
Bir süredir tartışıldığı üzere RedHack, ‘Damat Berat’ diye anılan Erdoğan’ın damadı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın mail adresini ele geçirmişti. (Tabii ‘bizimki gibi ülkelerde’ ancak ne kadar ve nerelerde tartışıldığı mâlumunuz.) Ortaya çıkan ilginç belgelerden birinde, Ruşen Çakır’ın da adı geçiyor.
Sabah gazetesinin Başbakanlık Muhabiri Yahya Bostan, Serhat Albayrak’a (‘Damat Berat’ın abisi; Turkuvaz Medya Grubu CEO’su, Çalık Holding YK Üyesi) bir mail göndermiş.
Hâlâ okumamış olan vardır belki; ‘BİLGİ NOTU’ başlığını taşıyan mailde tastamam şunlar yazıyor:
“TAMAMEN OFF THE RECORD
(BU BİLGİLER YAYINLANMAMASI VE BAŞKALARINA AKTARILMAMASI KAYDIYLA, ‘BACKGROUND’ OLARAK VERİLMİŞTİR. BİLGİ NOTU OLARAK HAZIRLADIM)
KABİNENİN AÐIR TOPLARI ÖZEL GÜNDEMLE TOPLANDI
Dün (03.01.2011) gerçekleşen Bakanlar Kurulu’nun ardından, aralarında İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ve Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz’ın da bulunduğu kabinedeki sekiz bakan, Rixos Otel’de düzenlenen kapalı bir toplantıya katıldılar. Toplantıda Başbakanlık Müsteşarı Efgan Ala ve Erdoğan’ın seçim kampanyasını düzenleyen Erol Olçak da hazır bulundu. Toplantıda Başbakan Yardımcıları Cemil Çiçek ve Bülent Arınç yer almadı. Kapalı toplantı saat 20:00’da başladı, 24:00’a kadar sürdü. Dün geceki toplantının, daha önce de yapılan toplantılar dizisinin 3. ayağı olduğu belirtildi.
Bakanlar yazar Etyen Mahçupyan ve Ruşen Çakır’ı dinledi. Toplantı gündemi Türkiye’deki yeni muhalefetti, ancak muhalefet kısa bir süre konuşulabildi. İki ismin yaptığı kısa süreli anlatımın ardından, soru cevap ve beyin fırtınası faslına geçildi. Burada ağırlıklı olarak BDP’nin dile getirdiği özerklik talepleri, Öcalan ve PKK konuları tartışıldı. Bakanlar iki isme sorular yöneltti, konuyla ilgili çeşitli senaryolar üzerinde duruldu. Adalet Bakanı Ergin, Ruşen Çakır’dan ‘Öcalan’ın ev hapsine alındığı, Öcalan’ın İmralı’da tutulmaya devam ettiği ve Öcalansız senaryoların’ ayrı ayrı değerlendirmesini istedi.
Etyen Mahçupyan, sunumunda Erdoğan’ın ‘tek millet’ vurgusunun hatalı olduğunu dile getirdi, MGK bildirisinde bunun yayınlanmasını eleştirdi. Ruşen Çakır ise hükümetin demokratik açılım konusunda gündem belirleyemediğini, gündemin BDP/DTK tarafından belirlendiğini söyledi. Bu konuda İçişleri bakanı Atalay, ‘yaptıklarımızı görmezden gelmeyin’ diyerek Çakır’a karşı çıktı. Çakır, PKK sorununun Kürt sorunundan ayrı değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki Kürtler arasında şehirden şehre değişen farklılıklar olduğunu belirterek bu farklılıkların iyi analiz edilmesi gerektiği tavsiyesinde bulundu, ‘politika üretirken bu farklılıklar dikkate alınmalı (böl-yönet)’ dedi. Dün gece yapılan toplantının benzerleri önümüzdeki dönemde de farklı isimlerle yapılacak.”
***
Her şeyden önce (ve tüm bunlara rağmen) belirtmeliyim ki, gazeteciliğe merak salmış görece bir hayli genç biri olarak Ruşen Çakır, yöntemine her zaman hayranlık duyduğum biri oldu. Gerek haberlerindeki sadelik, gerek araştırma metodu, gerekse de yorumlama gücü açısından sanıyorum Türkiye’deki gazeteciliğin ‘pirlerinden’ biri sayılabilir.
Ama gençliğime rağmen biliyorum ki, gazeteciliğin, hakikatten yana olmanın tek gereği bunlar değil. Hele de manifaturacının bile saf belirlemek zorunda olduğu ‘Türkiye gibi ülkelerde’ bu, daha fazla böyle.
Yahya Bostan’ın ‘bilgi notundan’ anlaşılan şu: Ruşen Çakır ve Etyen Mahçupyan, makul bir ücret ve belki başka olanaklar karşılığında (“Hayır efendim, bedava gittik” diyemezler sanırım ki, derlerse o daha da beter!) AKP hükümetine danışmanlığa gitmiş.
Hayır, öyle sunum yapmaya filan değil; devletlinin hangi alanda fikre, taktiğe ihtiyacı varsa, o alanda ‘akıl satmaya’ gitmişler açık ki.
4 saat süren gizli toplantıda Ruşen Çakır, ‘Öcalan’ın halleri’ tahminleri yürütmüş; hükümeti ‘gündem belirlemekte BDP/DTK’nin gerisine düşmekle’ eleştirmiş; “PKK ve Kürtleri ayırın” demiş; bir de Kürdistan’daki farklı özelliklere sahip şehirleri ayrıştırmayı, ‘bölüp yönetmeyi’ salık vermiş.
Ruşen Çakır’ın yöntemini örnek alan genç bir gazetecilik meraklısı olarak, bu ifşaatı görür görmez muhatabına başvurdum elbette. Çakır’a Twitter’dan bir mesaj atıp konuyla ilgili açıklaması olup olmayacağını sordum. Gelen yanıtta Çakır, bunun gibi onlarca toplantıya katıldığını, HDP ve CHP ile de böyle toplantılar yaptıklarını, yaptığının gazetecilik olduğunu söylüyor; belgeyi ise ‘art niyetli’ olarak değerlendiriyordu.
İyi ama, hadi bir panele çağrılıp sunum yapmak neyse de, özel, kapalı bir toplantıda devlete Kürt direnişinin nasıl çözüleceği konusunda akıl vermek, gazetecilik mi, danışmanlık hizmeti mi?
Mümkün olduğunca saygılı bir üslupla sorduğum bu soruya ne yazık ki yanıt alamadım. ‘Nasıl istiyorsam öyle inanabileceğim’ söylendi ve Twitter’dan mesaj atmamı engelleyen ‘Takibi Bırak’ butonuna tıklandı. Oldu, bitti.
Aldığım en önemli yanıt, sanıyorum şu: Ruşen Çakır, bu toplantının varlığını, kendisinin de katıldığını ve RedHack’in ele geçirdiği maillerin doğruluğunu teyit etti. Aynı ifşa paketindeki diğer belgelerin doğruluğu, böylelikle biraz daha kanıtlanmış sayılabilir.
Anlaşılıyor ki böyle toplantılar rutin biçimde düzenleniyor ve Çakır da hükümetle arayı bozmadan önce bu toplantıların yüzlerinden biri...
Diğer yanıt ise, haber değerinden daha fazla ‘hayal kırıklığı’ ile anılabilir belki. Demek ki o gazetecilik deneyimi, çözümleme yeteneği, muhakeme gücü, alınır satılır şeymiş. (Hiç değilse bir dönem için, diyeyim.) Üstelik o kadar öyleymiş ki, Kürt’e diz çöktürmek için egemene akıl vermekte bile beis görmemiş.
Ne diyelim, hayırlı işler... (Hayır, kinaye yapmıyorum, ciddiyim.)
* Ekleme: Ruşen Çakır, tepkilerin artması üzerine iki twit yazmış. Birinde, “Benim devlete ‘Kürtleri böl ve yönet’ diye akıl vereceğime inanıyorsanız, diyecek bir şeyim yok”; diğerinde ise, “14 yaşımdan beri solcu ve Kürt dostuyum, mezara da öyle gideceğim” demiş. Samimi olduğu ummaktan başka yapacak şey yok tabii. Ama böyle ‘gizli’ bir toplantıya hangi motivasyon/gerekçeyle katıldığını belirtmek ve hatta hükümetle böyle bir ilişki kurduğu için özür dilemek zorunluluğu, geçerliliğini sürdürüyor. Aslında bu nedenle Çakır’ın twitleri, bir ‘açıklama’ bile sayılamaz.
Maziden bir anekdot...
Bu mesele olunca dönüp Ruşen Çakır’la yaptığımız, 17-18 Mart 2015’te Yeni Özgür Politika’da yayımlanan söyleşiye de, doğal bir refleksle yeniden baktım. Karşıma tamamen unuttuğum bir değerlendirmesi çıkıverdi. Yorumsuz, yalnızca durumun ilgi çekiciliğinden dolayı o soru ve cevabını yeniden paylaşıyorum.
AKP’nin seçimlerden sonra Kürt Hareketi’ne karşı yeniden bir saldırı konseptini devreye sokabileceğini düşünenler de var...
Yok, öyle bir şey olmaz. Geriye dönüşü olmayan bir şey bu. Hükümet Kürt Hareketi’ne savaş filan ilan edemez. Kürt Hareketi de hükümete savaş ilan edemez. Artık bunlar geride kaldı. Silahın hiçbir hükmü yok. Hala ellerinde silah tutuyor olabilirler ama bununla elde edebilecekleri hiçbir şey yok. En fazla biraz zaman kazanırlar. Öcalan da bunu yıllar önce söyledi. Silah bitti artık. Ama taraflar masada birbirlerini daha zayıf tutmak için silahı ellerinde tutabilirler.
OSMAN OÐUZ