
Orduların, zorbalığın, egemenliğin, eşitsizliğin olduğu yerlerde alternatif güçlere ihtiyaç bulunduğunu söyleyen Sozdar Avesta, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın kadın ordulaşmasıyla, erkeğin elinde olan gücü ve yetkiyi, aradaki dengesizliği kaldırmak adına kadınla paylaştığını belirtti. Devrimler tarihinde bugüne değin kadınların bağımsız bir orduya sahip olmadığını dile getiren Avesta, Kürdistan’da kurulan kadın ordulaşmasının dönemsel olmadığının altını çizdi.
Avesta, hareketin çıkış yıllarından itibaren mücadeleye katılan Türkan Derin, Besê Anuş, yine 12 Eylül faşizmine karşı zindanlarda direnen Sakine Cansız ve diğer kadın yoldaşlarının emek ve mücadelesinin kadın ordulaşmasının zeminini oluşturduğunu söyledi. 15 Ağustos sürecinde de kadının arayış içerisine girdiğini ve katılımların giderek arttığını belirten Avesta, bu dönemde yaşamlarını yitiren Çiçek Selcan, Rahime Kahraman, Adife Sakık, ordulaşma için büyük çabalar harcayan Azime (Mihriban Saran), Besê (Suna Çiçek) gibi isimleri de andı.
Kadın fedailiğinin örgütlenmesiydi
90’larla birlikte serhildanların gelişmesi ve bilincin yükselmesiyle toplumda hem özgürlük mücadelesine hem de kadına karşı güvenin geliştiğini kaydeden Avesta şunları söyledi: “O süreçte çok yoğun katılımlar oldu. Önderlik yoğun katılımın doğru örgütlenmediği ve geliştirilmediği sürece bir tehlike arz ettiğini de gördü. Ama doğru örgütlendirilirse başarıyı yaratacağını ve önemli kazanımları getireceğini de söyledi. O süreçte ordulaşma zemini, kadın örgütlenmesinin kendini yeni bir aşamaya ulaştırma ihtiyacı belirgin olarak ortaya çıktı. Kadınlar devrime katılmıştı. Devrimin her alanında, her çalışmasında kadınlar yer alıyorlardı. 90 başlarında Botan’dan Dersim’e kadar Kürdistan’ın tüm eyaletlerinde kadın gerilla katılımı çok artmıştı. İstek, fedakarlık, çaba çok büyüktü ama bu istek, iddia ve fedailik örgütsüzdü. Kadının emeği çok fazla görülmüyordu. Ordulaşma, kadının bu emeğinin ve fedailiğinin örgütlenmesiydi” dedi.
Serhildan dalgasıyla büyüyen mücadelede kadınların serhildanlara öncülük yapmaya başladığı dönemde Zeki (Şemdin Sakık) ve Ferhat (Osman Öcalan) şahsında çeteci yaklaşımların hakim olmaya çalıştığını hatırlatan Avesta, “Her ikisi de kadının orduda yer almaması gerektiğini savunuyorlardı. Ferhat kadınları kendine tabi kılma ve egemenliği altına alma temelinde yaklaşıyordu. Zeki ise “eğer benim malım olmazsa ordudan atarım” yaklaşımı içindeydi” diyerek, Abdullah Öcalan’ın 1993 yılının Kasım ayında verdiği perspektifle kadın ordulaşmasının ilanını yaptığını söyledi.
Erkeğin elindeki gücü aldı
Ordulaşma ilanının yapıldığı dönemde pek çok çelişki yaşandığını dile getiren Avesta, o dönemki atmosferi şöyle anlattı: “Hem erkek hem kadın arkadaşlar çok sıcak yaklaşmadılar. Erkek arkadaşlar “zaten bir ordu var, o da ARGK’dir” diyorlardı. “Kürdistan’ın özgürlüğü için her iki cins de savaşıyor. Kadın ordulaşmasına gerek yok, iki ordu olamaz” deniyordu. ARGK içinde kadın sayısı çok fazlaydı ama kendi iradesi, görüşü, yeteneği öne çıkmıyordu. Mücadele, taktik, strateji konusunda kadının bağımsız fikri oluşmuyordu. Komutanın kadın yapısına yaklaşımı feodal ve geleneklere dayalıydı. Toplumdaki gibi kendi namusu olarak görme vardı. Savaşa da, yaşama da çok fazla katılmasına izin vermiyordu. Kadına seçici yaklaşanlar çok fazlaydı. Kendince fiziki olarak güçlü ya da kendine göre olduğunu düşündüğü kadını öne çıkarıyor, “sadece bu savaşır, diğerleri savaşamaz” diyorlardı. Kadını bütünlüklü ve eşit ele alma yoktu. Kadın ordulaşması işte burada, erkek komutasının elindeki gücü aldı ve paylaştı. “Ben de varım” dedi.”
Kadınların, manga, takım örgütlemeleri, savaş deneyimleri olsa da ilk etapta kendilerine oldukça güvensiz yaklaştığını ifade eden Avesta, imkansızlıklar ve bilinçsizliğin bunda önemli rolü olduğunu belirtti. Bütün bunların kendisiyle birlikte önemli zorlukları getirdiğini söyleyen Avesta, 20 yılın sonucunda güçlü bir mirasa sahip olduklarını kaydetti.
Değişim dönüşüm yarattı
Kadın ordulaşmasının, özgürlük hareketi içinde iktidar oluşturmaya çalışan, egemenlik kavgası veren, kaba savaşa dayalı bir ordu yaklaşımı olmadığının altını çizen Avesta, kadın bilincini, iradesini, mücadele gücünü geliştiren, genel örgüt yapısında da değişim-dönüşüm yaratan bir sistem olduğunu söyledi ve ekledi: “Örneğin dörtlü çete ne yapıyordu? Kendi iktidarları için onlarca insanı katlettiler, yüzlercesini örgütten uzaklaştırdılar. Sert uygulamalarla kaçırttılar. Kadının devrime katılımı, örgütlülüğü geliştikçe, yönetim mekanizmasına katılımı arttıkça ordulaşmada da bir değişim oldu. Genel komutada da gelişim, farklılaşma gelişti, demokratik bir yaklaşım oluştu. Bilinç gelişti. Kadın ordulaşması hem PKK’de hem de toplumda büyük bir değişim yarattı. Kadınla yaşanan bu değişim-dönüşümün etkisi tüm topluma yayılıyor. Bugün de uluslararası sahada etkileri yansıyor. Kadın ordulaşması toplumsal dönüşümde ve demokratikleşmede önemli bir rol oynadı.”
‘Önderliğin eseri’
Kadın ordulaşmasının Kürt Halk Önderi Öcalan’ın eseri olduğunu her defasında dile getiren Avesta, “Önderlik bize rağmen kadın hareketini, ordulaşmayı yarattı” dedi.
O şartlarda kadınların saflara katılmasının başlı başına bir devrim olduğunu ifade eden Avesta, başkanlarına ve özgürlüğe olan inançla bugüne geldiklerini vurguladı. “20 yılda çok büyük adımlar, gelişmeler kadar sancılar, zorlanmalar da yaşadık” diyen Avesta, 20 yılda binlerce yoldaşlarını yitirdiklerini, HRK, ARGK süreçlerinde ve bugün kendini YJA Star olarak örgütleyen kadın ordulaşması sürecinde değerli kahraman yoldaşlarını kaybettiklerini ifade etti.
Yeni bir sistem
Bêrîtan komutanlığının binlerce komutanlık yarattığını söyleyen Avesta, kadın ordulaşmasının geldiği aşamayı ise şöyle değerlendirdi:”Bu komutanlar Kürdistan’ın her yerinde savaş yürüttü. Ortaya çıkan bu gelişme tüm parçalara ilham kaynağı oldu ve bugün tüm Kürdistan parçalarında özgün alanlar oluşmuş durumda. Özgün ordular örgütlendi. Rojava’da YPJ, Rojhılat’ta HJRK ordulaşmaları gelişti. Kürdistan’da ordulaşmayla başlayan kadın özgürlük mücadelesi kendini her alanda örgütlemiş durumda. Kürt kadınlarının hem partisi, hem toplumsal alanda güçlü örgütlenmeleri ve bunların çatısı olarak KJB adıyla özgün bir sistemi var. Her sahada kadın alanları, mekanları var. Kadın özgürlük hareketi artık sadece ordu değil, bir sistemdir. Devletçi ulus anlayışına karşı alternatif bir sistemdir. Demokratik konfederal bir sistem açığa çıkarmıştır. Diyebiliriz ki; bir insanlık savaşı olarak süren kadın savaşı, tüm dünya kadınları için de yeni bir çıkış, yeni bir bilinç, yeni bir sistemdir.”
Savunmasız kadın ölü kadındır
Devrimci Halk Savaşı hamlesinde yaşamlarını yitiren kadın fedaileri de anan Avesta, kadının ordulaşma ve özgürlükteki ısrarını kanıtladığını vurguladı. Rojava’da YPJ direnişine de dikkat çeken Avesta, “Şimdi Rojava’da YPJ büyük bir direniş ortaya çıkarıyor. Kadın kendi özgürlüğüne yakınlaşıyor, kendi özgürlüğünü kendisi yaratıyor. Önderliğin dediği gibi ‘xwebûn’u (benlik) gerçekleştiriyor. El Kaide, El Nusra gibi çete güçleri bu gelişmeye saldırılarla, kadınlara yönelik çıkardıkları fetvalarla karşı çıkıyorlar. Kadını tekrar kendi denetimlerine almak istiyorlar. Bunlara karşı YPJ’nin savaşı çok önemli ve anlamlıdır” diye kaydetti.
Kadın ordulaşmasının 20. yılını kutlayan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Avesta, son olarak şunları belirtti: “Hareketimizin gücü kadın ordulaşmasının gücünden gelmektedir. Savunmasız kadın ölü kadındır. Kadın savunması gelişmezse kadın kazanımları büyük tehlikededir. 20 yılda kadın ordulaşmasının ulaştığı düzey, kadın özgürlük çizgisini daha yüzlerce yıl koruyacak, geliştirebilecek düzeydedir. Bu nedenle kadının ordulaşması önemli bir değer, önemli bir iradi çıkış, insanlık çıkışıdır. Özgürlükte ısrardır. Biliyoruz ki özgürlükte ısrar, insan olmakta ve toplumsallıkta ısrardır. Bu nedenle ordulaşmamızın 20. yılını kendini kadının özgürlüğüne adayan Önderliğe ve tüm kadınlara kutluyorum. Bugünlerimizi yaratan kahraman şehitlerimizi saygıyla anıyor ve anıları önünde eğiliyorum. Ve diyorum ki; gelecek özgür kadın eliyle yaratılacaktır.”
HABER MERKEZİ