Sanatı yaşamdaki adaletsizliğe ve bu adaletsizlik üzerine inşa edilmiş her türlü sisteme, var olma biçimine karşı durabilmenin bir yolu olarak düşündüğümüzde sanatsal üretimi bir direniş olarak alımlarız. Sanat bir direniş, muhalefet biçimi olarak ya da aksine her türlü iktidarın kendi meşruiyetini sağlama araçlarından biri olarak konumlanabilir. “Sanat”ın iktidarın meşruiyetini sağlama ve devam ettirme araçlarından biri olarak varlık göstermesi ile iktidar arasındaki ilişki, iktidarın sanatsal üretim üzerindeki etkisi, popülerlik ve daha sıralayabileceğimiz birçok neden, insanı insan kılan/eden sanatın özgünlüğünü, özerkliğini sorgulatıyor. Bu yazıda sanatsal üretim süreçlerinde kaçınılmaz bir şekilde hakim olan tüm bu iktidar ve popülerlik endişelerinin ötesine geçebilen Didem Madak’ın poetikasını, sınıfsal eşitsizliklerin şiirlere yansıması bağlamında inceleyeceğiz.Edebiyatta ağırlığını hissettiren elitizmin ya da popüler söylem biçimlerinin daralttığı sınırları aşabilen Madak, şiirlerinde gündelik dili tüm doğallığıyla duyururken, sınıfsal eşitsizlikleri şiirlerini estetik değer kaybına uğratmadan işlemiştir. İddialı bir değerlendirme olsa da Madak poetikasındaki tüm izleklerin bu sınıfsal çelişkiler üzerinden okunabileceğini söylemek mümkün.
Didem Madak poetikasının ayırt edici yönü, şairin kullandığı "dil"dir. Orta ve alt sınıfların hayatını yansıtan bu dilde, şiirlerin izleklerine göre söyleyişler de değişir. Gündeliğin ayrıntıları, Madak’ın şiirlerinde sınıfsal eşitsizliklerin, özellikle alt sınıflardaki insanların yaşamlarındaki zorlukların ortaya çıkmasını sağlar. Bu izleklerin şiirlerdeki ağırlıklı konumu ve kullanılan şiir dilinin alışılmadık bir şekilde gündelik yaşamla ve dille dokunmuş olması şairin poetikasının özgünlüğünü ortaya koyar.
Madak şiirlerinde şiir kişisi kendi yoksulluğunu dile getirir, örneğin "Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım!” başlıklı şiirde, "Ben bir bodrum kat kızıyım bayım / Yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum / Bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum” (8) şeklindeki dizelerle karşılaşırız. “Annemle İlgili Şeyler”de de şiir kişisi rutubetli bir evde yaşadığını anlatır: “Şimdi mucizevi bir yerdeyim / Muc’ın ucuz evinde / Sanki mürekkebi rutubet olan bir kalem / Duvarlara hep senin resmini çiziyor” (18). Grapon Kâğıtları’ndaki “Enkaz Kaldırma Çalışmaları”nda şiir kişisi, “Bir tezgahtar parçasıyım ben” diyerek sınıfsal konumunu, “üst sınıftan” insanların bakışıyla ortaya koyar: “Bir tezgahtar parçasıyım ben / Üç kuruşluk acıya müdahale edemem / Kanatlarımda sigara yanıkları” (14). Şiirin ikinci bölümü de aynı cümleyle başlar: “Bir tezgahtar parçasıyım ben / Kendime alıştım bodrum katlarında / Geceleri yokluğum karşıladı beni / Kuru yapraklar sererdi merdivenlerine / Gül diye okşadım onu yıllarca” (19). “Tezgahtar parçası, bodrum katları” gibi sınıfsal göndermeleri belirgin olan, şiir dilinde karşılaşmaya pek alışkın olmadığımız ifadelerle Madak şiirinde sıklıkla karşılaşırız.
Didem Madak poetikasında sınıfsal çelişkiler farklı biçimlerde dile getirilir. Şairin şiirlerinde kurduğu metinler arası ilişkiler de bu çelişkilerin ortaya konmasında önemli rol oynar. Şiirlerde masallar ve bu masallarda yaratılan “mutlu ve pembe dünyalar” sorgulanır. Şiir kişisi “Pollyanna’ya Mektuplar” yazar, bu mektupların ilki şairin ilk kitabında yer alır, daha sonra farklı şiirlerde de şiir kişisi Pollyanna ile konuşur: “Sevgili Pollyanna, / Senin romanlarında her şey o pazartesi başlardı / Kot pantolonlu, uzun bacaklı pazartesilerdi onlar / Ben mutfakta Edith Piaf dinler, / Bir lağım faresiyle göz göze bulaşık yıkardım. / Şehrimizin aşkı ve şehrimizin şarkısı / Öfkeyle pis su borularında dolaşırdı”. (60) Bu dizelerdeki “lağım faresi, Edith Piaf ve aşk”ın birlikteliği Pollyanna’nın önerdiği mutluluk ve iyimserlikle örülü yaşamın gerçeklikte yaşananlarla hiç uyuşmadığını gösterir. Yine "Pollyanna’ya Mektuplar"da da kışın ortasında biten kömür, Hz. İsa ve aşk bir arada konumlanır. Yoksulluk, dinin yoksulluk karşısındaki yetersizliği ortaya konur ve bunun getirisi olarak “aşk”ın somurtkan olduğu imlenir: “Kömürümüz bitti tam kışın ortasında / Toz hatıra ve talaş̧ bastık sobaya / Üşüse böyle yapardı mutlaka hazreti İsa da. // Aşkın yüzünden düşen bin parçayı / Toplamaktan yoruldum ben artık Pollyanna” (19).
Madak şiirlerindeki kullanım biçimleri, gündeliğin ayrıntılarının sınıfsal konumlara, duygu durumlarına referans vermesi, Türkçe şiirde sıklıkla karşılaştığımız bir durum değildir. “Baktığım Şeyler ve Yeşil Fanila”da aşkın coşkusu pazara gidip enginar alan bir kadın üzerinden dile getirilir: “Seni sevince pazara çıktım sevinçten / Enginar aldım “süper enginarlar” diye bağıran adamdan”. (38) İdealize edilen, şairane söyleyişlerde ifadesini bulan “aşk”ın Madak şiirinde pazara giden bir kadının “sevinçle” enginar alışıyla aktarıldığını görürüz. Böylelikle idealize edilmiş aşk yerine pazara giden kadınların aşkıyla karşılaşırız. Böylelikle Madak poetikasında edebî elitizmin kırılarak sınıfsal çelişkilerin de görünür hâle getirilmesine tanık oluruz.
Madak şiirlerinde kullanılan dilin yadırgatıcı yönünden söz etmiştik, aynı değerlendirmeyi şiirlerdeki izlekler için de yapmak mümkün. Örneğin “‘Ah’lar Ağacı”nda ekonomik anlamda toplumun en alt sınıflarındaki kâğıt toplama işiyle geçinen ve “at arabaları” olan kadınlar yer alır: “At arabasıyla kağıt toplardı / Her sabah çingene kadınlar. / Üst üste yığılırdı buruşuk kirli kâğıtlar / Şaşırırdım / Kadınların mı yoksa kağıtların mı memeleri kocaman?” (10). “Pollyanna’ya Mektuplar”da da yaşama ve yaşamına dair düşüncelerini anlatan şiir kişisi, “esmer bir işçi gibi dilini bilmediği” (39) bir dünyaya “en üst kattan [...] her gün” düştüğünü anlatır: “Hayatım bir mutsuzluk inşaatıydı Pollyanna / Çimento, demir, çamur... / Duvarlarımı şiir ve türkü söyleyerek sıvardım. / En üst kattan düşerdim her gün / Esmer bir işçi gibi dilini bilmediğim bir dünyaya” (39). Esmer ve dilini bilmediği bir dünyaya düşen inşaat işçisi, yoksul Kürtleri imler. Madak şiirlerinde toplumsal yaşamda “öteki” olarak konumlandırılan insanların sesi duyulur. Nitekim şairin son şiir kitabı Pulbiber Mahallesi’nde ekonomik ve kültürel açıdan toplumdan tamamen dışlananların yaşadığı “her şeyin kırığının alındığı” bir mahalle anlatılır. Devamlı darbuka çalınan bu mahallede şahane aşklar, incesinden sosyeteye bırakılır: “burada aşklar fena şehla, şahane aşkları / İncesinden sosyeteye bırakıyorlar”. (18) Bu mahallede yaşam koşulları yüzünden “kalbin kırığından söz etmeye sıra bile” (23) gelmez.
“Ah”lar Ağacı’nda ise annesinden kalan üç aylık maaşı almaya giden şiir kişisi, maaş kuyruğundaki insanları, fiziksel özellikleri ile anlatır. Maaş̧ kuyruğu, maaşın kuyruk sallaması gibi ifadelerin yer aldığı, “Kuyruk sallardı, / Annemden kalma maaşım / Her üç ayın sonunda. / Sevinirdi” dizelerinden sonra, kuyruktaki “sarımsak kokulu, fötr şapkalı” amcalara geçilir: “Sarımsak kokulu fötr şapkalı amcalarla, / Muhabbet ederdik kuyrukta. / Bizler sarımsak kokan uzun bir dizenin, / Fötr şapkalı kelimeleriydik” (15). “Neden hep aynı yerdeyiz, hayat zor” ifadeleri birlikte okunduğunda sınıfsal göndermeler ortaya çıkar. Bunun ötesinde şiirde “maaş kuyruğunun” anlatılıyor olması da başlı başına politik bir tutum olarak ve sanatsal bir üretim biçimi olarak şiirin sınıfsal çelişkileri de ortaya koyabildiğini gösterir: "Çürük dişlerimizle bizler, / Dökülmüş harfler gibi kelimelerden. / Saf ve pembe gülümserdik. / Bizler her üç ayın sonunda yeniden doğan bebeklerdik.” (15)
Didem Madak poetikasında incelenen bu şiirler bağlamında görüldüğü gibi sınıfsal eşitsizlik ve toplumsal yaşamdaki adaletsizlik, ayrımcılık yer bulmuştur. Bu izlekler öfkeli, saldırgan ya da kaderci bir yaklaşımla değil ironik bir şekilde şiirlerde işlenmiştir. Şiirlerdeki kimi zaman alaycılığa varan ton, konuların ağırlığını kaybetmesine neden olmamış,̧ aksine daha net bir şekilde ortaya çıkmalarına olanak tanımıştır.
Kaynaklar
Madak, Didem; "Ah”lar Ağacı; İstanbul; Everest Yayınları; 2002.
Grapon Kağıtları; İstanbul; Metis Yayınları; 2000.
Pulbiber Mahallesi; İstanbul; Metis Yayınları; 2007.