2013 Yılının sonuna geldik. Yılın sonu da başı gibi gergin ve yoğun geçiyor. Siyasal gelişmeler o kadar hızlı ki, yayın organları onları izlemekten yıl değerlendirmesi yapmaya zaman bulamıyor. Yine de bu çok yoğun ve karmaşık mücadele yılını herkes kendi penceresinden anlamlandırmaya çalışıyor. Bu noktada şunu net olarak ifade etmek lazım: 2013 gerçek anlamda bir Rojava yılı! AKP iktidarı açısından ise baş aşağıya gidişin başladığı yıl. Bu durum hala tüm yakıcılığıyla devam ediyor.

2013 Yılı için Rojava yılı demek kesinlikle bir abartı değil. 2012 Rojava Kürdistan’da devrim yılıydı. Büyük Özgürlük Devrimi bu yılın 19 Temmuz’unda başladı ve derinleşerek devam etti. 2013 Yılı ise, Özgürlük Devrimini savunmak ve derinleştirmek üzere büyük direniş yılı oldu. Devrim gibi Rojava direnişi de çok yönlü gelişti ve başarılı bir biçimde gerçekleşti.
Bu devrim ve direnişin sonuçları kuşkusuz sadece Rojava ile sınırlı değil. Hatta sadece Kürdistan ve Suriye ile de sınırlı değil. Tüm Ortadoğu’yu derinden etkiliyor ve küresel sistem üzerinde etkide bulunuyor. Örneğin kapitalist modernite sistemine teorik ve pratik bütünlüğe sahip en ciddi alternatif Rojava’da gelişiyor. Demokratik modernite unsurları bir bir kendilerini inşa ediyorlar. Bu da küresel kapitalist sistemi yakından etkiliyor ve ilgilendiriyor.
Diğer yandan, başta ABD olmak üzere tüm bölgesel ve küresel güçler Suriye ve Ortadoğu kaosuna çözüm bulamazken, Rojava Devrimi ve Direnişi açık ve uygulanabilir çözüm yolunu gösteriyor. Kuşkusuz bu da bölgesel ve küresel güçleri yakından etkiliyor. Kendileri çözümsüz kaldıkları için bir başka gücün çözümleyici olmasını hazmedemiyorlar.
Rojava Devrimine yönelik 2013 yılı boyunca çok yönlü saldırı işte bu nedenlerle gerçekleştirildi. Yıl boyunca her bakımdan tam bir ambargo ve kuşatma uygulandı. Bu yetmedi El Kaideci çeteler Temmuz ortasından bu yana gerilla-sivil halk ayrımı yapılmadan saldırtıldı. Başta AKP ve KDP Hükümetleri olmak üzere tüm bölgesel ve küresel güçler tarafından bu saldırılar ve kuşatma açıkça desteklendi. Böylece Rojava halkı aç bırakılarak ve korkutularak ülke dışına kaçırtılmaya ve 19 Temmuz Özgürlük Devrimi boğdurularak tasfiye edilmeye çalışıldı.
Rojava halkının ve gerilla güçlerinin kahramanca direnişi işte böyle çok yönlü ve tehlikeli bir saldırı durumuna karşı gerçekleşti. YPG ve YPJ bu zorlu direnişte gösterdiği büyük başarı ve elde ettiği askeri zaferlerle Rojava Kürdistan’ın gerçek savunma gücü olduğunu kanıtladı. Halk savaşının ne olduğunu ve nasıl yürütüldüğünü çok açık bir biçimde bir kez daha Rojava’da gördük. Nüfusu ne kadar az olursa olsun, coğrafi ve benzeri koşullar ne kadar dezavantaj oluşturursa oluştursun, sayı ve teknik güç dengesizliği ne kadar fazla olursa olsun, eğer bir halk bilinçlenip örgütlenerek özgür yaşamaya karar verirse meşru savunma temelinde yenemeyeceği düşman yoktur. Bu dersi tüm insanlığa bir kez de Rojava halkı verdi.
Kürdistan’ın bu küçük parçasının halkı, kendisini tüm Kürt halkının ve insanlığın özgür var oluşunun savunucusu haline getirerek, gerçek anlamda yeni insanlık destanları yazdı, yeni insanlık harikaları yarattı. Ne kadar az ve zayıf olurlarsa olsunlar, bilinçlenip örgütlendikten sonra Kürtlerin kolay yutulur bir lokma olmadıklarını herkese gösterdi. Kürtlerin Filistin’i ve Vietnam’ı olmayı fazlasıyla hak etti.
Belki henüz küçük ve kısa süreli bir direniş yaşandı, ama böyle bir direniş içinde bile birçok gücü birden yenmeyi başardı. El Kaide çeteciliğini ilk yenen güç olma başarısını gösterdi. Bu temelde hiç kimsenin beklemediğini başaran güç oldu. El Kaide saldırılarının başarısına umut bağlayan AKP ve KDP politikalarını yerle bir etti. İran’dan ABD’ye kadar birçok bölgesel ve küresel gücün hesaplarını bozdu. Yeni Demokratik Suriye’nin yaratıcısı olduğunu herkese gösterdi ve önemli ölçüde de kabul ettirdi.
Kuşkusuz Rojava Kürdistan’da devrim ve direniş hala sürüyor ve de sürecek. Her türlü tehlikeye karşı Rojava halkı edindiği tecrübeye dayanarak her zaman uyanık ve hazır olacak. Rojava halkı Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın demokratik modernite kuramını hayata geçirmeye devam edecek. Dolayısıyla 2013 yılında özgür insanlık mücadelesine yaptığı katkıların çok daha fazlasını önümüzdeki yıllarda yapacak.
Kuşkusuz 2013 yılında Rojava Direnişi dışında da çok önemli olaylar yaşandı. Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de Önder Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği yeni demokratik siyasal çözüm süreci birçok gerçeği açığa çıkartıp yeni gelişmelere yol açtı. Yine Kürdistan Ulusal Kongresi’nin toplanması yönünde hayalleri gerçek eden adımlar atıldı. Elbette bütün bunlar da çok önemliydi ve 2013 yılının çok yönlü ve karmaşık mücadele gerçeğini ifade ediyordu. Fakat hepsini etkileyen merkezin Büyük Rojava Direnişi olduğu tartışmasız bir gerçektir.
Bu nedenle 2013 yılına “Rojava Yılı” demek kesinlikle doğrudur. Rojava direnişi temelinde yılın kazananı Kürt halkı ve özgür insanlık olmuştur. Bütün Kürdistan özgürlük devrimine daha çok yaklaşmıştır. Kürt sorununun demokratik çözümü tüm bölge ve dünya çapında kendini en çok dayatan siyasal olgu haline gelmiştir. Dolayısıyla 2014 yılının Kürt sorununun çözüm yılı olacağı daha şimdiden netleşmiş gibidir.
Bu temelde 2013 yılının kaybedeninin de Rojava Devrimi karşıtları olduğu tartışmasız bir gerçektir. Bunların başında da AKP ile KDP’nin geldiğini herkes biliyor. Stratejik ittifak halindeki bu iki gücün yanlış yolda olduklarını en açık bir biçimde Rojava Devrimi karşısındaki tutumları göstermiştir. Her ne kadar KDP bu yanlış yoldan kurtulmak ister gibi bir eğilim gösterse de, yolsuzluğa bulaşmış AKP ile stratejik ilişkisini geliştirme çabası ve Kürdistan’ın diğer parçalarının iradesi üzerinde baskı yapma tutumu bunun kolay başarılamayacağının en açık kanıtı olmaktadır.
Kendisini yeni bir imparatorluk gibi takdim eden AKP’ye gelince, son günlerde yaşanan olaylar gerçeği açıkça gösterir niteliktedir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ve Kürt Özgürlük Hareketinin uyarılarını dikkate almaması, dolayısıyla Kürt sorununun çözümüne doğru ve tutarlı yaklaşmaması AKP iktidarı için de sonun başlangıcı olmuştur. “Kürt sorununu çözmeyenin kendisi çözülür” kuralı sonunda AKP için de işlemiştir. Kürt sorununun çözüm sürecini AKP’nin seçim kazanma sürecine indirgeme yaklaşımı AKP’nin de sonunu getirmiştir.
2013 Yılının en kurnazı ve en çok kazananı olmak isterken, tersine dönüp en çok kaybedeni haline gelmek kuşkusuz AKP için acı vericidir. Ancak bu duruma AKP’nin kendisi yol açmıştır ve kendisi düşen ağlamaz diye bir kural vardır. Ağlamak yerine düşüşün nedenlerini doğru bir temelde analiz etmesi belki AKP düşüşünü sınırlandırabilir ve zamana yayabilir. Bunun dışında başka bir yolun kalmadığı açıktır. Artık AKP için yolun sonu iyice görünmeye başlamış durumdadır.
Şimdi herkes kendi penceresinden bu gerçeği değerlendirmeye çalışmaktadır. 2013 yılı değerlendirmeleri ile AKP düşüşü birbirine karışmaktadır. Fakat doğru yaklaşım ve özeleştirel tutum pek gözükmemektedir. Halbuki AKP’nin bu duruma gelmesinden ve Türkiye’yi bu duruma getirmesinden en az AKP kadar sorumlu olan başka güçler de vardır. Pohpohlamayı marifet sanan bu güçler AKP’yi hep yanıltmışlardır. Kimisi Çözüm sürecini AKP’ye verilmiş bedava destek olarak tanımlamış, kimisi ise Kürtlerin uyarılarını hep blöf olarak görmüştür. Gerçeğin ne ve kanıtlanan düşüncelerin hangileri olduğu şimdi net bir biçimde ortaya çıkmıştır. Ne yazık ki bir yıl daha böyle geçmiş ve birçok değer heder olmuştur.
2014 Yılının Türkiye’de büyük mücadelelere ve gelişmelere sahne olacağını söylemek kuşkusuz artık bir kehanet değildir. Tayyip Erdoğan tersini iddia etse de, Türkiye artık yeni bir değişim sürecine girmiştir. Zaten süreci artık Tayyip Erdoğan’ın belirlemediği de ortaya çıkmıştır. Eğer demokratik güçler bu durumu iyi değerlendirir ve ortaya çıkan imkanları doğru kullanırlarsa, 2014 yılı yeni bir demokratik çıkış yılı, Türkiye’de bir demokratik devrim yılı olabilir.
2014’ün Türkiye için demokratikleşme ve Kürt sorununun çözüm yılı olması dileğiyle Rojava Direnişini selamlıyor ve Rojava Şehitleri şahsında tüm Özgürlük Şehitlerini saygıyla anıyoruz!