Açlık grevinin 76. gününden olan tutsaklardan Merge Polat, Cizre bodrumlarında yakılarak katledilenlerden Berjin Demirkaya’nın, “Dik dur ve gülümse” sözünü anımsatarak, eylemlerinde kararlı oldukların vurgulayıp şunları ekledi: “Tüm günahların hesabını sormaya geldik. Bizler sadece yüreğimizi dinledik. Vicdanımıza secde ettik.”

Kayseri Bünyan Kapalı Cezaevi’nde 76 gündür açlık grevinde olan Merge Polat, hayal edilen yaşamın mucizelerle değil, mücadeleyle gerçekleşeceğini hatırlatarak, “Bir kuşun kanadında taşınan sevdamız, sevda kadar kavgamızın bir bedende taşınan sesidir Leyla’nın direnişi” dedi.

DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in cezaevinde 79. günden sonra Amed’deki evinde sürdürdüğü ve 133. gününde olan süresiz-dönüşümsüz açlık grevi, 16 Aralık’tan itibaren Türk cezaevlerinde yayıldı.

16 Aralık’ta 10 cezaevinde başlayan ve 36 tutsağın dahil olduğu ilk grubun eylemi 95, 17 Aralık’ta 3 cezaevinde başlayan 10 tutsağın eylemi 94, 26 Aralık’ta 13 cezaevinde başlayan 35 tutsağın eylemi de 85. gününde. 2 Ocak’ta bir cezaevinde bir tutsağın başladığı eylem 78, 5 Ocak’ta 26 cezaevinde 100’ü aşkın tutsağın eylemi 75. gününde. 15 Ocak’tan bu yana süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel ve HDP eski Milletvekili Selma Irmak’ın eylemi de 64. gününe girdi.

Son olarak 17 Ocak’ta bir cezaevinde 3 tutsak; 27 Ocak’ta bir cezaevinde 5 tutsak; 28 Ocak’ta bir cezaevinde 2 tutsak; 29 Ocak’ta, bir cezaevinde 3 tutsak; 15 Şubat’ta da 8 tutsak daha eyleme katıldı. Tutsaklar adına Deniz Kaya tarafından yapılan açıklamaya göre 1 Mart’tan itibaren tüm cezaevleri eyleme dahil oldu. HDP Milletvekilleri Dersim Dağ, Tayip Temel ve Murat Sarısaç da Amed’de eylemdeler. Ayrıca Güney Kürdistan’ın Hewlêr kentinde HDP’li Nasır Yağız 119 gündür; Mexmûr’da İştar Kadın Meclisi Üyesi Fadile Tok, 59 gündür; Germiyan’da Herêm Mehmûd 25 gündür eylemde. Açlık grevi eylemcilerinin tek talebi var; Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması.

Tecridin kaldırılması talebiyle Kayseri Bünyan Kadın Kapalı Cezaevi’nde süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan Merge Polat, 76. gündür eylemini sürdürüyor. Açlık grevine ilişkin bir mektup kaleme alan Polat, Konya’nın Cihanbeyli ilçesinin Kuşça köyünde dünyaya geldiğini ve yaşadığı yer itibariyle gerçeklikten uzak büyüdüğünü ifade etti.

Polat, mektubunda gerçekliğin farkına varmasını şu sözlerle dile getirdi: “Ancak annemin Erzurumlu olması ve Serhat havasını teneffüs etmem, Konya’da yüz yıllık asimilasyonun farkındalığını yarattı bende. Konya’da üniversite okumam ve welattan gelenleri Konya gibi bir yerde tanımam, bir takım handikapları daha net görmemi sağladı. Bir sevdadır tuttu beni ki hala devam eder.”

Dinç, moralli ve iyiyim

 Polat, mektubuna şöyle devam etti: “Mekan zindan ve böylesine güzel bir dönem olunca yazmak en büyük anlam oluyor. Ancak bu anlamın, selamın dışarıya, sizlere ulaşmasına engel olan faktörlerin yoğun olduğu bir mekan aynı zamanda. Bu yüzden gönül her ne kadar yüreğimden taşanları yüreğinize aktarmak istese de namemin size ulaşmasını istediğimden ‘normal’ çerçeve ile gelmek zorundayım. Gayet dinç, moralli ve iyiyim. Nasıl olmam ki? Bulunduğum alanda güzel kadınların yanı sıra fiziki olarak olmasa da yine yanımda olduğunu bildiğim, hissettiğim onca kadın var. Bu yüzden hem ruhen, hem de zihnen gayet iyiyim. Diğer arkadaşlarla pek görüşemiyorum. Zihinsel anlamda yoğunlaştıran, sorgulatan ve güç veren bir süreçteyiz. Görülen, duyulan, hissedilenler gerçekten moral veriyor. Ancak insan bundan daha fazlasını da bekliyor.”

 Dik dur ve gülümse

 Cizre bodrumlarında yakılarak katledilenlerden biri olan Berjin Demirkaya’nın, “Dik dur ve gülümse” sözünü anımsadığını dile getiren Polat, “Hayal edilen yaşam mucizelerle değil ancak mücadeleyle gerçekleşir. Şu anda bu güzelliğin içinde hissederek yaşıyorum ve bu da bana müthiş heyecan veriyor. Size de ulaşıyor mu?  Sanki bu satırları okurken siz de heyecanlanıyorsunuz değil mi?” dedi.

Kavgamızın bir bedendeki sesi

 “Yarın Bizimdir Yoldaşlar” kitabındaki, “Ben kavgayı sevecek kadar genç ve ölümden korkmayacak kadar yaşlıyım” sözünü tekrar tekrar okuduğunu belirten Polat, şöyle sürdürdü: “Aklıma Leyla ve onun içeriden dışarıya taşan yüreği geldi. Bir insanın yalnızca kaba gücüyle ele alacağı kavga değil onunki. Savrulan, serzeniş yaşayan cinsten hiç değil. Yürekten bir halk orkestrası, direncin ezgisiyle yeryüzü sahnesinde Galler’den Hewlêr’e kadar ritmik bir dans türünden. Bir kuşun kanadında taşınan sevdamız, sevda kadar kavgamızın bir bedende taşınan sesidir Leyla’nın direnişi.

Tüm günahların hesabı

 Leyla’nın direnişi derki, ‘modası geçmiş’ yüzyıllardan günahlarımızı örtmeyen sırtımızdaki hırkayla geldik. Tanıyan var mıdır bizi bilmem ama günahlı çağda gömülürken üstümüze basan ayaklardan tanırdık herkesi. Tüm günahların hesabını sormaya geldik. Bizler sadece yüreğimizi dinledik. Vicdanımıza secde ettik. Ama ayak izleri var yüzümüzde. Şayet dans etmeyi, gülmeyi, direnmeyi, becerirsek bu izleri de sileriz. Sesin anlamını yitirdiği bir şeyler var. Bundan mıdır acep, sadece homurdanıp da geçmek. Oysa bir de koku vardı. Hani yıllardır genzimizde taşıdığımız yanık beden kokusu. ‘Toprağın şarkısı’ olan bedenler. Şimdi ise kime sorsan ‘açlık kokusu’ der belki. Oysa genzimizde biriktirip de yüreğimizi mateme bırakan, acıları silmeye gebe olan baharın, martın kokusunu alamıyor musunuz? Ne kadar da umut yüklü.”

Bizlerden selam olsun

 “Dilsiz bir kavme ‘oku’  emrinin verilmesi misali, Leyl(a) zamanında ‘gör’mek de bir emir değil midir?” diye soran Polat,  “Öyle ya... Akşamlar döner geceye, geceler gebe gündüze. Gündüzler uğruna uykusuz kalmaya değer. Baharı avuçlayıp da çocuklara getiren gülüşlerine gamzeler kondurmanın heyecanı ve özlemini taşıyan içerdekilerden, bizlerden selam olsun hepinize.”

 
 

95 gündür eylemde olan Atak: Öz yoksa beden anlamsız

   

Kocaeli F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 95 gündür açlık grevinde olan Necla Atak’ın gönderdiği mektup cezaevi komisyonu tarafından sansürlendi. Atak, moralli ve güçlü olduğunu belirterek, “Öz yoksa bedenin hiçbir anlamı yoktur. Bedeni anlamlandıran özün taşıdığı değerlerdir” dedi.

   

Kocaeli 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde 16 Aralık 2018’den bu yana 95 gündür açlık grevinde olan Necla Atak, yazdığı bir mektupla açlık grevi eylemini anlattı. Ancak açlık grevinin 57. gününde yazdığı mektup, Cezaevi Mektup Okuma Komisyonu tarafından bazı kısımları sansürlenerek bir ay sonra aileye teslim edildi. Atak’ın gönderdiği mektupta açlık grevleri ve cezaevinde yaşananlara ilişkin kısımların da kesildiği görüldü.

Mücadeleyi bedenimizle yürütüyoruz

“An’ın doğurduğu tarihi direniş ruhuyla gayet iyi ve moralliyim” sözleri ile mektubuna giriş yapan Atak, gönderdiği bir çok mektubun yerine ulaştırılmadığını söyledi. Atak, mektubunda şunlara yer verdi: “Bugün kendi varlığımızı  ve özümüzü koruyabilmenin mücadelesini bedenlerimizle yürütmekteyiz. Eğer öz yoksa bedenin hiçbir anlamı yoktur. Bedeni anlamlandıran özün taşıdığı değerlerdir. Onun için... (sansürlenmiş)... Acının tanımı nedir diye sorulsa herhalde en iyi Kürt halkı tanımlar. Yıllarca bitmeyen acının her rengini görüp her tadını tattılar, ancak hiçbir zaman direnmekten vazgeçmediler. Dağları onlara direnişçi bir kişilik kazandırmıştır. Babanzadelerle başlayıp 29 direnişin yaşanması da bu kişiliği daha çok pekiştirmektedir. (8 satır sansürlenmiş)...”

‘An’dan zafere ulaşmak 

Kimsenin adını bilmediği, çığlıklarını duymadığı Kürt halkının bugün dünya siyasetini belirleyen bir aktör haline geldiğini söyleyen Atak, “Bunları görebilmek için tarihsel bir bilince sahip olmak yeterlidir ve bizler hiçbir kazanımı kolayca almadık. Elde ettiğimiz her kazanım için çok değerli ve yüce bedeller verdik. Verdiğimiz her bedel mücadelemizi daha da anlamlaştırdı ve daha da kutsal kıldı. Halkımız bu bedellerle kim olduğunu bildi. Bizim için esas olan bedellerimize layık olabilmek ve hayallerini yaşamsallaştırmak oldu. Bugün Kürt halkı için tarihsel bir andır. Ya anı doğru okuyup direnişe geçip faşizmi yıkacaktık ya da bir anda bir halkın tüm kazanımlarını faşizmin yıkmasını seyredecektik. Zindan alanı olarak 14 Temmuz ruhuyla faşizmin politikalarını anlayıp an’dan zafere ulaşmak için direniş meşalesini yaktık. (5 satır sansürlenmiş)”

Atak mektubunu şu cümlelerle bitirdi: “Ben de kendi adıma böylesi tarihi misyonu ağır olan bir süreçte yer almış olmanın mutluluğunu her an yaşıyorum. Yaşamda önemli olan uzunca yaşamak değildir, anlamlı bir yaşamın sahibi olmaktır.  Anlamlı bir yaşam da özgürce olur. Onun için ‘Yaşam; ya seni özgür yaşayacağım ya da hiç yaşamayacağım’ diyor. Bizler de ya onurumuzu kazanıp özgür yaşayacağız ya da onursuzca- köle yaşamı yaşamdan saymayacağız.”

 

74 gündür eylemde olan Mungan: Mehmet Tunçlar’ın takipçileriyiz

Tutulduğu Bandırma 2 No’lu T Tipi Cezaevi’nde 74 gündür açlık grevinde olan Mikail Mungan, “Newroz ruhuyla direnişi büyütelim” dedi.

Mungan, Şırnak’ta yaşayan ailesi aracılığıyla eylemine ilişkin mesaj gönderdi. 2011’in ortalarından beri tutuklu bulunan ve toplamda 36 yıl hapis cezasına çarptırılan Mungan, tecridi kırmak amacıyla başlattıkları eylemlerinde kararlı olduklarını vurguladı.

“Biz direnişin geleneğinden geliyoruz. Hayri, Kemal ve Mehmet Tunçların takipçisiyiz” diyen Mungan, şunları söyledi: “Onlar bizim direniş çizgimizdir. Bu çizgide ilerlemek bizim için onurdur. Öcalan bizim kırmızı çizgimiz ve onur ifadesidir. Bundan kaynaklı herkesi bu eylemi sahiplenmeye çağırıyoruz. Newroz ruhuyla birleşip direnişi yükseltelim. Bu kirli savaşa son verelim.”

 
 

Hücrede 45 gündür eylemde

   

Elazığ Cezaevi’nde tutuklu olan DBP Siirt eski İl Eşbaşkanı Reşit Teymur, 45 gündür hücrede açlık grevini sürdürüyor.

Elazığ 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde bulunan Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Siirt eski İl Eşbaşkanı Reşit Teymur (25), 4 Şubat’tan beri açlık grevinde. Baskılar nedeniyle ailesi Federe Kürdistan’daki Mexmûr Kampı’na yerleşen Teymur, “örgüt yöneticiliği” iddiasıyla 31 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Amcası Nazım Teymur (50), yeğenin 2016’da tutuklanarak Elazığ 2 No’lu cezaevine götürüldüğünü aktardı. Yeğeninin, 45 gündür tekli hücrede açlık grevine devam ettiğini kaydeden amca Teymur, “Bu eylemleri haklı ve insani bir hak talebidir. Ellerinde var olan tek şey, bu eylem biçimidir” dedi.

Yeğenine görüş yasağı verildiği için en son geçen Çarşamba günü telefonla konuştuklarını belirten amca Teymur, Reşit Teymur’un moralinin çok yüksek olduğunu söyledi. “Halkın imkanı, tutukluların imkanlarından daha fazla” diyen amca Teymur, halkın açlık grevlerini sahiplenmesi ve buna yönelik bir şeyler yapması gerektiğini belirtti. Amca Teymur, cezaevlerinde başlayan açlık grevlerine cevap olunması gerektiğini vurgulayarak, “Özellikle tutuklu aileleri, şehit aileleri onlara sahip çıkıyor. Ne kadar imkanımız varsa tutukluların arkasında durmalı ve sahiplenmeliyiz” diye konuştu.

Bir komisyon kurulmalı

 Açlık grevine giren bütün tutukluların ailelerini bir araya getirecek bir komisyonun kurulması gerektiğini dile getiren amca Teymur, “Biz sonuna kadar tutukluları sahipleniyoruz. Taleplerini doğru buluyorum. Bu tecrit kalkana kadar sahiplenmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

 
 

Gezen’in cezaevi arkadaşı: Duruşu hepimize cesaretti

   

Cezaevinde fedai eylem yapan Zülküf Gezen’i anlatan koğuş arkadaşı Şahabettin Demir, Gezen’in gözaltında ağır işkencelere maruz kaldığını, ancak hep umutlu olduğunu belirterek, “Bize ‘en kısa zamanda ülkemize döneceğiz’ diyordu” dedi.

Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde fedai eylem yapan ve cenazesi kaçırılarak defnedilen Zülküf Gezen’i cezaevi arkadaşı anlattı. İki yıl Giresun E Tipi Kapalı Cezaevi’nde Gezen’le birlikte kalan arkadaşı Şahabettin Demir, “Zülküf herkese moral kaynağı oluyordu” dedi. Zülküf Gezen ile 2012’de sürgün edildiği Giresun Cezaevi’nde tanışan Demir, Gezen’in arkadaşlığı, yoldaşlığı, duruşu ve ideolojik yaşam tarzının herkese moral olduğunu söyledi. Demir, “Her birimiz farklı cezaevlerinden oraya gelmiştik. Zülküf arkadaş ilk yakalandığında ağır işkenceler yapılmıştı. Hatta anlatımlarına göre sorgusuna Diyarbakır Valisi girmişti. Vücudunun her yerinde yaşadığı işkencenin tahribatları vardı. Ancak bunlara rağmen onun duruşu hepimize cesaret ve moral veriyordu” şeklinde konuştu.

2012’deki açlık grevindeydi

Demir, 2012’deki açlık grevlerine beraber girdiklerini ifade ederek, “Zülküf arkadaş sağlık sorunları olmasına rağmen açlık grevine girdi ve uzun süre eylemini devam ettirdi. Çok fedakar ve arkadaşlık ilişkileri iyi olan bir arkadaştı. Sporda, sohbetlerde birlikte hobiye çıkıyorduk. Eğitim konusunda kendisini çok iyi geliştirmişti. Açlık grevlerinde bize sürekli moral veriyordu” dedi.

Gezen’in her şeye kusursuzca baktığını söyleyen Demir, şöyle konuştu: “Koğuş içerisindeki bütün her şeyi kendisi yapardı. Heval Zülküf’ün içinde sürekli bir umut vardı. Bize, ‘en kısa zamanda ülkemize döneceğiz’ diyordu. Özellikle o dönem başlayan çözüm sürecinden çok umutluydu. Birlikte 68 günlük açlık grevine girdik. Açlık grevi süresince hep o bize moral veriyordu. Sanki o açlık grevinde değilmiş gibi bize refakatçilik yapıyordu. Ben ondan hem çok şey öğrendim hem de çok etkilendim.”

 
 

Hesabını AKP verir

   

Görüş için Diyarbakır D Tipi Cezaevi’ne giden aileler açlık grevlerinin onurlu bir duruş olduğunu belirterek, “Ölene kadar, çocuklarımızın yanındayız. Çocuklarımıza bir şey olursa hesabını AKP verir” dedi.

 Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’ne çocuklarının görüşüne giden aileler, görüş sonrası “Bijî berxwedana zindana”, “Leyla Güven onurumuzdur” ve “Şehîd namirin” sloganlarıyla tutsakların eylemini selamladı. Tutsak yakınları, devletin sessizliğine tepki göstererek, “Çocuklarımız onurlu bir mücadele veriyorlar. Barış gelsin, tecrit kalksın istiyorlar. AKP kör, sağır, dilsizi oynuyor. Tutsakların sesini duymuyor. Çocuklarımıza bir şey olursa hesabını AKP verir. Biz ölene kadar çocuklarımızın yanındayız. Çocuklarımızın talebi bizim de talebimizdir. AKP bunu çok iyi bilsin” diye seslendi. Aileler, slogan ve zılgıtlarla eylemi sonlandırdı.