S-400’lerle yeni maceralara!
Erdoğan’ın Türk medyasına yeni bir ayarla “S-400’leri halka iyi anlatın” talimatı vermesi, iktidarını korumak için yarattığı ‘düşman’ algısının bir parçası. Esnemediği için kırılan tipik bir Ortadoğu diktatörü, iktidarı uğruna Türkiye’yi dış müdahalelere açık duruma getiriyor.
AZİZ OĞUR/HABER-ANALİZ
Diktatörlükleri ayakta tutan en önemli olgulardan biri yarattıkları ‘düşman’ algısıdır. İç ve dış düşman algısıyla kendi faşizan politikalarını meşrulaştırıyorlar. Diktatörler oluşturdukları ‘düşman’ algısıyla yayılmacı amaçlarını pratiğe geçirmek için saldırgan politikaları, provokasyon, kriz ve çatışmaları da devreye koyuyor.
Ortadoğu’daki diktatörlüklerin klasik yansıması kendini Saddam’da var ediyor. Baskıcı Baas rejimi önce İran’a savaş açmış, ardından Kuveyt’i işgal ederek kendi sonunu adım adım hazırlamıştı.
Türk Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan, 14 Temmuz’da gazete ve televizyon kanallarının genel yayın yönetmenleri, bazı yazar ve akademisyenlerle Vahdettin Köşkü’nde bir araya geldi. Erdoğan’ın konuşması Saddam’ın Kuveyt işgali öncesindeki konuşmalarından farksızdı. Tamamen ‘savunma sanayi’ yani ülkeler arası bir savaşın alt yapısını oluşturan silahlanma ve “Düşman olan tüm dünyaya karşı savaşmaya hazır olunması, halkın hazırlanması” üzerine kurgulanmıştı.
“S-400 ve F-35’in bir ülkede aynı anda savunmaya katılması muazzam bir şey. O hedef için, biz de o stratejiye yönelik kime ne görev düşer onu öğrenebilir miyiz?” tarzı soruları soran yandaş ‘gazeteci’lerin de tamamlayıcı olmaya çalıştığı toplantı, AKP-MHP hükümetinin nasıl bir maceraya yol aldıklarının emarelerini gözler önüne seriyor.
AKP’nin Ortadoğu’da etkisi azaldı
Şimdiye kadar Kürt düşmanlığı, yapay ve şaibeli darbe girişimleri, Suriye, Irak, Mısır, Sudan, Libya gibi ülkelerde yaşanan çatışma ve savaşların tarafı olma üzerinden, iktidarını sürdüren AKP-MHP iktidarı yeni bir durumu yaşıyor. Bu yeni durum da Kürtlerin DAİŞ’i büyük bir yenilgiye uğratmasıyla doğrudan bağlantılı. DAİŞ’in Kürtler tarafından yenilgisinin ardından, AKP-MHP yönetimi iktidarını sürdürme ve ömrünü uzatma için artık sürekli kriz yaratmayı, son derece hayati görüyor. Suriye’de DAİŞ’in bitirilmesinden sonra Türkiye’nin işgal ettiği bölgelerde etkinliği var. İdlib’de ise Rejim güçlerinin saldırılarını arttırması hatta Türk gözlem noktalarının dahi hedef olması burada fazla etkisinin kalmadığı ve operasyonun yoğunlaşması ile sıranın işgal etttiği bölgelerden çekilmesi için yapılacak baskılara geleceği aşikar.
Öte yandan dünyanın farklı kriz bölgelerinde yıllardır büyük bir çaba ile yarattığı ittifakları da bir bir elden gidiyor. Kontra faaliyetleri deşifre oluyor. Mısır’da Müslüman Kardeşler iktidarı ortadan kaldırıldı, Sudan’da Tayyip Erdoğan’ın kankası El Beşir devrildi. Libya’da Türkiye’nin yoğun desteğine rağmen General Halife Hafter güçleri, çete koalisyonu olarak oluşturulan Trablus’taki hükümetin etrafındaki ablukayı daraltıyor. Doğu Akdeniz’de yasadışı şekilde yürüttüğü doğalgaz ve petrol arama faaliyetlerin Mısır, Kıbrıs Cumhuriyeti, İsrail, Rusya, Yunanistan, ABD ve AB gibi devletler ve uluslararası güçlerden büyük baskılar var. AKP’nin çeteleri başka ülkelerin üzerine saldırtmasına sponsor olan Katar ise ABD destekli Arap ülkelerinin uyguladığı ablukadan ötürü zorda.
Krizi batıya taşımak zorunda kaldı
İktidarını savaşlar ve krizler üzerinden sürdüren ve saldırganlık politikalarıyla şekillenen AKP, (şimdilerde AKP-MHP koalisyonu) son seçimde görüldüğü gibi başaşağı bir gidiş yaşıyor. Gelecek 4 yılda seçim yapmayı göze alamayacak olan AKP-MHP faşist iktidarı, çıkaracağı yeni krizlerle varlığını sürdürmenin arayışına girecek. Söz konusu krizlerin de sıradan diplomatik çabalarla çözülecek krizler olmayacağı kesin.
NATO’nun, ABD’nin ve bugüne kadar işbirliği yaptığı tüm ülkeleri karşısına alma pahasına Rusya’dan S-400’lerin alınması ve füzeleri kurmaya başlaması, Türkiye’nin yaratmak istediği ve girmek üzere olduğu kaotik sürecin emareleri. Görünen o ki, AKP’nin Rojava’nın yanı sıra Güney Kürdistan’a yönelik işgal saldırıları devam edecek. Kürt birliğine, varlığına yönelik saldıralarını aralıksız sürecek. Ancak Kürtlerin uçakları ve hava araçları olmadığına göre S-400 füzelerinde ısrar etmesinin nedeni Batı ile girişeceği çatışmalı süreçtir.
‘Graham ve Menendez düşmanımız’
Erdoğan, Vahdettin Sarayı’ndaki toplantıda olduğu gibi son süreçte yaptığı değerlendirmelerinde Türkiye’nin adeta düşmanlarca çevrilmiş, büyük bir saldırı ile karşı karşıya kalacakmış gibi bir atmosfer yaratmaya çalışıyor.
Güney Kıbrıs, Yunanistan, Avrupa Birliği ülkelerini ve ABD’yi düşman ilan ediyor. ABD’de Cumhuriyetçi Senatör Linsey Graham ile Demokrat senatör Bob Menendez’i isim vererek ‘Türkiye düşmanı’ ilan etmesi yukarıda bahsettiğimiz stratejinin parçası. Akabinde toplantıya davet ettiği medya kuruluşlarının yöneticilerine ABD’den başlayarak tüm dünyanın kendilerinin düşmanı olduğunu belirtti. Türk kamuoyunda yeni ‘düşman’ algısının oluşturulmasını istemesi de bu tezi doğruluyor.
Doğu Akdeniz’de sıcak çatışma ihtimali var
Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki yasadışı girişimini ve adım adım yaratılmaya çalışılan krizin, orta vadede sıcak bir çatışmaya dahi evrilebileceğini kestirebiliriz. Erdoğan’ın sözleriyle oluşan korku tablosunda şu ifadeler var: “Bosna Hersek ve Kuveyt, daha yakın tarihte Irak, Suriye, Ukrayna, Yemen, Katar meseleleri, İsrail’in bölgedeki yayılmacılığının yol açtığı sorunlar, güçlü olunmadığında nasıl bir sonuçla karşılaşılacağına işaret ediyor. Kıyıdaki, köşedeki ülkelere yapılanlar, şayet siyasi, ekonomik, askeri olarak yeteri kadar güçlü olmazsak, unutmayın, bizim başımıza geleceklerin küçük bir örneğidir.”
Medyaya ‘Halkı hazırlayın’ talimatı
Hemen ardından da medya kuruluşlarının genel yayın yönetmenlerinden halkı savaş ve krize hazırlamalarının talimatını veriyor: “Sizlerden S-400 meselesini de, diğer milli güvenlik önceliklerimizi de bu anlayışla değerlendirmenizi ve özellikle halkımızı bu noktada bilinçlendirmeye sizlerin de aracı olmanızı, gayret etmenizi istiyorum.”
Hatta ordaki medya yöneticilerinin “S-400’ler Rusya’ya karşı da kullanılabilir mi?” sorusuna, uzmanların eğitildiğini ve yazılım dahil tüm kontrolün kendilerinde olacağına ikna etmeye çalışıyor.
Suriye politikasından ötürü kendilerine Nobel Barış Ödülü verilmediği için Batı ülkelerine kızan Erdoğan, ‘barış’, ‘savunma’, ‘tedbir’ olguları üzerinden başta S-400’ler olmak üzere yoğun silahlanmaya karşı tepkilere ise şu argümanı kullanarak yanıt veriyor: “Bu tamamen bir savunma sistemi. Eğer karşı taraf o kişiler, o ülkeler, bize karşı uçak kullanma, füze kullanma niyetinde değillerse onlar için tehdit olması söz konusu değil.”
Bununla aynı zamanda yürüttükleri-yürütecekleri tehlikeli politikalarla Türkiye’ye yönelik hava saldırıları dahil büyük müdahalenin zemininin oluştuğunu, oluşturulacağını da gösteriyor.
İktidar hırsı dış müdahaleyi getirecek
Rojava, Güney ve Kuzey Kürdistan’daki yıkım ve katliamlar devam ediyor. AKP ve Erdoğan, yıllardır gerek kendileri gibi diktatör ve faşist yönetimlerle, gerekse dünyanın başına musallat ettiği çetelerle yaptırdığı katliam ve izlediği saldırgan politikalarla insanlığa karşı büyük suçlara imza attı. Görünen o ki tüm bu politikalar ve hazırlık yaptığı tehlikeli hamleler, dışarıdan müdahalelere açık hale getirmiş bulunuyor.
Erdoğan’ın agresifliği ve saldırganlığı, Ortadoğu ve Türkiye’de ayak bastığı zeminin kaymaya başlaması ve bundan dolayı yaşadığı korkudandır.
Bütün bu hamaset, kabadayılık ve saldırganlık maskesinin altında kendisine yönelik planların varlığından duyduğu korku olduğunu söylemek mümkün. Gerçeklerle yüzleşmek, tehlikeli politikalardan vazgeçmek ve demokratik bir yola girmek yerine Saddam ve diğer diktatörlerin yaptığını tekrar ediyor. İktidarını kaybetmemek uğruna Türkiye’yi dış müdahaleye açık bir sürece götürüyor. Bize, esnemediği için kırılan, klasik bir Ortadoğu diktatörü ve faşizan rejimin temsilcisi olduğunu gösteriyor.