Cizre.

9 gün boyunca abluka altına alındı.

Dünya ile bağı kesilmek istendi.

3 mahallede yoğun saldırılarda 21 sivil hayatını kaybetti..

Yasağın kalktığı gün ilçeye girdik.

Her yerde zırhlı araçlar. Sokak, cadde ve mahallelerdeki tablo 9 gün yaşananları özetler gibiydi.

Günlerce evlerinde mahsur kalan, top sesleriyle hayatları altüst olan çocuklar önce kendini sokaklara attı...

Çocuklar için ağır bir oyundu 9 gün.

Ölüm oyunu!

Bu süre içinde 5 çocuk hayatını kaybetti. 

12 Eylül günü. Yani yasak kalktıktan kısa bir süre sonra;

Bir patlama sesi...

Hepimiz irkiliyoruz "Ne oldu?" diye.

Bir koşuşturma...

Ortalık toz duman...

8 gün boyunca dünyayla bağı kesilmek istenen bu kentte yasak kalktıktan birkaç saat sonra yaşananlar neydi?

Kanlar içinde bir çocuk.. 

Bir genç onu hastaneye yetiştirme telaşı içinde.

Yusuf Şık.

13 yaşında.

Yasak kalktıktan sonra ilk kez sokağa çıkma heyecanı içindeydi.

Ve sokağa bırakılan bir patlayıcı ile ağır yaralandı.

Sağ eli bilekten koptu, sol ayağı ise parçalandı.

Yusuf bir bacağını ve elini kaybetti. Şimdi "Nasıl yazı yazacağım, nasıl koşacağım" diye soruyor. 

***

Cizre'de yasak kalktı ama hayat bu ağır yaralanan çocuk gibi.

Hayat kanıyor, durmadan...

Acılarına rağmen onurlu direnişiyle dimdik ayakta duran bu asil kentte dolaştığımızda kurşun değmemiş ev görmedik.

Rastgele evlere giriyoruz, hikayelerini soruyoruz.

Delik deşik olmuş bir ev...

Kapının önünde bir çift terlik.

Her bir teki bir yere savrulmuş.

Bir tekinde ise kan izleri.

Bu terlik 70 yaşındaki Osman Çağlı'ya ait..

Osman Çağlı, saldırılar başladığında küçük bakkal dükkanına sığınıyor.

Çünkü evin tüm fertleri kendilerini korumak için banyoya sığınmışlar.

9 kişi bir arada.

Yeğeni Asiye Çağlı, o günü anlatıyor;

“Saldırıların en yoğun yaşandığı gecelerden biriydi. Amcam, eve gelmek istemedi. Biz de 9 kişi çocuklarımızla beraber bir banyoda kalıyorduk. Bir odadan diğer odaya bile gidemiyorduk. Çıktığımız an taranıyorduk. Amcam yaşlıydı. Dükkanda nefesi daralınca dışarı çıkmak istedi. İlk çıktığında patlama sesi gelince tekrar içeri gidiyor. Bir süre sonra sesler durulunca tekrar çıktı. Ve büyük bir patlama oldu. O patlama sessinden biz bile çok etkilendik. Dışarı çıkamıyorduk. Ve sonunda kapının önüne çıktık. Orada amcamı kan içinde gördük. 3 saat yerde kaldı. Ne doktor, ne de bir hemşire vardı.”

Asiye Çağlı hiçbir şey yapamamanın çaresizliği içinde kıvranıp durduklarını söylüyor. Kıt imkanlarla bir sağlıkçıya ulaşıyorlar. Ancak yeterli gelmiyor. Bir ambulans getirtiyorlar. Ambulansın hareket ettikten kısa bir süre tarandığını anlatıyor. Bin bir güçlükle amcalarını hastaneye ulaştıyorlar. Sonuçta bir bacağı kesiliyor.

Geriye bir çift kanlı terlik kalıyor.

90'ları hatırlıyor Asiye Çağlı.

"O zaman evimizi basan askerler babamı, yakınlarımı yere yatırıp, ayaklarıyla sırtlarına basıyorlardı. Ama şimdi 90'lardan daha kötü" diyor. 

Onu en çok da kalp hastası oğlu etkilemiş. “Her patlama sonrası oğluma bir şey olacak diye çok korktum.” Ve sözlerine şunu da ekliyor; “Ne yaparlarsa yapsınlar asla topraklarımızı terk etmeyeceğiz. Biz hep direndik yine direneceğiz. Ama bu günleri de unutmayacağız."

Asiye Çağlı'nın bir yakını da Hanife Çağlı.

90'lı yıllarda 7 yakının failli meçhul cinayetlerde kaybetmiş Hanife Çağlı'nın.

İki odalı bir katlı bir evde kalıyor.

Saldırılar olduğunda kendini evden zar zor avluya atabilmiş.

Onlar da komşularına ulaşmak için duvarlardan delik açmışlar.

Havan topu ya da başka bir patlayıcı banyoya isabet etmiş.

Evi harabeye dönmüş.

Yaşananlara çok öfkeli.

"Biz Erdoğan'ın ekmeğini mi yedik, gelip bize bunları yaptı. 1990'dan bu yana ailemden 7 kişi katledildi, artık yeter! Daha fazla ölüme sabrımız kalmadı. Banyomdaki çamaşır makinesi dahi terörist sayılmış, makinem delik deşik" diyor.

O da sözlerini "Bize yapılanları unutmayacağız" diye bitiriyor...

Hangi kapıyı çalsak benzer bir hikaye dinliyoruz. Günlerce top sesleri arasında nasıl zorlu günler geçirdiklerini anlatıyorlar. Onlar için evleri yıkılmış, evsiz kalmışlar, maddi olarak zarar görmüşler bunlar çok önemli değil. Onları üzen tek şey ölümlerin yaşanması.

Ve Cizre bir yandan yasını tutarken diğer yandan beraber yaralarını sarmaya çalışıyor.