Kimi felaketler vardır, nerede, ne zaman vuracağını kestiremezsiniz. İşte yine beynimizi ve yüreğimizi kasıp kavuran böyle acı dolu bir felaket yaşadık. Felaketin adı deprem. Adresi Van.
Bazen hiçbir iletinin ve açıklamanın size yeterli gelmediği anlar vardır... Bir fırtınaya tutulmuşçasına savrulup durur zihinseliniz... Her sözcük kendi dar anlamını aşan bir yoğunluk kuşanır. Yazarken tıkladığınız her tuş büyük bir gürültüyle yankılanır yüreğinizde ve cümlelerinizin sonunda siyah bir nokta olur. Cümlenizin sonuna konan o nokta büyüyerek altında bir can bulunduran bir enkaz boşluğuna dönüşür. Dokunduğunuz her tuş yüreğinizdeki enkaza seslenen bir çığlık olur; ‘’Orda kimse var mıııı?“
Evet vardı. Hem enkaz altında kurtarılmayı bekleyen canlar ve çıkarılmayı bekleyen cesetler vardı hem de diğer tarafta canla başla çalışanlar ve acıyı yüreğinde hisseden her kesimden duyarlı insanlar vardı. Evet. Herşeyden önemlisi o yardımlarda ‘’kardeşlik kokusu’’ vardı.
Ancak şurası bir gerçek ki; her türden medya ayarlarına rağmen, açıkça dile getirilmese de hükümetin yetersiz kaldığı saklanamadı. Dış yardımlar reddedildi. ‘’Devletin bütün olanakları seferber edildi’’ açıklamalarına karşın, üç gün sonrasında bile yardımlarının ulaşmadığı çok sayıda köy oldu. Yıllar öncesinde Lice’de yaşanan deprem üzerine Can Yücel’in yazdığı dizelerdeki gibiydi görüntüler; ‘’Lice de deprem, arkasından kar/ Lice halkı tir tir titreyip kendine geldi /Ne mutlu tir tir titreyene!“
***
Yaşanan depremde olduğu gibi, toplumun kimi kesimlerinde zihniyet haritasında da fay hatları etkinleşip karanlık ruhsal yapılarda enkazlar oluşturdu.
Bu bir vicdan körelmesi mi? Bir akıl tutulması mı? Ne denir bilemiyorum. Deprem felaketinden sonra kimi internet sitelerinde, sosyal medyada; ‘Oh olsun teröre destek verirsen Allah seni böyle cezalandırır işte.’ ‘Vah vah çok üzüldüm diyecektim öyle mi?! ‘Orada görevli memur, polis ve askerlerimize üzülürüm, Kürtlere değil. Beter olur inşallah’ ‘Sevindim doğrusu, yüreğim soğudu resmen, yerle bir olsun tüm güneydoğu gram üzülmem.’ Türünden insani duyguların ayaklar altına alındığı mesajlar yayınlandı. Dahası televizyonda spikerler ‘’Depremi hak ettiler’’ türünden laflar ettiler. Öyle ki; Çağdaş Gazeteciler Derneği yazılı ve görsel medyada yer alan bu ırkçı haber ve yorumlara ilişkin yazılı açıklama yaparak; ‘’Irkçılık, ayrımcılık yapılan haber ve yorumlara internet sitelerinde yer verilmesinin suç olduğunu anımsatıyoruz’’ uyarısında bulundu.
Tüm insani duyarlıklarıyla yardıma koşan destek sağlayan, üzülen, acı duyan insanları tenzih ederek söylüyorum. Böylesine katlanılması zor, acı veren, kayıplar kadar ruhsal maliyeti yüksek bir felaket sonrasında bile bunca öfke ve hıncın oluşmasında yıllardır pompalanan ırkçı propagandaların etkisi var. Çünkü bu ülkede hep düşmanlık edebiyatı yapıldı ve nefret tohumları ekildi.
***
Neyse ki akıl var, yürek var... Bu ülkede her kesimden duyarlı insanlar var ve sayıları da sanıldığı gibi az değil. Vicdanın sahneye yansıyan yüzü gibidir onlar. Zihinselimizin görüş mesafesi, duygularımızın ufkudur onlar. Uzakları yakın kılan bir selam gibidir onlar.
Olayları sağılı bir şekilde değerlendirmek ve kaydetmek için elimizde yeterince malzememiz ve ders çıkaracak yaşanmışlıklarımız var. En büyük sorunları çözecek, en katmerli acıları bile unutturacak ecza da var orda.
Deprem kurtama çalışmaları sırasında, o insanın içini yakan ‘’Sesimi duyan var mı?“ seslenişini duymazlıktan gelmeyelim. Unutmayalım.
Bu seslenişi sadece depremle sınırlandırmayalım. Hayatın her alanına taşıyalım. Zor zamanların, kör zamanların bu çığlığını dipsiz kuyularda çözüm bekleyen sorunlarımıza da ikame edelim. ‘’Sesimi duyuyorsan ses ver’’ diyelim. Ses verelim.