
Almanya’nın Hamburg kentinde yaşayan Adıyamanlı Rojbîn Cengiz, yürüme engeline rağmen bütün etkinliklere katılıyor. Okulda öğretmenleri kendisine bu nedenle ‘Devrimci öğrenci’ diyorlar.
Adıyamanlı Emine ve Ali Cengiz’in ilk göz ağrıları olan Rojbîn, doğumu esnasında doktorların iğneyi geç vurmasından dolayı oksijen kaybına uğrayarak tekerlekli sandalyeye mahkum oldu.
Tekerlekli sandalyede yürümesine rağmen Hamburg’da yapılan hiç bir demokratik eylemi kaçırmayan Rojbîn’i bu kadar güzel kılan gülümseyen gözleri ve devrime olan bağlılığı. Rojbîn Hamburg’da yaşayan Kürdistanlılar tarafından çok seviliyor.
Bizler de Rojbîn Cengiz’e yaşamını ve yaşamın zorluklarını yanı sıra güzeliklerini sorduk, “Doğum esnasında doktorların bana geç iğne vermelerinden dolayı tekerlekli sandalyede yaşamak zorunda bırakıldım. Hastalığımdan dolayı yaşıtlarım oyunlar peşinde koşarken ben defalarca ameliyat oldum. Küçükken tekerlekli sandalyede yaşamak bana oldukça zor geliyordu. Yaşım biraz ilerledikten sonra bu yaşama kendimi alıştırdım. Yapılan uzun verimli bir tedaviden sonra şimdi koltuk değneklerimle yavaşta olsa yürüyebiliyorum. Koltuk değneklerim benim can yoldaşlarım.“
En büyük destekçisi, annesi ve ailesi
Okulda da çok başarılı bir öğrenci olan Rojbîn Cengiz, şunları dile getiriyor: “Tekerlekli sandalyeye bağlı olmam hiç bir zaman dersleri için bir engel olmadı. Alman toplumunda da, okulda da her zaman insanlar bana yardımcı olmak için canla başla çalıştılar. Belkide bu benim en büyük şanslarımdan biriydi. İkinci büyük şansım ise annem ve ailem. Annem doğduğum günden itibaren en büyük sırdaşım ve yoldaşım oldu. Bana hep güzel bir örnek oldu. Her zaman bana inandı ve çok şeyi başarabileceğimi söyledi. Toplumuzda engelli olmak sanki onun suçuymuş gibi bir algı var. Ama annem her zaman kolumdan tutarak beni her yere götürdü. Sonuçta bizim de sosyaliteye, insan ilişkilerine ihtiyacımız var. Tabi insanlar bize acıma yerine bizi olduğu gibi kabullenmeleri gerekiyor. Yürüme engelli olabilirim ama birçok konuda kendi ayaklarım üzerinde durabilir, sorunlarımın üstesinden gelebilirim mesela.“
Rojbîn, en çok dernek ortamını sevdiğini belirtiyor. Bunun sebebini sorduğumuzda ise bakin ne cevap veriyor, ”Dernek ortamını aynı aile ortamım gibi görüyorum. Babam ya da dedem yaşındaki insanlar beni sık sık eylemselliklerde gördükleri için çok büyük değer veriyorlar. Derneğe gittiğimde benden yaşça büyük insanlar kalkarak bana büyük bir saygı ile yer veriyorlar. Bu şüphesiz beni mutlu ediyor. İnsanlar engelli olduğumu söylemeden, davranışlarıyla ve konuşmalarıyla sürekli bana destek ve moral veriyorlar. „
’Büyük bir sevinç içinde gidiyorum’
Rojbîn’e yürüyüşlere katılmanın kendisini zorlayıp zorlamadığını soruyoruz. O da bize (Gülerek), “Heval yürüme engelli olmam yürüyüşlere, etkinliklere katılmama engel değil ki. Sonuçta ben yurtsever bir ailenin çocuğuyum. Annem ve babam sürekli ülkemiz ve halk gerçekliğimiz üzerine bizimle konuşuyorlar. Başta dedem olmak özere birçok akrabam devletin zulmü ile çok erken yaşta tanışmışlar. 16 yaşıma kadar Türkçe bilmiyordum mesela. Bizim evde Kürtçe konuşmak bir prensiptir. Evet eylemlere gelme beni zorluyor olabilir, ama tüm eylemselliklere büyük bir sevinç içinde gidiyorum. Sonuçta bende bu halkın bir parçasıyım. Hamburg’da yapılan eylemselliklerin yanı sıra tüm festivallere de gidiyorum. Belki yorucu ama bir o kadar da mutluluk vericidir. Belki de bu yüzden insanlar beni çok seviyor ve değer veriyor.”
Rojbîn’in bu sözleri karşısında söyleyecek kelime bulamıyorum. Bir çok insanın zamanım yoktu, misafirim vardı, randevum vardı söylemlerini hatırlıyorum ister istemez.
‘Yeterince acı çektiğimizi düşünüyorum’
Rojbîn Cengiz, “Şimdi bizim hikayelerimizde hep acı ve göz yaşı vardır. Çünkü bizler aile büyüklerimizden hep acılı hikayeler duyduk. Bu acılar halada devam ediyor. Bizler bugün korkusuzca burada yaşıyoruz, ama biliyorum ki birçok yaşıtım ölüm korkusu ile yaşıyor şu anda. Yeterince acı çektiğimizi düşünüyorum. Çoğu zaman bu acılar karşısında kendi hastalığımı bile unutuyorum“ dedi.
Rojbîn, ismi gibi duru ve güzel Kürtçesi ile konuşmaya devam ediyor: “Ayaklarımın güçlenmesi için fizik tedavilerim devam ediyor. Her şeye rağmen yaşama olan sevdam bitmedi, bitmeyecekte. Doktorlar yüzde yüz iyileşmeyeceğimi söylüyorlar. Ama bunu eskisi kadar dert etmiyorum. Bununla yaşamaya alıştım. Okulda asansöre binmek için bana bir kumanda aleti verdiler mesela. Onunla binip iniyorum. Birçok öğretmenim benim Kürt olduğumu biliyor ve bana karşı çok dürüst davranıyorlar. Geçenlerde bir öğretmenim sınıfta Ortadoğu’da yaşayan tüm insanlar ülkelerini bırakıp kaçtılar. Bir tek Kürtler ülkelerini bırakmadılar ve barbarlara karşı insanlık mücadelesi veriyorlar, dedi. Ayağa kalkıp yürüseydim belki bu kadar sevinmezdim bu sözler karşısında. Öğretmenler benim yapılan tüm etkinliklere katıldığımı bildikleri için bana “Devrimci öğrenci“ diyorlar. Tabii nerede olursak olalım halkımızı en iyi şekilde temsil etme gibi bir sorumluluğumuz var. Yabancılar bizleri güzel yönlerimizle bilsinler tabii ki.“
’Ricam herkes mücadelelerine sahip çıksınlar’
“Yabancılar bizi böyle bilirken, bizler ne kadar kendi gerçekliğimizin farkındayız“ diye soran Rojbîn son olarak şunları ifade ediyor: “Ben bu halimle dahi birçok yürüyüşe katılırken çok insan evinde oturmayı tercih ediyor. Tüm insanlardan ricam mücadelelerine sahip çıksınlar. Ben bu halimle kardeşim Adar’ın yardımıyla yürüyüşlere gelirken inanıyorumki o insanlar daha fazla mücadele edebilirler. Sonuçta bu hepimizin ortak kaderi.
Hep hayal ediyorum mesela, bir sabah kalktığımda yürüyebileceğimi görüyorum. Şayet öyle bir şey olsaydı herhalde en çok özlemini duyduğum şey durmadan koşmak olacaktı. Durmadan koşmak, dağlarda bayırlarda nefesim elverdiğince koşmak. Çünkü koşmanın da özgürlüğün bir çeşidi olduğunu biliyorum.“
MEHMET ZAHİT EKİNCİ/HAMBURG