Toprağın üzerine çömelmiş, sessiz sessiz ağıt yakıyor...

Toprak yabancı..

Bilmediği diyarlar..

Günlerdir sınır kapısında oğlunun cenazesini almak için bekliyor Fazile Coşkun.. 50 derece sıcağa aldırmadan..

İbrahim Halil Sınır Kapısı'nda anne Coşkun ile konuşuyoruz..

“Niye oğlumu vermiyorlar?” diye isyan ediyor. 

Ve bize oğlunu anlatıyor. “Ferit Nusaybin'de muhasebeciydi. Vicdanlıydı. DAİŞ zulmünü kabul etmedi ve savaşa gitti. 20 gün önce şehit düştü. 20 gündür termokingte bekletiliyor. Bunu vicdan kabul eder mi?”

Ferit Coşkun ve 12 arkadaşının cenazesi sınırda bekliyor. 

Anne Fazile Coşkun, sessizce aracın olduğu yere gidiyor.. Günlerdir ağıt yakmaktan sesi kısılmış. Araca usulca ve sevgiyle dokunuyor, tıpkı oğluna dokunur gibi... “Kim yüreğini, ciğerini burada bırakıp gider?” diye soruyor. “Ya oğlumun cenazesini götürürüm ya da benim de tabutum burada çıkar” diyor. 

Tarih 30 Temmuz...

Habur Sınır Kapısı'nda da bekleyen analar da ağıtlar yakıyor; “IŞİD'in evi yansın. Bırakmıyorlar anneler gitsin kendi yiğitlerinin cenazesini alsınlar”

Yürekler ikiye bölünmüş gibi.. Biri sınırın öbür tarafından biri bu tarafında...

Tek istekleri ise “Sesimize ses verin!” oluyor..

                                          ***

Ve geriye dönüp 20 Temmuz'a gidiyoruz..

Bu kez yer Suruç.. 

Büyük bir katliam yapıldı..

Ve yine oradaydık.. 

Ordu, Sinop, Trabzon, Diyarbakır, Hakkari, İstanbul'da gençler Kobanê inşaası için sözleştiler..

Suruç'ta buluştular… Tarihi bir direnişin yaşandığı Kobanê'nin yaralarını bir nebze de olsa sarmaktı amaçları. 

Kimi inşaat çalışmalarında kimi sağlık alanında kimi eğitim alanına katkı sunmaktı amaçları.

Şu an sınırda bekletilen ve Rojava'da hayatını kaybeden Ferit Coşkun gibi en önde savaşanlara destekti amaçları.

Erken büyüyen Kobanêli çocukları sevindirmekti amaçları. 

Ve intihar saldırısı… 31 genç hayatını kaybetti, 100'den fazlası yaralandı.. 

23'ünün bedeni 6 saatten fazla Amara Kültür Merkezi'nin önünde bekletildi. Üzerlerine gazeteler örtülerek… Her birinden bir parça Suruç'un caddelerine, sokaklarına savruldu.. Yaralıları hastaneye götürmek belki de en zoruydu. “Arkadaşımı bir yandan sedyeye yerleştirdim. Bir elimle onun elini tutarak destek olmaya çalışırken, diğer elimde ise kopan kolu vardı. Bu yükü bu acıyı nasıl kaldıracağız. Hepsinden kopan parçaları topladık. Tanık değil de ölen olsaydım” diyor olayı yaşayanlardan biri. Film sahnesi gibi. Kimse gerçek olduğuna inanmak istemiyor. 

Kobanê direnişinde en büyük destek yeriydi Suruç.. Aylarca süren direnişe ev sahipliği yapan bu kentin sakinleri böyle bir katliamın yaşanmasını ise kabullenemiyor. 

Kardeşlik köprüsü olmaya da gelmişlerdi bu gençler. Ve cenazeler saatler sonra Antep Adli Tıp Kurumu'na götürüldüğünde hastanenin bahçesinde her dilde ağıtlar yükseldi. Türkçe, Kürtçe, Lazca ve Çerkezce... Belki en acı olan da 31 tabutun art arda gözyaşları arasında omuzlarda taşınarak getirilmesiydi. Her tabutla çığlıklar yükseldi… Katliama öfke yağdı… Son kez çocuklarınının tabutlarını öperek gözyaşlarıyla uğurladılar, aileleri, yakınları, arkadaşları. 

Çoğu 20'li yaşlarındaydı. Kimi liseyi yeni bitirmiş, kimi üniversiteli, kimi işçi, kimi esnaftı. Hepsinin idealleri vardı ve ortaktı. Yeni bir yaşama, yeni bir dünyaya inanıyorlardı. Eşitlik için mücadele veriyorlardı. Mimar Sinan Üniversitesi Sanat Tarihi bölümü öğrencisi Hatice Ezgi Sadet, “Rojava Devrimi'nde kendi özgürlüğümüzü görüyoruz” demişti. 

Hayatını kaybeden gençlerden biri de Duygu Tuna'ydı.. Patlamadan dolayı ailesi teşhis etmekte zorlandı. Annesi onu tırnağından tanıdı.. Kuzeni Çiğdem Uzundağ'a Duygu'yu soruyoruz, “Nasıl biriydi?” diye. 

Anne Fazile Coşkun'un oğlunu anlattığı gibi anlatıyor bize Duygu'yu.. “Vicdan sahibiydi. Kendisinden önce başkalarına koşan biriydi. Kendisine dönük yaşamıyordu. O daha çok dışardaki insanların nasıl olduğuyla, etrafındakilerin nasıl mutlu olduğuyla, bütün dünya ile ilgiliydi. Haksızlık karşısında tepkisini gösteren, hiçbir zaman susmayan biriydi” diyor Uzundağ. 

Hayatını kaybedenlerden biri de 23 yaşındaki Murat Yurtgül. Psikoloji okuyordu. Annesi Şemse Yurtgül, oğlunun savaşın travmasını yaşayan Kobanêlilere yardım için orada olduğunu anlattı. “Oğlum psikologdu. Kobanê'ye yardım için gidecekti. Psikolojileri yıpranan Kobanêlilere yardım etmek için. Soma'ya da gitti. Bir hafta orada kaldı... Oğlum savaşa gitmiyordu, elinde silah yoktu... Öğrenciydi.” 

Suruç'ta gençlerin öldürüldüğü yerin etrafı güvenlik şeridi ile çevrildi. Yaşanan katliamı kimsenin unutmasını istemiyorlardı. Ziyaretçi akını günlerce sürdü. Öldürüldükleri yerlere karanfiller bırakıldı. Bir de onlardan geriye kalan oyuncaklar… Bir çocuk, elinde bir küpe ile yanımıza geliyor, “Abla bak, bu dün burada ölen ablalardan birine ait" diyor. 7'den 70'e herkesin hafızasına, hayatına kazındı bu katliam. Katledildikleri yerde bırakılan anı defterine yazılanlarda şu satırlar yer alıyor; ”Oyuncaklarınızı, umutlarınızı, isyanınızı ve mücadele bayrağınızı biz aldık. Işıklar içinde uyuyun...” 

Ailelerin tek istekleri ise; “Biz unutmadık, kimsenin unutmasını istemiyoruz. lütfen eylemlere destek verin, failleri bulup hesap soralım ve bir daha yaşanmasın” oluyor...