Cezaevlerindeki işkence ve idamlarla nam salmış olan İran rejimi, yıllardır bu uygulamalarından taviz vermemiştir. Her türlü muhalefetin yasak olduğu İran'da, en küçük bir muhalefet bile idam konusu olabilmektedir.
BM insan hakları İran Özel Raportörü Ahmet Şahid'in iki ay önce BM'de yaptığı açıklamada; İran'da 2013 Temmuz ile 2014 Haziran arasında en az 852 kişinin idam edildiğini, sadece 2014 yılında 18 yaşından küçük 8 kişinin idam edildiğini belirtmişti.
İran rejimi şimdiye kadar en az 14 Kürt siyasi tutsağı idam etti. Halen 30 dolayında siyasi tutsağın her an idam tehdidi altında olduğu sanılıyor.
İran'da siyasi tutsaklara dönük özel uygulamalar olduğu, özellikle Kürt siyasi tutsaklara dönük uygulamaların ise vahşet düzeyinde olduğu görülmektedir. Yine İran rejiminin Kürtlere yönelik işkencelerine karşı Kürt siyasi tutsakların ölümüne direniş gerçekleştirdiklerini de biliyoruz.
İran cezaevlerindeki işkenceye karşı 2012 Eylül ayında yapılan açlık grevinde siyasi tutsaklar vahşi uygulamalara karşı dudaklarını dikmişti. Özgür Gündem gazetesinde çıkan bir röportajda Metin Ercan; vahşi işkencelere karşı konuşmamak için dilini kestiğini ve dilindeki kanla duvara 'Berxwedan jiyan e' yazdığını anlatıyordu. (Ercan, 28 Nisan 2005'te İran'da 'PJAK üyesi olduğu' iddiasıyla tutuklanmış ve idamla yargılanmıştı.)
Türk devletinin 12 Eylül Amed zindanındaki işkenceleri aratmayan İran cezaevindeki uygulamalara karşı, tıpkı Amed zindan direnişi gibi bir direniş, Kürt siyasi tutsaklar tarafından sergileniyor.
İran devletinin Kürt politikası bazı yanları ile farklılıklar arz etse de özü itibari ile Türkiye, Irak ve Suriye politikaları aynıdır. Sömürge politikalarının her parçasında uygulandığı Kürdistan'da, Rojhilat'ın özel bir konumu var. Rojhilat Kürtleri; lehçeler, inançlar açısından daha zengin bir yapıya sahip. Bu çeşitlilik ve farklılığın bir yanı zenginlik iken, diğer yanı da parçalı bir durumu ortaya çıkarmakta. Ancak yine de Mahabad Kürt Cumhuriyeti deneyimi Rojhilat Kürtlerinde ulus bilincini sürekli diri tutan bir yan olmuş, bu durumda İran'ın Kürt politikalarında baskı ve işkenceyi süreklileştirmiştir.
Bununla birlikte İran rejimi Kürtlerin varlığını inkar etmemiştir. Ama aynı İran; Kürtlerin kolektif haklarını da hiç bir zaman tanımamış, en küçük taleplerini dini argümanlar üzerinden reddetmiş ve idamla yargılamıştır. İran bölge politikalarını anti-Kürt ittifakı üzerine şekillendirirken, Kürt kartını bölge ilişkilerinde sürekli kullanmaktan geri durmamıştı. Günümüz bölge konjonktüründe, bölge devletlerinin Kürtlerle ilişkileri büyük önem taşımaktadır. Ortadoğu'nun etkili gücü olmak, Kürtlerle iyi ilişkilerden geçmektedir. Ancak şimdiye kadar İran Rojava'ya karşı Suriye'yi, Kuzey Kürtlerine karşı Türkiye'yi desteklemiştir. Bölge politikaları konusunda özellikle Türkiye ile ilişkileri çatışmalı olsa da Kürtler konusunda anti- Kürt politikası konusunda ortaklaşmışlardır. Güney Kürtleri ile de ilişkileri Saddam döneminde bir kart olarak sürekli kullanılmış, günümüzde ise güney Kürtleri ile ilişkileri olmakla birlikte, Irak öncelikli politikaları görülmektedir.
İran rejiminin Kürt politikası değişir mi? Bunu zaman içerisinde göreceğiz. Urmiye Cezaevi'nde bir ayını geride bırakmış olan açlık grevine ve tutsakların taleplerine yaklaşımı kısa zamanda İran rejiminin Kürt politikası konusunda ipuçları verebilir.
Şimdiye kadar Türkiye ile ilişkilerini Kürtlerin idamı üzerine kurmuş olan İran'ın bu politikalarını uzun süre devam ettirmesi bölge çıkarlarına ters olacaktır. Dolayısı ile İran'ın bölge konjonktürünü doğru okuyarak Rojhilat Kürtleri ile ilişkilerini demokratik bir zemine taşıması ve idam politikalarından vazgeçmesi bölge çıkarları açısından çok önemlidir.
İran ve Türkiye'nin Kürt politikalarını değiştirmeleri için Irak ve Suriye örnekleri çarpıcı sonuçlar sunmaktadır. Kürt halkını idam, işkence ve ölümlerle hizaya getirmenin sonuç almadığı her iki ülkede bir çok deneyimle görülmüştür. Her iki ülkenin de en büyük muhalefet gücü olan Kürtleri katletmek kendi felaketlerine kapı aralamaktan öteye sonuç vermeyecektir.