ROZA KORKMAZ

Sartre’siz adı geçmeyen Simone gibi, Picasso’suz anılmayan Maar da birçok başarıya imza atmasına rağmen Picasso’nun portelerini yaptığı sevgilisi, sanat tarihinin ağlayan kadını ya da Picasso’nun ilham kaynağı olarak tanınır. Başarıları tarihin derinliklerine gömülmüş sırlarla dolu sanatçıya Picasso’suz değinelim istiyoruz.

Hayatı ve eğitimi

Dora Maar, 22 Kasım 1907’de Batı Fransa’da Henriette Theodora Markovitch ismiyle dünyaya gelir. Hırvat bir babanın ve Fransız bir annenin çocuğu olan sanatçı doğumundan 3 yıl sonra ailesi ile Arjantin’in başkenti Buenos Aires’e taşınır. Burada İspanyolca öğrenen Maar, aynı zamanda akıcı bir biçimde Hırvatça, İngilizce ve Fransızca konuşur. 1926 yılında geri döndüğü Fransa’da birçok okulda fotoğrafçılık ve resim eğitimi alır. Yine bu dönemde kendine Dora Maar ismini verir.

Döneminde ilklere imza atar

Erkekler tarafından domine edilen fotoğrafçılık sektöründe fotoğraf stüdyosu açar, reklam proğramları yönetir. Moda ve mimari fotoğrafçılığı yapar ve de birçok farklı dergide çalışır. Moda fotoğraflarının dışarıda çekilmesinin yaygın olmadığı bir dönemde sokakta fotoğraflar çekerek döneminde ilklere imza atar. Ayrıca entelektüel topluluk sürrealistler arasında yer alır, fotomontajlar yapar, evsizlerin ve dışlanmış toplulukların fotoğraflarını çeker. Maar, aynı zamanda politik görüşü olan özgür bir kadındır. Sol partiler ile birlikte çalışır. Faşizmi kabul etmez ve ideal dünya arayışını gerek çektiği fotoğraflarında gerekse politik duruşuyla ortaya koyar.0

Fotoğrafçılığı bırakır

Dora Maar, Picasso ile tanıştıktan sonra fotoğraf çekmeyi bırakır ve kendini resme adar fakat eserleri bizler için hala büyük bir sırdır. Zira kendisi eserleri hakkında hiçbir yorumda bulunmaz. Sanatı ile ilgili röportajlarda bulunmadığı için de eserlerinin ne anlatmak istediği bilinmiyor. Sanat tarihi uzmanları ve sanat eleştirmenleri Maar’ın bağımsız bir sanatçı olmadığını öne sürüyorlar. Ne yazık ki Maar’ın eserleri bir sır perdesi ile örtülü. Bu durum belki onu sadece Picasso’nun çizdiği kadın olarak görmek istediğimiz ve ona biçilmiş bu rolü kanıksadığımız içindir. Ancak bu hikayede kesin olan, sanatta da diğer alanlarda olduğu gibi toplumsal cinsiyet rollerinin altında gizlenen, bir kadının gerçek hikayesidir. Dora Maar’ın hikayesi de hepimizden saklanan bir kadın hikayesi.