22 Temmuz Kürt tarihine daha şimdiden çok önemli bir gün olarak girdi. Hewlêr’de gerçekleştirilen ve tüm Kürt örgütlerinin temsilcilerinden oluşan toplantı görkemliydi. Toplantıyı açan Güney Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzani’nin “Mam Celal ve Abdullah Öcalan adına açıyorum” demesi etkileyiciydi. Toplantının sonuç bildirisi ve Kürdistan Ulusal Kongresi için bir Hazırlık Komitesi görevlendirilmesi çok büyük bir umut ve güven yarattı. Sanki yüzyılların, hatta binyılların rüyası gerçekleşmeye başlamıştı.

22 Temmuz Hewlêr Toplantısı ile Kürt ulusal demokratik birliği yolunda çok önemli bir adım atıldı. Elbette engeller ve zorluklar yine olacaktır, fakat en zor olan başarılmıştır. Dört devletin sınırları içine bölünmüş olan Kürtler kendi birliklerini oluşturmuştur. Hem de mevcut sınırları engel yapmadan ve kimseye karşı düşman olmadan. Bunun gerisine düşmek artık mümkün değildir.
Bu adımla birlikte Kürtler artık bir ulusal toplum haline gelmiş durumdadır. Şimdiye kadar bir toplumdular, ama parçalıydılar. Ulusal yapıyı ve birliği temsil eden kurumlara sahip değildiler. Kürdistan’ı bölüp parçalayanlar da zaten Kürtlerin bir ulusal toplum haline gelmesini engellemek istemişlerdi. Bu durumun yarattığı ciddi toplumsal tahribatlara rağmen, şimdi Kürtler bunu aşmayı ve bir ulusal toplum haline gelmeyi başardılar.
Bu gelişme Kürtlerin yüzyıllık rüyasıydı. Parçalılık ve birlik olamama Kürtlerin binlerce yıllık gerçeği ve derdiydi. Bu durum taa Medlere kadar uzanıyor ve Med çözülüşünün en temel nedeni olarak görülüyordu. Orta çağda çok sayıda Kürt Beyliği oluşmasına ve bunların bir kısmı neredeyse prodevlet haline gelmesine rağmen, bu beylikler gönüllü veya zorla bir birliğe ulaşamamıştı. Dolayısıyla kapitalist modernite çağına Kürtler parçalı olarak girmişti.
Küresel kapitalist modernite sisteminin bu durumu esas aldığı ve Kürt parçalanmışlığını daha da çoğaltıp meşrulaştırarak bir kültürel soykırım rejimi dayattığı bilinmektedir. Kürtlerin ve Kürdistan’ın yokluğuna ve yok edilmesine dayandırılan bu rejimin Kürt toplumsal bünyesinde çok ağır tahribatlar yarattığı ve Ortadoğu bölgesi açısından ağır sorunlara yol açtığı ortadadır. Bu durum dünya savaşlarının önemli bir nedeni olduğu gibi, soykırım gibi insanlık suçu oluşturan sonuçlara da yol açmıştır. İnsanlık hala bu sorunları nasıl çözeceğinin arayışı içindedir. Demekki Kürt ulusal-demokratik birliği olayının çok ciddi bir tarihsel arka planı vardır. Bundan kaynaklanan çok ciddi bir psikolojik ve ruhsal boyut söz konusudur. Yine bu durum çok ciddi ve çok boyutlu siyasal değişiklikler yaratacak güce ve etkinliğe sahiptir. 22 Temmuz’da Hewlêr’de gerçekleşen toplantıya tüm bu açılardan bakmak ve sonuçlarını bu çerçevede değerlendirmek doğru ve öğretici olandır.
Hewlêr toplantısıyla birlikte binlerce yıllık bölünmüşlük tarihine artık bir son verilmiştir. Ulusal-demokratik birlik yönünde atılan bu adım bir ilktir ve yeni bir tarihsel sürecin başlatıcısıdır. Kürt tarihi artık Ulusal Kongreden önceki ve sonraki tarih olarak ifadelendirilecektir. “Makûs talihi yenme” diye bir tabir varya, işte bu toplantıyla Kürtlerin makûs talihi yenilmiştir. Elbette bu sonuca ulaşmada yirminci yüzyılda Kürtlere dayatılan katliamların ve bunlara karşı geliştirilen direnişlerin belirleyici etkisi vardır. Şeyh Said’in, Seyit Rıza’nın, Şeyh Mahmud’un, Mustafa Barzani’nin, Simko Şikakî’nin, Gazi Muhammed’in ve Abdurrahman Qasımlo’nun büyük mücadelelerinin sonucu ortaya çıkmaktadır. KDP, YNK ve PKK biçimindeki örgütsel mücadelelerin yarattığı sonuç olmaktadır. Özellikle Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın gösterdiği son derece ilkeli ve birleştirici çabaları bu sonucu vermektedir.
Hewlêr toplantısının tarihsel olduğu kadar psikolojik-ruhsal sonuçları da önemlidir. Kültürel soykırım rejiminin yüzyıldır Kürt toplumunda yarattığı tahribatlar böylece aşılmaya başlamış olmaktadır. Kürt insanında ve toplumunda birlik ruhu, kendine güven ve gelecek için umutlu olma ortaya çıkmaktadır. Özgürlük mücadelesiyle geliştirilen ruhsal ve psikolojik devrimin zafer kazanmasını ifade etmektedir.
Ulusal Kongre temelinde gelişen Kürt ulusal-demokratik birliğinin en önemli özelliği çözümleyiciliği ve kimseye karşı olmamasıdır. Böylece Kürt sorunu gibi çok ağır ve bölgesel bir sorunun çözümünün önü açılmış ve Kürtler açısından sorun çözülmüş olmaktadır. Dolayısıyla bu adım Kürtler açısından geliştirici olduğu kadar, tüm Ortadoğu toplumları açısından da çözümleyici ve geliştirici bir özelliğe sahiptir. Bu adımla birlikte Kürt sorununun kalıcı çözüm yoluna girdiği rahatlıkla söylenebilir. Kürtlerin birlik olduğu ve ortak strateji izlediği bir durumda hiç kimse böyle bir sorunu yaşatamaz. Ne bölgesel ve ne de küresel güçler sorunu sürdürmede ısrar edemez. Dolayısıyla tüm parçalarda artık Kürt sorununun çözümü adım adım gerçekleşecek ve bu da bölgesel düzeyde çok önemli değişikliklere yol açacaktır. Hewlêr toplantısıyla başlayan sürecin uluslararası komplo ve İmralı sisteminin de aşılmasını getireceği açıktır. Bu saldırıların Kürt parçalanmışlığından kaynaklandığı ve Kürt zeminine dayandığı bilinmektedir. Özellikle Güney Kürdistan’daki mevcut statünün adeta karşılığı gibidir. Uluslararası komplo adeta bu zemine dayandırılmıştır.
Şimdi Hewlêr toplantısıyla artık bu zemin tümden yok olmuştur. Kürt birliği sağlanmış, tüm Kürtler varlığını ve gelişimini ulusal-demokratik stratejide birleştirir hale gelmiştir. Hewlêr’deki görüntüden sonra artık TC yönetiminin İmralı sistemini devam ettirmesi ve Önder Abdullah Öcalan’ı rehin tutmayı sürdürmesi imkansızdır. Aynı durum küresel güçler açısından da geçerlidir. Dolayısıyla İmralı sistemi yok olmak ve Kürt Halk Önderi özgürleştirilmek zorundadır. Mesud Barzani’nin “Ulusal Kongrede görmek istiyoruz” çağrısı yerindedir. Hewlêr toplantısı ve Ulusal Kongre’nin Önder Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği yeni demokratik siyasi çözüm süreci üzerinde de çok önemli bir etkisi olacaktır. Ankara, Amed ve Brüksel konferanslarını tamamlayarak tam bir çözüm gücüne ulaştıracaktır. Rojava gibi alanlarda yaşanan çatışmalı durumların çözülmesi bu temelde daha kolay gerçekleşecektir. Yaratılan Kürt birliği Türkiye ve İran yönetimlerini demokratik çözümü kabul etmeye zorlayacaktır.
Kürdistan’da ve Ortadoğu’da sorunların çözüm yolunu açarak yeni bir tarihin başlamasına yol aralanmıştır. Tüm Kürtlerin böyle bir bilinçle hareket edip bu tarihsel gelişmeyi ilerletici rol oynayacağı değerlendirilmektedir. Ancak bu durum hiç de kolay olmayacaktır. Söz konusu gelişmelerin yaşanabilmesi için, Kürtlerin ulusal-demokratik strateji oluşturması ve bunu kurumlaştırması şarttır. Bir stratejiye kavuşmayan birlik toplantılarının amacı başarması mümkün olmayacağı gibi, icra kurumlarına kavuşmayan strateji de bir sonuç vermeyecektir. O nedenle Önder Abdullah Öcalan’ın öngördüğü 5 ilke ve 4 prensip çok önemlidir. Beş ilke Kürt ulusal-demokratik stratejisini belirlerken, dört prensip de onun kurumsal yapısını, yani ulusal meclis, genel yürütme, ortak diplomasi ve savunma gücü oluşturma gerçeğini ifade etmektedir. Bundan sonra tartışma ve çalışmalar bu yönde olacaktır.
Biz inanıyoruz ki, tarihin en zor işini başaranlar, bundan sonraki adımları da kararlılıkla ve derin sorumluluk bilinciyle atacaklardır. Böylece binyılların rüyasını gerçekleştiren olacaklardır. Daha şimdiden büyük heyecan veren bu adımları kutlamak ve selamlamak gerekiyor!..