirtildi. Bu ise AKP’nin yürütmüş olduğu Suriye politikasının devlet politikası olduğu anlamına gelir. Bu nedenle kurulacak CHP-AKP koalisyonu ile Türkiye’nin iç ve dış politikasının değişeceğini söylemek, böyle bir beklenti içine girmek de büyük bir yanılgı olacaktır. CHP’nin amacı iktidara ortak olmaktır, pastadaki payını almaktır, devlet politikasının yürütücülüğüne talip olmaktır. 

Koalisyonda yer alma şartları olarak CHP bir takım maddeler sıraladı. Bunlar göz boyama, kamuoyunu aldatma girişimleridir. Perde arkasında yürütülen esas pazarlıklar başkadır. Deniz Baykal’ın sahne alması ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde İslamcı faşist Ekmelettin’in CHP tarafından cumhurbaşkanı adayı gösterilmesi CHP’nin vizyonunu, ne tür bir oyun ve amaç peşinde olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. 

Kısaca, Türkiye’nin Rojava ile ilgili kopardığı velveleyle ilgili şunları söyleyebiliriz: Türkiye'nin amacı PYD'nin Efrîn kantonu ile Kobanê arasındaki alanı kontrol altına alarak bu iki kantonu birleştirmesini engellemeye yöneliktir. Buna tek başına karar verip müdahale edemeyeceği açık. Şu an yaptığı, Kürtler'in başarısını engellemek için Kürt karşıtlığı politikasını ABD'ye dayatarak, IŞİD ve El Nusra türevi faşist örgütleri Kürtler'e karşı kullanarak kısmi başarı elde etmektir. Savaş tamtamları çalmasının bir başka amacı da olası bir erken seçimde AKP’nin tek paşına iktidar olması için gerekli zemini yaratmaktır.