Amerika’dan Bakış


Suriye’de gelişmelerin yeniden hız kazandığı şu günlerde Rojava Kantonları Avrupa temsilcisi Sinem Muhammed diplomatik temaslar için ABD'de bulunuyor. Yoğun programı arasında kapsamlı bir sohbet yaptık. Yer darlığı nedeniyle öne çıkan noktaları kısaca aktarmak stiyorum.

İlk konumuz Türkiye ile ilişkilerdi. Türkiye'nin Rojava'ya yönelik artan silahlı taciz saldırılarını sorduğumda, "Türkiye baştan beridir Rojava'ya karşı düşmanca bir tutum sergiliyor" dedi. Muhammed'e göre Türkiye'nin bir numaralı 'fobisi' Rojava'daki sistemin uluslararası olarak tanınması. Bu sebeple sürekli Rojava'yı zayıflatacak girişimlerde bulunuyorlar. YPG IŞİD'le mücadele ederken Türkiye YPG'ye taciz saldırılarında bulunuyor. "Biz Türkiye'ye yönelik bir tehdit teşkil etmiyoruz. İlişkilerimiz iyi olsun istiyoruz. Ancak Türkiye buna hazır değil" diyor ve uzun vadede bu stratejinin sürdürülebilir olmadığını söylüyor: "Türkiye başta Barzani ve Talabani'ye de karşıydı. Şimdi geldikleri noktaya bakın".

Türk hükümetinin son zamanlarda Cerablus’a yönelik gittikçe sertleşen ve Fırat’ın ötesine bir YPG müdahalesini savaş gerekçesi yapacakları yönündeki açıklamalarını hatırlattığımda "burası Suriye toprağı" diyor, "Türkiye değil. Suriye halkının iradesi belirleyici olacak. Biz her karış toprağımızı IŞİD'den özgürleştirmekte kararlıyız, Türkiye beğensin veya beğenmesin."

Rojava Yönetimi'nin diplomatik çabaları hız kazanmış. Muhammed Süleymaniye, Moskova, Berlin ve Paris'te temsilcilik açma çalışmalarının olduğunu söylüyor. Moskova'daki büro çok yakında açılacakmış. Bürokratik gerekçelerle Berlin'in biraz daha zaman alacağını söylüyor. Yeni yılda açılmasını umuyor. Paris'te de çalışmalar sürüyormuş. Rojava Yönetimi olarak ABD'de de ofis açmayı arzu ettiklerini ekliyor. 

Diplomasiden söz açılmışken Rusya'nın Suriye'ye etkin müdahalesini hatırlatıp Rusya'yla ilişkilerini soruyorum. Rusya'yla bir ortaklık mümkün mü? "Bizim çizgimiz 3. Yol" diye hatırlatıyor Muhammed. "Kimsenin kontrolü altına girmeyi kabul etmeyiz. Biz mücadelemize destek arıyoruz. Bize ilk destek veren ABD idi; önce Kobanê'de, sonra Tel Abyad ve Hesekê’de. Biz ABD ile ortaklığımızı stratejik görüyoruz. Rusya'nın amacı ise öncelikle rejimi ayakta tutmak ki biz buna teşne olmayız" diyor.

Son zamanlarda gündeme gelen YPG'ye yönelik etnik temizlik, insanları yerinden etme gibi suçlamaları hatırlatıyorum. "Uluslararası Af Örgütü ve benzeri insan hakları kuruluşlarına saygı duyuyoruz. Ancak güvenilirliği şüpheli kaynaklara dayanan tek taraflı iddiaları gerçek kabul etmek yerine gelip durumu yerinde gözlemleseler daha sağlıklı olur" diyor. "Bir de unutulmaması gereken şu var: Burası bir savaş bölgesi. İnsanlar kaçıyorlar, evler bombalamalarla yıkılıyor… Bunlar zorundalıklardan kaynaklı, yoksa "şu insanın evini başına yıkalım" diyerek yapılmıyor. Gelsinler Rojava'ya, YPG'nin Arap ve diğer azınlıkları korumak için kendini nasıl feda ettiğini görsünler. Ayrıca YPG’yle birlikte savaşan çok sayıda yerli Arap var. Son olarak eğer bizim tarafımızda savaşanlar uluslararası savaş hukukunu yeterince bilmedikleri için de bir takım hatalar yapıyor olabilirler. Bu sivil toplum kuruluşları eğitmen yollayarak güçlerimize uluslarası insan hakları normlarını öğretebilirler" diyor. 

Son dönem yaşanan önemli bir gelişme de Suriye Demokratik Güçleri (Syrian Democratic Forces – SDF) adı altında YPG’nin başını çektiği ve Arap ve Süryani güçlerinin de içinde yeraldığı askeri yapının kuruluşuydu. SDF, kuruluş ilanından kısa bir süre sonra ABD’den silah ve cephane yardımı aldı. Ardından ABD hava kuvvetleri ve karada özel timlerinin desteği ile Hesekê’nin doğu kırsalında başlatılan operasyon ile stratejik Hol kasabası IŞİD’in elinden başarıyla alındı. 15 Kasım itibariye ikinci büyük askeri yardım da (Türkiye’nin yüksek sesli itirazlarına rağmen) SDF’ye ulaştırılmış durumda. 

"SDF askeri bir güç, politik bir uzantısı da olacak mı?" diye soruyorum. "Şu anda Suriye Demokratik Komitesi üzerinde çalışmaktayız" diyerek büyük bir sürpriz yapıyor Muhammed. Demokratik, çoğulcu ve ademi-merkeziyetçi bir modelin etrafında bütün Suriyeli demokratik güçleri biraraya getirmeyi ve bu prensipler çerçevesinde bir anayasaya ulaşmayı umuyorlar. Şimdiden diğer çevrelere ulaşmaya başlamışlar. Bu prensipleri benimseyen herkesle çalışmaya açıklar. Girişimin henüz resmi duyurusunu yapılmamış, hazırlık aşamasındalar. "Umarım başarılı oluruz" diyor.

Kobanê'nin yeniden yapılandırılmasını soruyorum, "Kobanê halkı yavaş yavaş evlerine dönüyor" diyor. Nüfus yeniden 200 bin’e doğru tırmanmaya başlamış. "Ancak ciddi sıkıntılarımız var. Kış geliyor, ev, hastane ve okula ihtiyacımız var. Hala savaşın yıkıntılarını temizlemeye çalışıyoruz". Özellikle Paris katliamının ışığında yerinde bir hatırlatmada bulunuyor: "IŞİD bertaraf edilmediği sürece burada yaşananlar heryerde yaşanabilir."

IŞİD’e karşı sözümona büyük bir uluslararası koalisyon var ancak şu ana kadar Kürtler ve ABD dışında IŞİD’e zarar veren bir güç olmadığını hatırlatıyorum. Özellikle Türk hükümeti Kürtleri askeri ve politik olarak hedef alarak koalisyonu içeriden zayıflatıyor. "Buna karşı ne yapmayı düşünüyorsunuz?" diye soruyorum. Muhammed, "ABD ve Avrupa, Türkiye’ye bu konuda yeterince baskı uygulamıyor" diyor. "Erdoğan Avrupa'ya karşı göçmen kartını kullanıyor, ABD'ye karşı da İncirlik kartını. Halbuki göçmen sorununa en etkili çözüm Suriye'yi güvenli, yaşanılabilir bir hale getirmektir. Gerçekten sorunu çözmek istiyorlarsa Suriye içinde Rojava gibi bölgelerin güvenliğinin sağlanmasına yardımcı olmalılar" diyor. 

"Peki ABD neden Türkiye'ye baskı yapmıyor?" diyorum. "NATO ülkesi", diye cevaplıyor. Ancak ABD'nin Erdoğan'dan iyi bir ortak olmayacağını gördüğünü de ekliyor: "Bu nedenle ABD, yeni kurulan SDF'ye yardımcı oluyor. Türkiye'nin ABD’ye baskı yaparak bunun önüne geçebileceğini sanmıyorum. ABD stratejisinin doğru olduğuna ikna olursa, (Türkiye’ye aldırmaz) yapması gerekeni yapar."

Sinem Muhammed’in yaklaşımı temkinli bir iyimserlik olarak özetlenebilir. Fillerin tepiştiği bir arenada çok sınırlı imkanlarla, özgüçlerini esas alarak diplomatik ilişkiler geliştirmeye çalışıyor Rojava Yönetimi. Karada IŞİD’e karşı tek etkili direnç odağı olmaları (Esad rejimi haricinde) ellerini rahatlatmış, aynı anda hem ABD, hem Fransa hem de Rusya ile ilişki yürütüyorlar. SDF’nin kuruluşu ve henüz resmi olarak duyurulmamış politik çatı örgütü gibi yeni girişimler Rojava Yönetimi'nin cesur politik inisiyatifler alabilecek vizyon ve özgüvene sahip olduğunu gösteriyor. Ancak Türkiye’nin büyük baskısı altında hem ekonomik, hem askeri hem de diplomatik olarak zorlandıkları, bu baskılar karşısında daha fazla uluslararası desteğe ihtiyaç duydukları da Muhammed’in konuşmamız sırasında sıkça dile getirdiği bir gerçek. Önümüzdeki dönemde ABD ile olan ilişkilerin gelişimi, Rojava’nın hem güvenliğini ve siyasi geleceğini önemli ölçüde belirleyeceğe benzer...