PYD başından itibaren gelişmeleri doğru okumuştu. Ne statükoyu savunan bölge gericiliğini ne de yabancı müdahaleyi isteyen güçleri esas aldı.
Daha Mısır’da halk ayaklaması sürerken 2011 Şubat’ında PYD, Garê’deki karargahını Rojava’ya taşıdı. Xebat Derik’in de aralarında olduğu tüm kadrolarını Rojava’ya kaydırdı.
PYD hızla örgütleme çalışmalarına girişti. Önce Halk Meclislerini kurdu. Ardından ilk askeri birliklerin temelleri atıldı.
19 Temmuz 2012’de Kobanê’de ardından Afrin, Derik, Dirbesiyê, Amûdê’de halk yönetime el koyarak Suriye rejiminin varlığına son verdi.
KDP ve Türk devleti, 'Esad oraları PYD’ye bıraktı’ diyerek sistematik bir saldırı süreci başlattı. KDP, hemen hendeklere girişti, sınır kapılarını kapattı. Üstelik Esad rejimiyle bazı bölgelerde çatışmalar yaşanıyordu. Öyle Barzancilerin iddia ettiği gibi değil, Rojava halkı savaşarak, direnerek, şehit vererek devrimini gerçekleştirdi.
KDP bu kez bazı Kürt yapılarını piyasaya sürdü ve ENKS adı altında bir meclis oluşturdu. Hewler’de KDP’yle görüşmeler yapıldı ve Kürt Yüksek Konseyi kuruldu. Dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Hewler’e giderek sürece müdahale etti. ENKS’den ‘Rojava'da devrimin koşulları oluşmamıştır’ açıklaması geldi. ENKS içinde yer alan bazı güçler Halep’te PYD’ye savaş açtı.
Türk devleti Rojava’ya yönelik müdahalelerini Araplar üzeri de yapıyordu. Daha ortada El Nusra vb. yapılar ortada yok iken AKP bazı Arap aşiretleri İstanbul’da ağırlayarak Kürtlere karşı örgütledi.
Rojava’da kurumsallaşmanın geliştiği bir süreçte saldırılar da artmaya başladı. Bu arada YPG kuruluşunu ilan etti. İlk ciddi çatışmalar Serekanîyê’de oldu.
İmralı-Kandil ve Ankara hattında görüşme trafiğinin arttığı bir süreçti. HPG ateşkes ilan etti. Ateşkesle Rojava’ya biraz olsun nefes aldırmak hedeflenmişti. Ancak 16 Temmuz 2013’te Türkiye’nin desteklediği tüm örgütler Rojava’da saldırıya geçtiler. IŞİD’le ilk çatışmalar işte o zaman Afrin’de başlamıştı.
Kuzey’de ateşkes ilan edilmişti. Ancak Rojava’da asıl savaşan Türk devletiydi. Cizîrê ve Serekanîyê’de şiddetli çatışmalar yaşandı. Hewler'e giden PYD yetkilileri Barzani’den silah istedi. KDP ise ‘silah vermem’ dedi. Başından beri KDP’nin Rojava'yı boğma politikası Türk devleti, IŞİD, El Nusra gibi örgütlerin saldırılarına cesaret verdi.
Çatışmalar yaklaşık 6 ay sürdü. Çeteler ağır darbeler almıştı. Bu zaferin hemen ardından Rojava’da kantonlar ilan edildi. Cenevre -2 görüşmelerinin sürdüğü bir süreçte Kürt, Arap, Asuri ve Ermenilerin yönetimde olduğu kantonların ilanı geniş yankı yarattı. En sert tepki yine Türkiye’den gelmişti. KDP ise ‘karton’ diyerek halkın iradesini hiçe saymıştı.
Kantonların ilanına karşı IŞİD’i Rojava’nın üzerine sürdüler. IŞİD Kobanê’ye ilk saldırıyı 8 Mart 2014’te yaptı. Ancak fazla ilerleyemedi. Musul’u düşürdükten sonra bir kez daha Kobanê’ye saldırdı. YPG bu saldırıyı da büyük bir direnişle bertaraf etti.
IŞİD 2 Ağustos’ta Şengal’e yöneldi. KDP savaşmadı, Şengal’i IŞİD’e teslim etti. 3 Ağustos’ta HPG Şengal’e müdahale kararı alarak, çok sayıda gerilla gönderdi. HPG büyük bir direniş sergiledi. Halkı dağlara çekti. Sonra bir koridor oluşturularak Rojava’ya aktardı.
KDP’nin Şengal’den kaçmasının faturası ağır oldu. Şengal tarihin en büyük katliamlarından birini yaşadı. BM’ye göre 5 bin kişi ölmüş, 7 bin kadın kaçırılarak köle edilmişti. Ancak gerçek rakamlar daha yüksekti. Eğer bugün Şengal’in tam kurtuluşu olmuyorsa bunun nedeni IŞİD değildir, gerilla güçlerini ‘işgalci’ olarak gören KDP’nin Rojava karşıtı politikalarıdır.
Şengal’den sonra IŞİD Maxmur, Kerkük ve Hewler’e yöneldi. HPG buralara takviye güç gönderdi. IŞİD bu kez Kobanê’ye üç koldan saldırdı. Kobanê’de savaş tarihinin en büyük direnişlerinden biri gerçekleşti. Aylarca süren savaşta binlerce insan hayatını kaybetti. Ancak Kobanê düşmedi, direnişin merkezi oldu. Suriye’den girip Somali’den çıkmak isteyen Türk devletinin politikası Kobanê’de çöktü, Arap ve Türk kemerleri paramparça edildi.
Kürdistan’ın bu en küçük parçası en büyük devrime imza attı, insanlık onuru için savaştı. Şimdi devriminin üçüncü yılını kutluyor.