Özellikle son bir yıldan beri, dünya medyasında adı sıkca gündeme gelen Rojava sınır koridoru, Kürtler ve Kürdistan açısında oldukça büyük bir öneme haizdir. Fakat ne acıdır ki; siyasi tartışmalar dışında, buradaki antik Kürt yerleşimlerinin tarihsel geçmişleri, günümüzde yeterince araştırılmamış ve gizemli değerleri günışığına çıkarılmamıştır. Bölgedeki tarihi yerleşim birimlerinden Menbiç de bunlar arasında.
Bu Kürt yerleşkesi için bazı kaynaklarda farklı sinonimli isimler kullanılmıştır. Örnegin Menbic, Münbic, Münbiç, Munbuc, Mumbuc, Membiç ve benzeri isimler..!
Fırat Nehri’nin batı havzasına düşen Menbiç, coğrafi konumu itibariyle; batı (Rojava) Kürdistan’ında yer alan kısmen Kilis’in doğusunda, Halep’in kuzeydoğusunda, Birecik ve Suruç’un güneyindedir. Menbiç ile ilgili ilk tarih okumalarımız, Emevi halifesi Muaviye oğlu, İmam Hüseyin’in (626-680) katili 1. Yezid (646-683) ile başlamaktadır. Zira Yezid, kendi döneminde bölgede Antakya ve Menbiç’i birer ordugah haline getirmişti. Daha sonra Abbasi halifesi Harun Reşid (763-809); Menbiç, Dülük (Dilok, Gaziantep) Antakya ve daha başka yerleri ayrı ayrı birer idari teşkilata bağlayarak, bu yerlere Avasim (Bizans devlet sınırlarında kurulmuş ya da yeniden donatılmış merkezi şehirler) adını verdi. Özellikle Menbiç’i; Avasim başkenti yaptı. Dolayısıyla Müslümanlar, Bizans üzerine yaptıkları seferlerde, bu bölgeleri birer askeri üs olarak kullanıyorlardı.
Daha sonra bu bölgelere 963 yılında, Bizans imparatoru II. Nikeforos Fokas (912-969) girerek, Menbiç’i kendi sınırlarına kattı. Bizans İmparatoru IV. Romanos Diogenes’in yönetimindeki Menbiç, bölgenin Kürt kaleleri arasında, en güçlüsüydü. Diogenes’in giriştiği savaş taktikleri sonucunda yapılan antlaşmalarla yeniden tahta oturması halinde, 1071 yılında, Menbiç’in de içinde bulunduğu Halep ve çevresini Selçuklu ordularına bıraktı. Fakat ne var ki Diogenes, 1072 yılında yaşamını yitirecekti. Dönemsel peryodlarda Menbiç, siyasal tarihinde sürekli Kürt özerk beylikleri, Ekrâd mirlikleri tarafından yönetildi. Bununla birlikte, idari yapısı bakımından Menbiç; Selçuklu, Safevi ve Osmanlı yönetim yapısı içinde bulunmuştur.
Tarihi Menbiç Nahiyesi; 16. yüzyıldaki başbakanlık Osmanlı arşivlerinde elde edilen bulgularla, Halep livasına bağlıydı. Mesela 16. yüzyılda Halep’te, özel Ekrâd (Kürt) mahalleleri bulunmaktaydı. Menbiç; Kilis kazasıyla birlikte 16. yüzyılda Halep sancağına bağlı, birer Ekrâd/Kürt bölgesi olarak Osmanlı kayıtlarına geçirilmiştir. Menbiç’in o zamanki sınırları, bugünkü Rojava (Kuzey Suriye) sınırları içindeki Kürt bölgesinde bulunan tarihi bir kentti. Yine Osmanlı kayıtlarına göre bu nahiye taksimatı, Urfa-Halep yolu üzerindeydi. 17. yüzyıla kadar bölgenin en gözde iki merkezi yerleşkesi Menbiç ve Révândi aşiretinin kurduğu Révândan kazalarıydı. Buralar başlı başına adeta birer Kürt yurduydu.
Osmanlı tahririnde, merkez Kilis olmak üzere, Halep, Birecik, Urfa, Hısn-ı Mansur, Kahta, Gerger ve Amik Ovasında yerleşik Ekrad cemaatleri/aşiretleri yaşarlardı. Bunların başında ise birer “Mır-i Ekrâd“ bulunurdu. Ayrıca bu aşiretlere, özel olarak bir de “Ekrad kadılığı“ tahsis edilmişti. Bölgenin iki yetkin şahsiyetin ismi, tüm arşiv belgelerinde ön plana çıkmaktadır. Ekrâd (Kürt) İzzeddin Bey ve Canpolat Bey. Bunlar dönemsel olarak “Mır-i Ekrad (Kürtlerin başı, lideri)“ olarak atanmışlardır. Bölgenin tek hakimiydiler.
Günümüzde Halep’in kuzeyindeki bir ilçesi olan ve 16. yüzyılda bir nahiye, 17. yüzyılda ise bir kaza statüsündeki Menbiç’de toplamda 187 tane köyün, sadece 19 köyüne 1518 den 1584’e kadar Türkmen cemaatleri getirilip yerleştirilmiştir. Bu Türkmen cemaatlerin Ketüda‘lığına (muhtar) ise köylerde yerleşik olan Ekrâd (Kürt) aşiretlerinin Mir-i Ekrâd’ları getirilmiştir. Zaman içinde bazı Türkmen aşiretleri Kürt Ketüdalığını reddedip, bunları kadılara şikayetlerde bulunmuşlardır. 1600 yıllardan itibaren, Osmanlı bu bölgenin demografik yapısını planlı ve sistematik bir şekilde değiştirmiştir. Bölgede yerleşik olan Kürt aşiretlerini batıda, ege kıyılarında, Orta Anadolu’da zorunlu iskana tabi tutmuştur. Bu Kürt aşiretlerinin yerlerine; Balkanlardan ve Orta Asya steplerinden getirdiği Türkmen, Yörük, Oğuz boylarından aileleri yerleştirmiştir. Bu bölgelerde yerleşik olan Kürt ceamaatleri/aşiretlerinin kandaş akrabaları aynı isimlerle örneğin Dersim ve çevresinde de halen yerleşik oldukları bu kayıtlarda rahatlıkla görülmektedir. Örneğin 16. yüzyıla ait Osmanlı’nın arşiv belgelerinde “Taife-i Ekrad-ı Dümbüli“ Kürt aşiretinin ana merkez üslerinden birisi, başta Menbiç olmak üzere, Birecik, Suruç, Rüc ve Halep bölgeleriydi.
Günümüzde Halep’in bir ilçesi konumunda olan eski Kürt yerleşkesi Menbiç’in demografik yapısı, daha çok Arap ve Türkmen aşiretleriyle değiştirilmiştir. Yine 1700’lü yıllarda Arap aşiretlerinin tacizi sonucu bölge, Kürtlerden temizlenmiş ya da Kürt aşiretleri asimile edilerek Araplaştırılmıştır. Kürtlerden boşaltılan köyler, önce harabe edilmiş ve daha sonrasında, buralara Türkmen aşiretleri yerleştirilmiştir. İşte tam da bu günlerde Kobané’de özgürlük destanları yazan Kürt kadın ve erkek savaşçıları, tarihi Kürt kenti olan Menbiç’e doğru ilerlemektedirler. Ötesi Akdeniz!