Bu yılda 8 Mart üzerine yazılacakları, daha çok kadınlar yazdı.

Önceleri bizler, yani erkekler de yazıyordu.

Bu yıl ürkek, biraz da ketum bir erkek topluluğuyla karşı karşıyayız.

Kadınlar bizi susturdu mu?

Bizim söyleyecek sözümüz mü kalmadı?

Kadınlardan okuduklarım:

…Rojava, kendisini gerçekleştirme mekanı;

Emperyalist emellerin paylaşım mekanında gerçekleşen isyan;

Mala Jin (Kadınlar evi), ilk örgütlerden biriydi;

Toplumsal dönüşüm için örgütlülük;

Yaşanan coğrafyanın (Ortadoğu) tüm hasarlarına rağmen, mücadeleye girişen kadınların hikayesi…

“Erkeklerin kendilerinden çok razı” olduğu coğrafyada kadın olmak!

Ve örgütlü kadınlar ortaya çıktığında, onları “kabul etmek ve geri adım atmak” mecburiyetinde kalan erkekler.

Ben, sen ve o gibi erkekler.

Bundan dolayıdır ki, ben de çok fazla zorlamadım kendimi.

Kadınları okudum, kadınları dinledim.

Son olarak kafam dank etti ki, iki isim erkeklere dair dünyanın tılsımını bozdu:

Rojava ve Kadın.

İki sinonim isim.

Kadınlar olmadan Rojava olmazdı.

Rojava isminin bu 8 Mart’ta ilk çağrıştırdığı resim, dağlarda, Medya Savunma Alanları’nda, silahlarını bir an için bırakmış, arka plandaki YPG/YPJ bayrakları eşliğinde govende kalkan kadın Gerilla’lar oldu.

Minbic, Türkiye’nin saldırmak istediği kent.

Minbic’in de içinde olduğu Rojava kentlerinde, kadınlar tarafından oluşturulan 25 kooperatif var.

“Komünal Ekonomi”, Kooperatifler Birliği’ni harekete geçiren isim.

Minbic’de son olarak, DAİŞ’den arındırılan Rojava ve Suriye kentlerini kurtaranlar kadın Gerillalar oldu.

Devlet formasyonu, kendisini sürekli yenileyen bir Devrim Hareketi’ne dönüştürmüş.

Türkiye’nin hedef aldığı “Örgütlü Kadın” ve “Örgütlü Kadın Projesi Rojava”.

Defalarca konu oldu: Ulus, politik bir topluluğun adıdır.

Osmanlı’ya karşı Babanzade Abdurrahman Paşa İsyanı(1806), başlangıç sayılırsa, o dönemden bu yana bir bölümüyle politikleşen Kürtler, hep bir kahraman erkeği taşıdığı bayrak etrafında toplandılar.

Temeli, 15 Ağustos Hareketi’ne dayanan Rojava Projesi’yle birlikte, bayrağı taşıyan cins el değiştirdi.

Politikleşerek uluslaşan nüfusun başını kadınlar çekti.

Türkiye’deki köşkte, devlet eliyle oluşturulan “koruyucu aileler” projesi, “asil Türk” olarak devşirilecek çocuklar, biraz da Hitler’in 1926’da yazdığı “Kavgam” kitabındaki “Sağlıklı Ulus Çocukları“ hayaline denk düşüyor. Daha sonra, Nazi’lerin ırkçı politikasının bir parçası olarak kurulan “Lebensborn (Yaşamın doğuşu) e.V.”, genetik biyoloji açıdan değerli kadınların bir araya getirilmesini ve bu annelerin, kurulan “Born Heime” (Doğuş Yuvaları)’nda, genetik biyoloji açıdan değerli çocuklar doğurmasını hedefliyordu. Amaç “Irkçı Değer”e ulaşmaktı.

Konuya dönersek:

Rojava ve Minbic’deki Kürt, Arap, Süryani, Ermeni, Çerkez, Türkmen kadınlar tarafından oluşturulan Kurtuluş ve Özgürlük Projesi ile komşu Türkiye’de ırkçı rejim desteğinde kurulan, Türklüğü “Koruyucu Aile” Projesi, iki zıt geleceğe işaret ediyor.

Ve Türkiye, kendisine bulaşacak bir “Rojava Kadın Virüsü’nü” bitirmek için, ateşle oynamaya hazırlanıyor.

Sonuçta bu 8 Mart, Rojava, Kadın ve Örgütlü Güç olarak  birilerinin kurtuluşu başkalarının korkulu rüyası olarak tablolaştı.