"Propagandayla zehirlenmedikleri sürece, kitleler asla savaş düşkünü değildir." Albert Einstein     

İster siyasette ister sosyal yaşamda olsun, hayatın her alanında, yani günlük yaşam diyalektiğinde kendimize nasıl bir duruş seçmişsek hareketiniz, davranışlarımız ve üretimimiz de ona göre şekillenir.

Bilinen şeydir: Sistem tek tip insanlar yetiştirir. Herkesin aynı sıradanlıkta olmasını hedefler. Farklı düşünen insan makbul değildir sistem için.

Dikkat ettiniz mi hiç? Söylemler aynı, replikler ve tepkiler aynı. Aynı mantalitenin ezberleriyle yorumlanıyor herşey, aynı at gözlükleriyle bakılıyor olan bitene, aynı volümden ve aynı perdeden konuşuluyor. Bir gerçek karşısında susmak da, yok saymak da aynı savaş tamtamlarını seslendiriyor.

***

Sınırları çizilmiş, papağan gibi tekrarlanan ve bu düşüncesini her şeyi açıklamaya ve çözmeye muktedir bir görüş dizgesi olduğunu düşünenler kitleleri de tüm ideolojik aygıtlarla manipüle etmekte ve kandırmaktadır. Bu vahim hastalığa yakalanan kitleler, kendisine sunulanın ötesine geçemez, yaşamın ne kadar değiştiğine, etkenlerin ve verilerin dönüştüğü yeni hallere bakmaz. Konu ne olursa olsun doğruyu öğrenmek için okuduğu, duyduğu, gördüğü zaman mantık, akıl süzgecini devre dışı bırakıp yanlış algılar. Kör olur görmez, bununla da yetinmez, kendisine benzemeyen herkesi hainlikle suçlar.

Artık bu noktadan sonra kitleler, bizzat devlet yetkililerinin de defalarca ifade ettiği gibi; 'mevzu bahis vatansa gerisi teferruattır’ düsturuna yaslanarak gözü dönmüş birer güruha dönüşürler. Oysa bilmezler ki bu argümanı kullanan çoğu siyasilerin asıl hedefleri 'Mevzu bahis paraysa vatan teferruattır’ noktasındadır.

Yaşamı zorlaştıran önemli sorunlardan biri de toplum empozelerinden sıyrılamayarak geliştirmeye fırsat bulamadığımız, belki de aslında hiçbir zaman tam olarak bulamadığımız benliğimizdir. M. Foucault’un da söylediği gibi "Yaşama sanatı, kendine bağımlı olma sanatıdır." Yani sürekli olarak başkalarının bize dikte ettikleriyle ya da karar verdikleriyle değil kendi akli melekelerimizle,vicdanımızla davranabilmeyi gerektirir.

***

Önyargılardan, şablonlardan kurtulabilmenin ön koşulu olan biteni çarpıtmamaktır. Bu da ancak zihin haritasının koordinatlarını değiştirmekle mümkündür.

Toplumda her etkiye karşı bir tepki oluşur. Bu doğa yasasıdır. Kimi olayları değerlendirirken bakış açımızı, zihin haritamızı değiştirmeden gerçeği yakalayamaz ve yanılırız. Başkalarının düşünce ve davranışları hakkında hüküm verirken, elimizdeki veriler çoğu zaman yeterli olmuyor. Davranışların nedenini bilmeden çok yanlış yargılara varabiliyoruz.

Kirlenmenin ve insani tükenişin her tarafı çepeçevre kuşattığı bu ortamda nitelikli ve insanca bir duruş göstermek, olan biteni aklın süzgecinden geçirmek gerekiyor

Kökleşmiş saplantıları anlayışa, düşmanlıkları dostluğa çevirecek bir akla ihtiyaç var. Akletmek insana verilmiş bir nimettir ve bu; yüreğinin kavrukluğunu hırçınlığa dönüştürmüş, taşlık ve çorak vicdanlar için yegane eczadır.