İsviçre’nin St. Gallen kentindeki bir grup dayanışmacı’nın sorusu bu:

Rojava, yeni bir ütopya mı?

17.03.2016 tarihinde yayımlanan "Rojava Federal Demokratik Sistemi” deklerasyonu’nun 10. Maddesi:

Suriye’nin tümünde yaşayan halkların sosyal, ekonomik ve kültürel özgürlüğünü garanti ediyor.

6. maddesi ilgimi çeken ön maddeler arasındaydı:

Bu maddede; konseyler, akademi ve komünler ve kooperatiflerin meşruiyetlerine vurgu yapıyor.

Önemlisi, lokal topluluklar kendi yönetimlerini seçme hakkına sahipler.

Daha da önemlisi:

Seçilen her irade temsilciliği, bir kontrol mekanizmasına bağlı.

Daha ve daha da önemlisi:

Her yıl yapılan kontroller sonucu, seçmenler seçtiklerini "makam"larından alma hakkına sahipler.

Direkt demokrasi!

Burjuva toplumlarında sonradan ne olduğu ortaya çıkan ve toplumların on yıllar boyu alaşağı edemedikleri "şeffaf" diktatörlüklere dolaysız bir yanıt.

Böylesi bir yanıt Rojava’dan geliyor.

Erdoğan ve kapitalist yönetimlere doğrudan bir alternatif.

Dayandığı topluluklar:

Araplar, Kürtler, Asurlar, Türkmenler, Çeçenler ve yüzyıllar boyu özgür olamayan Hıristiyan ve diğer dini topluluklar.

Umuda açılan bu pencerede, St. Gallen’dekiler için cevaplandırılması gereken iki önemli soruyu kaçınılmaz kılıyor:

Birincisi, üst organların topluma enjekte ettikleri bu "ütopya"nın toplumun bireyleri tarafından başarılı uygulanabileceğinin garantisi var mı?

92 yılında Rojava’nın özellikle Afrin ve Halep’e yakın köylerinde yaptığım gözlemleri aktarıyorum.

Her hafta kadınlar için yapılan eğitim seminerleri, tüm köy halkının katıldığı halk toplantıları, köyler ve toplulukların öz savunma için seçtikleri, savunma tugayları, iki çocuğunu özgürlük mücadelesinde kaybeden bir annenin evine yapılan rutin "minnet" ziyaretleri vs.vs. Rojava Kantonlar Sistemi’nin ilan edilmesinden önce en başlatılan 25 yıllık bir halka eğitim süreci.

İkinci önemli soru, Türkiye’ye zıt, PYD "müttefiği" Amerika’ya rağmen böylesi bir sistemin garantisi var mı?

Birlikte cevap arıyoruz.

Birincisi Güney Kürdistan’da olmak üzere, ikinci kez dünyanın en güçlü silah ve savunma sistemine sahip ABD’siyle, dünyanın en alt kademesine "mahkum" edilen halklardan biri Kürtler‘in çıkarları, aynı zaman karesine düştü.

ABD, Kürtler’i "mutlak ret" resmi politikasına sahip Türkiye’ye Güney Kürdistan’ı kabul ettirdi. 

Şimdi ikinci dönem: PYD güçlerinin Fırat’ın batısına geçmesini Türkiye’ye hazmettiren birinci güç, politik olarak var olan "Rojava’da yükselen yeni formdaki ulus"tur. Türkiye’yi hazme zorlayan ABD’dir.

"Kader" bu ya, üstteki "en güçlü" ABD ile alttaki "en güçlü" Rojava, "zamansz bir zamanlılığın" sonucu, bir araya geldiler.

Bu Rojava için pencereleri ve kapısı olan bir yapının dikilmesine yol açabilir.

Böylesi bir binanın yıkılması, hem Güney Kürdistan ve aynı zamanda Kuzey Kürdistan için, yeni bir felakete yol açabilir. Rojava, tüm Kürdistan ve belki de dünyada "sosyalizm" özlemiyle yola çıkanlar için, yeni bir nefes borusu.

Herkesi "yeni yaşam" için harekete geçirecek kadar umut dolu, "macera ve tehlike" döşeli bu yolculuğun keskin virajlarından birine girdi, Rojava…

Neler olacağını ben de bilmiyorum: Bildiğim, Rojava’daki Umut ve Ütopya’nın başarısı, insanca yaşamak isteyen herkesin bilincine ve kalbine düşecek kızıl bir yıldız olacak…