Britanya’da bundan iki yıl önce hiç kimse uluslararası devasa bir medya zincirine hükmeden Rupert Murdoch’ın, gazetelerinden birinin karıştığı yasadışı dinleme skandalından dolayı soruşturma komisyonunun önünde kendini savunmaktan aciz bir halde ifade vereceğini kestiremezdi herhalde.
O, son 40 yıldır elindeki güçlü medya aygıtıyla ülke siyasetinde hep doğru ata oynamış ender talihlilerdendi. Bu global medya baronunun tek mahareti sadece kazanacak atı zekice sezme duyusuna sahip olmasında yatmıyordu tabii ki; çoğu zaman yarışa sürülecek atların belirlenmesinde de karar veren bir konumda olmuştu.
1970’lerin sonunda ülkenin ilk kadın Başbakanı Muhafazakar Partili Margaret Thatcher’ın yıldızını parlatan da; 1990’ların ortasında Tony Blair liderliğinde neoliberal politikaların tekinsiz sularına açılan “yeni” İşçi Partisi’ne sonsuz destek sunan da Murdoch’tan başkası değildi. Britanya siyasetinin üstündeki bu “sessiz gölge” hiçbir zaman ticari çıkarlarını riske atacak kadar “sabit” bir dünya görüşünün sahibi olmadı. Muhafazakar sağı desteklemek de, merkez sola kucak açmak da onun için sadece doğal bir “business” faaliyetiydi. İktidara gelen her partiyle henüz muhalefet günlerinde “büyük anlaşmalara” imza attı. Bu yüzden 2010’lu yılların başına kadar hep kazananlar kulübünün saygın bir üyesi olarak kalmayı başardı.
Ancak 2011 yılında sahibi olduğu News of the World (NoW) gazetesinin bazı ünlülerin, siyasetçilerin ve sansasyonel haber malzemesi yapılan bazı cinayet kurbanlarının telefonlarını yasadışı şekilde dinleyip özel maillerine girdiğinin ortaya çıkmasıyla patlak veren skandalın ardından Murdoch’ın Britanya kalesinde önlenemez bir yıkım başladı. Ülkenin en çok satan gazetelerinden NoW’u kapamak zorunda kaldı; başta manevi kızı olarak gördüğü gazetenin yayın yönetmeni Rebekah Brooks olmak üzere skandala karışan birkaç editör ve muhabiri tutuklanarak cezaevine gönderildi. Murdoch, telekulak mağdurlarından özür dileyip yüksek tazminatlar ödeme yoluna giderek depremin yıkıcı etkisini azaltmaya çalışsa da Pandora’nın kutusu açılmıştı bir kere.
Skandalın ardından Lordlar Kamarası’nın girişimiyle Lord Justice Leveson başkanlığında kurulan Araştırma Komisyonu’nun (Leveson Inquiry) yürüttüğü soruşturma önceleri denetimsiz bulvar gazeteciliğinin basında ve toplumda yarattığı kültürel ve ahlaki kirlenmeye odaklanırken, soruşturma kapsamında dinlenen gazeteciler, mağdurlar, polis yetkilileri, hukukçular ve siyasetçilerin komisyona verdiği yeni bilgi ve kanıtlar Murdoch medyasının suçlarının sadece magazin gazeteciliğinin küçük suçlarıyla sınırlı olmadığını, bu global devin sahip olduğu basın gücünü Britanya siyasetinin üstünde Demokles’in kılıcı gibi nasıl kullandığını da gündeme taşıdı.
25-26 Nisan tarihleri arasında Araştırma Komisyonu tarafından ikinci kez sorgulanan 81 yaşındaki medya kurdu ile soruşturma hakimleri arasında geçen sert diyaloglar son, 40 yıldır Britanya siyasetinin üstüne çökmüş “sessiz bir gölge” ile yüzleşmeyi andırıyordu. Murdoch, soruşturma boyunca ülkenin siyasi elitiyle “kazan-kazan”üzerine kurulu çarpık ilişkilerine yönelik zor sorulara hafızasının zayıf olduğunu söyleyerek “hatırlayamadım” dese de, kamuoyu sahibi olduğu gazetelerin ticari çıkarları gereği hangi dönem hangi siyasetçileri topluma birer kurtarıcı olarak sunduğunu ve tiraj uğruna sıradan insanların yaşadığı acı trajedilerden nasıl keyifli manşetler devşirdiklerini çok iyi hatırlıyordu.
Britanya portföyündeki gazeteleri (Times, Sunday Times, Sun, Irish Sun, Scottish Sun, 2011’de kapanan NoW) geniş bir yelpaze arz etse de Murdoch’ın iktidarlarla kirli alışverişindeki en güçlü silahı her zaman Sun Gazetesi oldu. Britanya’da hangi partinin iktidara geleceğini merak ediyorsanız seçimler öncesinde yapılan kamuoyu yoklamalarına değil, vasat altı okur tipine hitap eden ve günlük tirajı 3.5 milyon civarında seyreden üçüncü sayfa güzeliyle ünlü bu tabloid gazeteye bir göz atmanız yeterli.
Ada basın geleneğinde gazeteler seçimler öncesinde hangi siyasi partiye destek vereceğini belli etmekten çekinmez. Ancak iktidara gelecek partinin kaderini etkileyen ne Guardian ve Independent ekürisinin ne de Times ve Daily Telegraph’ın takınacağı düzeyli tavrıdır. Son 40 yıldır bu oyunun baş aktörü geniş bir “fikirsiz” ve “kararsız” seçmen kitlesinin eğilimini oluşturan Sun’dır.
1994’te İşçi Partisi’nin başına geçtikten sonra üç dönem üst üste başbakanlık koltuğuna oturan Tony Blair’in sırtını bol bol “kaşıyan”; sendika, göçmen ve kadın düşmanlığıyla ünlü bu provokatif gazete, 2010 yılında yapılan genel seçimlerde, dönemin başbakanı ve İşçi Partisi lideri Gordon Brown’a savaş ilan ettiğinde, Avrupa’nın en iyi maliye bakanı kabul edilen ve o günlerde seçmenlerin nezdinde ülkeyi ekonomik krizden kurtarabilecek bir isim olarak görülen somurtkan İskoç’un siyasi kariyerinin sona erdiğine kanaat getirmek için analist olmaya gerek yoktu. Sun ve Murdoch “fikirsiz” okurları adına karar vermişlerdi. Yeni başbakan Muhafazakar Parti lideri David Cameron olacaktı. Yani Murdoch’ın zayıf hafızasının bugünlerde unuttuğunu toplumun geniş bir kesimi hala iyi hatırlıyor.
O yüzden uzun yıllardır “benim sırtımı kaşıyacaksan ben de senin sırtını kaşırım” ilkesi üzerinden yürüyen basın-siyaset ilişkilerinin Murdoch örneğinde köklü bir sorgulamaya tabi tutulması Britanya toplumunda geniş destek buluyor. Bu soruşturma ulusal düzeyden global bir düzeye taşınarak basında evrensel bir “temiz eller operasyonu” modelinin oluşmasına yol açar mı bilinmez ama ülkede kısa ve uzun vadede önemli siyasi sonuçlar doğuracağı kesin.
Başbakan David Cameron skandalın ardından ilk olarak velinimetiyle “büyük anlaşmasının” gereği News of the World’ten transfer ederek basın danışmanlığına getirdiği Andy Coulson’u kurban verdi; şu sıralar ise BSkyB’nin hisse devriyle ilgili olarak Murdoch’a ait News Corporation ile girdiği kuraldışı ilişkilerden dolayı Kültür Bakanı Jeremy Hunt’ın kellesi isteniyor. 10-11 Mayıs günleri önemli birkaç ismin daha ifadesinin alınması beklenen Leveson soruşturması biraz daha genişler ve derinleşirse, sıranın eski Başbakan Tony Blair ve David Cameron’a geleceği dillendiriliyor. Ama bundan da önemlisi birçok analist bu soruşturma sonrasında Britanya siyasetindeki kanaat oluşturucu “Sun” faktörünün artık devre dışı kalacağında hemfikir.
Politikacılarla çarpık ilişkiler içindeki “genel yayın yönetmeni” tipinin gittikçe şirket lobicisine dönüştüğü, adliye muhabirlerinin polis şefleriyle ahbap-çavuş ilişkileri sayesinde sıradan kurbanların en mahrem bilgilerine rahatlıkla ulaştığı, medya patronlarının otel lobilerinde muhalefet liderine başbakanlık vaadinde bulunabildiği bir medya düzeninden artık bıkmış olan Britanya kamuoyunun bu soruşturmaya duyduğu ilginin temelinde biraz da bir “temiz eller operasyonu” arzusu yatıyor. Leveson Komisyonu’nun önümüzdeki haftalarda raporunu tamamlaması bekleniyor. Toplumda basın-siyaset ilişkilerinin daha ahlaki temeller üzerinden yeniden dizayn edilmesine yönelik ciddi bir umut ve beklenti oluşmuş durumda. Meclis Kültür, Medya ve Spor Komitesi’nin geçen hafta yayınladığı raporda, uluslararası büyük bir şirketi yönetmeye “ehil” olmayan bir patron ilan ettiği Murdoch’ın ise Britanya’daki gazetelerini satıp bu alandan tümüyle çekilebileceği konuşuluyor. Ne diyelim darısı iktidarların sırtını “kaşıma” konusunda tarihsel bir birikime sahip Türkiye basınındaki “yandaşların” ve “candaşlar”ın başına.
Rupert Murdoch: Britanya siyasetinin üstündeki ‘sessiz gölge’