• Rosa Kadın Derneği’nden avukat Elif Tirenç İpek Ulaş, devlet güçlerinin fail olduğu şiddete dair çok sayıda başvuru aldıklarını belirterek, “Sadece cinsiyet temelli değil, Kürtlere devletin ırkçı şiddeti söz konusu” dedi. 

Kuzey Kürdistan’da kadınlar, bir yandan uyuşturucu, fuhuş ve ajanlaştırmayla hedef alınırken, diğer yandan şiddet, taciz ve tecavüze maruz kalıyor. Kadınların mahkum edilmek istendiği bu özel savaş uygulamalarının altında ise asker, polis ve korucular çıktı. Toplumsal, siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik, cinsel ve psikolojik şiddetle mücadele etmek amacıyla 3 Aralık 2018’de Amed’de kurulan Rosa Kadın Derneği’ne sadece Ekim 2020-Kasım 2021 arasında 100 başvuru yapıldı. Başvurularda, faillerin birçoğunun devletin üniformalılarının olması dikkat çekti. Kadına yönelik her türlü şiddetle mücadele ederken, polis baskını, gözaltı ve tutuklamalarla karşı karşıya kalan derneğin yönetiminde yer alan avukat Elif Tirenç İpek Ulaş, MA’dan Eylem Akdağ’a son bir yıllık tabloyu ve altında yatan nedenleri anlattı. 

Korunamayan pozisyona düşürülüyor

Sistemin, kadına yönelik şiddete “adli olay” olarak baktığını söyleyen Ulaş, kadınların katledilmeden önce yargıda yaşam mücadelesi verdiğini kaydetti. Ulaş, kadınların koruma talep etmesi, savcılığa gitmesi ve adliyelerin kapısını aşındırmasına rağmen bürokrasinin içerisinde sıkışıp kaldıklarına işaret ederek, “Kadın, burada korunmayan bir pozisyona düşüyor” diye belirtti. Kadına yönelik şiddetin politik olduğunu vurgulayan Ulaş, “Yani cinayetlere götüren sebepler de politiktir. Sistem yönüyle bakılması lazım. Çünkü münferit bir vakadan ibaret değiller. Şiddetin önüne geçilmek isteniyorsa şiddetle mücadelenin daha ciddiye alınması ve sistemli bir şekilde yürütülmesi gerekir” şeklinde konuştu.

Son bir yıl içerisinde kendilerine yapılan başvurulara değinen Ulaş, şu bilgileri paylaştı: “Bu başvuruların içerisinde tek başına fiziksel şiddet yer almıyor. Birçok şiddet türüne aynı anda maruz kalmış kadınlarla karşı karşıya kalıyoruz. Bununla mücadelede sadece bedensel bütünlüğünü koruyan önlemlerle değildir. Psikolojik, hukuksal, ekonomik ve sosyal destek ayağını da dayanışmayla örmeye çalışıyoruz. Hem kadın aktivistlerin hem sahada yer alan kadınların hem de bize başvuran kadınların, sadece erkek şiddetinden değil biraz daha devlet şiddetinden kaynaklı başvurular yaptığını görüyoruz.”

“Üniformalı şiddete” işaret eden Ulaş, devletin özel politikalarından kaynaklı şiddete maruz kalan kadınlar olduğunun altını çizdi. Derneğin çalışma yürüttüğü bölgelerde özellikle üniformalı kişilerin “aşk” adı altında genç kadınlarla ilişki kurduğunu aktaran Ulaş, bu sürecin şiddet ve öldürmeyle sonuçlanmasına dair birçok başvuru aldıklarını, birçoğunun kamuoyuna yansımadığını söyledi. Astsubay tarafından Mart 2020’de silahla vurularak katledilen Dilek Kaya’yı hatırlatan Ulaş, “Duruşmasına dernek olarak biz de katıldık. Bölgede, kadın olmaktan kaynaklı sadece cinsiyet temelli değil bir de Kürt olmaktan kaynaklı ırkçı temelde devletin yaklaşımı ve şiddeti söz konusu” dedi. 

Aslında sömürge mantığı var

 Dijital, fiziksel, psikolojik hatta ekonomik şiddet; bütün bunların yer aldığı karma şiddet durumları da olduğunu kaydeden Ulaş, “Çünkü bir sömürge mantığı var. Kadınlar, hem beden hem de bütün varlığıyla bir sömürge alanı olarak görülüyor. Mesaj dökümleri, dosyalar, ifadeler var. Okuyoruz ve kadınları dinliyoruz. Neler yaşadıklarını bütün ayrıntılarıyla anlatıyor ve tümüyle aslında bir sömürge mantığıyla yaklaşıldığı çok net açığa çıkıyor” şeklinde konuştu.

Devlet güçleri-yargı iş birliği

 Failin kamu görevlisi, asker ya da polis olduğu olaylara devlet kurumlarının farklı bir yaklaşım sergilediğini belirten Ulaş, şöyle devam etti: “Aynı yerde görev yapmış polisi şikayet etmek için aynı karakola gidebiliyorlar. Mesai arkadaşına şikayet etmiş olabiliyorlar ya da savcılar dosyalarda takipsizlik kararı veriyor. Deliller geç toplanıyor, yeterince değerlendirilmiyor. Üstüne kadının suçlandığı ve yargılandığı pratikleri dinliyoruz.” 

Mücadele edenler de

 Şiddete maruz kalanların yanı sıra şiddete karşı mücadele verenlerin de benzer durumlarla karşı karşıya olduğuna işaret eden Ulaş, derneklerine dönük baskıları buna örnek vererek, şunları söyledi: “Mevcut siyasi iktidar tarafından bütün muhalif kesimlere karşı savaş açılmış durumda. Ya onlardansın ya da onların belirttiği gibi çok basit bir iki soruşturmayla teröristsin. Kadınlar da şu anda ciddi muhalif kesimlerden biri ve sokakları da mücadeleyi de terk etmiyor. Bundan kaynaklı devletin özel yönelimine maruz kalıyor.”

Sistematik ve politik

Devletten gelen şiddetin sistemli ve politik olduğunu söyleyen Ulaş, bu duruma karşı da sistemli ve politik bir mücadele verilmesi gerektiğinin altını çizdi. Ulaş, “Bunun başlangıç noktası da bilinçle oluyor. Genç kadınlar ne kadar çok bilinçlenirse, ırksal temelde maruz kaldıkları o yönelimin ne kadar farkında olurlarsa şiddetten arınma, uzaklaşma ya da onun önüne geçme imkanını o kadar bulmuş olur. Bundan kaynaklı farkındalık ve bilinç yükseltme çalışmaları yapıyoruz. Aslında üniformalılar tarafından gelen şiddet fark etmiyor, çünkü fail erkek-devlettir. Hepsi belli bir zihniyetin ürünüdür. Bu sene Amed’den bütün dünya kadınlarıyla birlikte o güne dair sözümüzü ve eylemimizi ortaya koyacağız. Biz de sokakta, iş yerinde, evde, 8 Mart’a dair pratiğimizi ortaya koyacağız.”