Jonathan Cohen adındaki ABD’li yetkili şöyle demişti:
„YPG ile yola devam ediyoruz, çünkü sahada kısa zamanda eyleme geçebilecek tek güç onlardı. YPG’ye hiçbir vaatte bulunmadık. Bizim işbirliğimiz Irak ve Suriye’de etkin olan bir terör örgütünü yenmek üzerine kurulu bir işbirliği. İlişkimiz geçici, taktiksek ve ‘al- ver’e dayalı.”
İnsan ilk duyduğunda bu sözlere “kızabilir”. Buradan hareketle Robert Fisk’in The İndipendent’te yazdığı gibi, ABD’nin bir süre sonra “Kürtleri satacağını” düşünerek, “vay alçaklar demek ki öyle ha” diye bozulabilir.
Oysa bu laflarda bir santimlik kızılacak ya da bozulacak her hangi bir şey yok. Adam tastamam doğruyu, gerçeği söylüyor.
PKK farklı mı konuşuyor?
PKK, “ABD ile ilişkimiz ‘kalıcı, stratejiktir ve ‘al-vere’ dayanmıyor” mu diyor?
Ne münasebet. PKK de tastamam Jonathan Cohen gibi konuşuyor. Yani diyor ki, “biz kapitalist moderniteye, küresel emperyalizme karşı’ bir partiyiz, bizim ABD ile Suriye’deki ilişkimiz, ‘geçici, taktiksel ve al-vere dayalıdır.”
Elbette PKK sözcüleri “diplomatik nezaketin” ne olduğunu bacaklarını masaya dayayıp, muhatabına pabucunun tabanını gösteren “yankee”den çok daha iyi bildikleri için, onlar usturuplu konuşuyorlar.
Bu köşeyi izleyenler biliyor. Defalarca PKK’nin sözcülerinin konuşmalarından hareketle, Kürt siyasi ve askeri hareketinin küresel güçlerle ilişkisini “hem ABD ve Rusya”, ama aynı zamanda “ne Amerika ne Rusya“ sloganlarıyla özetlemiştim. Bugün için ortak düşman DAİŞ’e karşı “hem ABD’yle hem de Rusya ile” karşılıklı çıkarlara dayalı bir ilişki var; ama aynı zamanda PKK Suriye ve Irak’ın geleceğini belirlemede, ABD ve Rusya’nın, aynı zamanda Türkiye ve İran’ın her türlü müdahalesine karşı. Bölgede Irak Iraklıların ve Suriye de Suriyelilerin geleceğini inşa edecek.
Acaba Cohen bu konuda ne diyor? Okuyalım:
“Bizim şu anda Suriye’de etnik ya da mezhepsel herhangi bir özerk bölgeyi desteklemek yönünde bir politikamız yok. Niyetimiz bu değil. Onların (YPG) nihai hedefinin ne olup olmadığı üzerine spekülasyon yapamam. Ancak bizim görüşümüze göre orada yaşayan insanlar kendi yönetim biçimlerine kendileri karar vermeli.”
Özerkliği kendi gücüyle değil de ABD’nin yardımıyla kazanacağını sanan “ruhsal işbirlikçi” ya da Irak örneğine hayran Kürt için burada hayal kırıklığı yaratan bir yaklaşım olduğu çok açık. Amerikalı YPG’ye “özerklik sözü vermemiş”. Ne demiş? “Orada yaşayan insanlar kendi yönetim biçimlerine kendileri karar vermeli” demiş.
Ben şahsen bu sözlere yürekten katılıyorum. Kuto da katılıyor. PKK katılıyor mu? Onlar adına konuşamam, ama okuduklarım, dinlediklerim şunu gösteriyor: PKK’ye göre, hem Türkiye’de, hem Irak’ta, hem Suriye’de ve sömürgeciliğin izi olan bütün ülkelerde, “orada yaşayan insanlar kendi yönetim biçimlerine kendileri karar vermelidir”.
Sanırım bu yaklaşıma siz de, aklı başında olan bütün insanlar gibi katılıyorsunuz. Bu yaklaşıma, benim bildiğim, bir tek Türkiye katılmıyor. Erdoğan, “benimle sınırı olan devletlerdeki halklar kendi yönetim biçimlerine kendileri karar veremez” demekte. Maşallah...
Bu konuda şu iki hususa değinmeliyim: Birincisi, Amerikalı Cohen’in sözleri, “kendi öz gücüne güvenme“ ilkesinin ve Küresel Güçlerin kendi aralarındaki “paylaşım” kavgalarına karşı “üçüncü yol” stratejisinin ne kadar hayati olduğunu gösteriyor. Eğer “özgüce güvenme” ilkesi olmasaydı, Amerikalı asla “ilişkimiz geçici” demezdi. Bilirdi ki, örneğin Barzani gibi kendi gücüne güvenmeyenle kurulan ilişki “kalıcı” olur; yani “kendi gücüne güvenmeyeni” kalıcı olarak teslim almak mümkündür. “Üçüncü yol” stratejisi olmasaydı da Amerikalı böyle konuşmazdı. “Kürt bana muhtaç” derdi ve bu “muhtaçlık” “kalıcı bir işbirlikçilikle” sonuçlanırdı.
İkinci husus ise şudur: Olaylar, kafasında “Amerikancılık” çiçekleri açmış “işbirlikçi ruhlar” için ters yönde gelişiyor. Ama bu da olayların Kürtler aleyhine geliştiğini hiç mi hiç göstermiyor.
Çünkü “stratejik ve kalıcı olan” PKK-ABD ilişkisi değil, Kürtlerin bölgede stratejik ve kalıcı bir güç haline gelmiş olmasıdır.