Irkçılığa karşı direnen Tutsi’lere karşı, 1974 yılında, 1990’larda TC’de öne sürülen JİTEM benzeri bir örgütlenmeyle devlet terörü başlatıldı. Sayısız insan katledildi. Köyleri yakılıp yıkıldı. Beşyüz bin Tutsi, komşu ülkelere sığınmak zorunda kaldı.
Burada, bir parantez açalım: Kürdistan’da, köylüsü şehirlisiyle adı öne çıkmış kişilerin yok edilmesi ve ülkenin tümüyle insansızlaşırılması başarılmazsa bile tenhalaştırılması amacıyla, 1990’larda onbinlerce kişi öldürüldü. Dört bin tane köy yakılıp yıkıldı. Beş milyon kişi yerinden oldu. Ama Ruanda’da olduğu gibi katiller, kibritçiler korundu. Yine Kürtler, Tutsiler benzeri suçlu ilan edildiler. Katiller için dava bile açılmadı.
Yurt dışına kaçan Tutsiler, yirmi yıl sonra geri dönmeye başladılar. Bu kez daha güçlüydüler. Çünkü gençlik kesimi iyi eğitimli ve ne istediklerini bilendi.
Hutular, bundan tedirgin oldular. Bütün sorunların hallini devlet teröründe gören her rejim gibi örgütlenmeye başladılar. TC’deki kolları, dalları korucular, Hizbullah, kiralık katillerden oluşan JİTEM yapılanışı gibi teşkilatlanıp, en ufak köylerdeki hedefleri bile belirlediler.
1994 Nisanının başında Cumhurbaşkanının uçağını düşürdüler. İntikam için "Galeyana gelmiş milliyetçi vatanseverler" 6 Nisan 1994 tarihinde, radyoda yapılan bir anonunsuyla, Tutsi denilen "vatan hainleri"ni kırmaya başladılar.
Katiller, savunmasız insanları öldürmekten yoruldukça dinlenip, kaldıkları yerden devam ettiler. 100 gün içinde 800 bin kişi katledildi. Tutsilere ait ne varsa yakılıp yıkıldı.
Aynı yıl, Kürt gerillaların attığı her kurşuna karşılık bir kaç Kürt köyü yakılıyor, insanlar katledilerek intikam alınıyordu. Gelelim günümüze TC'sine: Kürtler TC Anayasasına dayanarak devletin IŞİD’le (DAİŞ) iç içeliğini protesto için, 7 Ekim günü sokağa çıkıyor, ve derebeyin iradesine karşı çıkmış köle gibi kurşun, panzar ve zehirli gazlarla karşılanıyor, bu arada yeniden yapılanmış JİTEM hücreleri uyanıyor, Kürdistan’da IŞİD’ın, Tük kesimlerinde de ırkçı sloganlar bağırarak yakıyor, yıkıyor, cinayet işliyorlardı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip da, "ölen Kürt, öldüren Kürt" diyerek, iktidarını ak, pak yıkıyor, sonra "Müslüman'ın Müslüman'a canı, malı, ırzı haramdır" diye ekliyordu. Polis, asker ve yeni JİTEM taarruzunda 40 insan ölmüştü. Ama onlar, yere düşen bayrak da bayrak diyor, bu yeterli gelmeyince, Ruanda'da düşürülen uçak misali, Bingöl'de iki polisin ölüsünü öne çıkarıyor, Başbakan Davutoğlu, bir arada seyahat eden dört kişinin katlini "cezalandırıldılar" diye müjdeliyor, Cumhurbaşkanı da sevincini "ölü yakalandılar" diyerek ifade ediyordu.
Oysa, onların fail olduğuna dair elde kanıt yoktu. Tıpkı 1990’lardaki gibi suç kanıtı olarak dört kişinin yanına bırakılmış bir tüfek vardı, sadece.
Ancak, çağımızda devletler çete değil, hukuka dayalıydı. Devlet, imtiyazlı çeteler beslemediği gibi, kişiler suçlu da olsa, çeteler ve Mafya gibi onlardan intikam alma hukuk kuralları uygulanıyordu.
Nitekim, eski bir savcı olan CHP Milletvekili İlhan Cihaner, Cumhuriyet gazetesindeki demecinde, çetecilikle devlet arasındaki farkı şöyle açıklıyordu:
"Erdoğan’ın, ‘Müslümana Müslüman canı, malı ve ırzı sözleri tam bir IŞİD zihniyetidir. Müslüman değilse canı, malı, ırzı helal olablir. Bu sözler, Başbakan’ın açıklamasıyla birlikte devletin nasıl çeteleştiğinin ispatıdır. Öldürdüğünüz kişileri cezalandırdık diyorsanız, bu bu da IŞİD’laşma göstergesidir. O kişiler suçlu da olsa, devlete düşen onları peşin suçlu ilan etme yerine, yargıya teslim etmektir."
En korkuncu Cumhurbaşkanı da olan Recep Tayyip, Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada, Kürt göstericilere karşı bundan sonra izleyecekleri yolu "vur emri" şeklinde, "polis ve askerin kalkanla müdahalesi yeterli değildir, artık ne gerekiyorsa o yapılacaktır" diye açıklıyordu.
Aynı Recep Tayyip, ertesi gün Rize’de eli satırlı, palalı, tüfekli sivil katil adaylarını cesaretlendirici şu sözleri söylüyordu: "Bu sokağa dökülenler, bu teröristler, bu vandallar, bu yağmacılar aslında milletin karşılarına çıkmasını istiyorlar. Bunların asıl amacı bu."
Bütün bunlar neyin nesi? Hukukun günlük emirlere dayalı olduğu rejimde, kestirmeden gidişle Ruanda olaylarının ayak sesleri mi? Niyetler bilinmez ki: IŞİD’çı fetvalar döneminde olmaz, olmaz...
Ruanda benzeri kırımın ayak sesleri mi?
Irkçı volümü oldukça yüksek olan Afrika ülkesi Ruanda’da nüfus, Hutu çoğunluğu ve ve Tutsi azınlıktan oluşuyordu. Tutsiler, TC’deki Kürter konumunda, potansiyel "iç düşman"dı. Dilleri, kültürleri, "var" oldukları yasak…