
Avukat bey söz sizin.
Sayın savcı sayın hakimler, müvekkilime isnat edilen suç esasında…
Avukat bey sadede gelin…
Sayın başkan sanık suçsuzdur…
Avukat bey siz bizim suçladığımız sanığı savunuyorsunuz, bu olacak şey değil, mahkemeye, savcıya ve bize hakarettir, tam ceza vereceğiz, olacak şey mi sanığı savunmak, avukatın tutuklanmasına…
Şaka değil bu yazdığım, gerçekleşti, avukat müvekkilini savunmaya kalktığı için (Kalktığı için çünkü devamına izin vermediler) tutuklandı ama onlar bile yaptıkları saçmalığı anlayınca serbest bırakıldı. Bu gibi konularda artık isim yazmak istemiyorum, çünkü yaptıkları saçmalıklarla anılmak bile bana artık hoş gelmiyor.
Kırk yıl düşünsem bir gazeteci-yazar olarak değişik konularda (Bildiğim konular tabi ki) analiz yapacağıma saçmalıkları yazacağım aklıma gelmezdi. Bir gazeteci MHP’nin basın toplantısında İş Bankası hakkında ne düşündüklerini soruyor ve oradan bir milletvekili “İş Bankası’nda hissen mi var lan” diye yanıtlıyor. Kendisi o kadar yüce bir yerde, o kadar güçlü ki, gazeteci arkadaşa “Lan“ diyebilme hakkını görüyor kendisinde. Onun için çok doğal, bu milletvekili kendi partisinden birisi cumhurbaşkanlığa adaylığını koyduğu için o kişiyi döven birisi ve bunca sene geçmesine karşın hala vekil. Bırakın vekilliği neredeyse başkan olacaktı, adı adaylar arasında geçiyordu.
Dün bir haber okudum, sanığa mahkeme dosyası gitmiş. Gitmiş gitmesine de kendi dosyası yerine başkasının dosyasını göndermişler. Sanık doğal olarak avukatı vasıtasıyla başkasının dosyasıyla savunma yapamayacağını söylemiş ve ek süre istemiş. Sizce nasıl bir cevap vermeli mahkeme, kendi yanlışını nasıl düzeltmeli. Mahkemenin avukata verdiği yanıt “Sanık savunma yapmazsa mahkemede susma hakkını kullandı sayarız.” Hadi bakalım, sonra bu ülkede hukuk mu var, adalet mi var, hukukla adalet ayrı şeylerdir diye 3-5 avukat çıkıp tartışacak. Tartışma sonunda söyledikleri de şu: “Bazen böyle şeyler oluyor ama ben biliyorum, 1800’lerde bu Avrupa’da da oluyordu.”
Kimse bu bir insan ömrü demiyor, beraat etme durumu var demiyor, boş yere yatarken cezaevinde ölebilir demiyor. Örnekleriyle dolu bunun gibi olayların.
Ahmet ve Mehmet Altan’ın neden ceza aldıkları açıklandı, sublinimal darbeciler, yani hayal etmişler, belki de bir olasılıktan bahsetmişler, yani gazeteciliğin ve aydının görevi olan öngörüde bulunmuşlar. O kadar ciddiler ki, açıkladıkları gerekçeli kararda Ali Bulaç tutuklu olarak yazılmış. Ben de Erdoğan gibi sesleneyim bari, “Eyyyyy mahkeme, Ali Bulaç tahliye oldu, bir de Üsküdar’da sabah oldu.” Üstüne üstlük bir de beraat etti Bulaç… Bu da yetmez, Anayasa Mahkemesi Mehmet Altan’ın gözaltına alınamayacağına, suç delili olmadığına karar verirken mahkeme ağırlaştırılmış müebbet cezası verdi.
Bunlar yetmiyormuş gibi bir de ajanlıkla suçladığınız Can Dündar hakkında kırmızı bültenle arama çıkartmışsınız. Can Dündar suçluysa, devletin gizli bilgisini açıkladıysa o zaman bu bilgi doğrudur. Bilgi doğruysa neden Can Dündar suçlanır da esas suçu işleyen kişi suçlanmaz, mahkemeye verilmez. Ne diyeyim, kırmızı bültenli arkadaşlarım çoğalıyor, saçmalıklarınız sayesinde kendimizi sonunda gerçekten ajan ve terörist zannedeceğiz, o zaman göreceksiniz gümbürtüyü. Ha gayret, 40 kez söylemenize az kaldı…