Emaar İnşaat’ta çalışan İnşaat-İş Sendikası üyesi yüzlerce inşaat işçisi, işçi tulumlarıyla HDP’ye yönelik operasyon ve eşbaşkanların tutuklanmasını 6 Kasım’da Üsküdar Ünalan Mahallesi’nde düzenledikleri yürüyüşle protesto etmişti. Protesto eylemine katılan 19 işçi, mesai bitiminde gözaltına alınarak Üsküdar Karakolu’na götürüldü. Avukatlarıyla iletişim kurmaları engellendi; işçiler ifadelerini Baro’nun atadığı avukatlar gözetiminde verdi. Gözaltındaki işçilerden 8’i gece serbest bırakılırken, bir işçi tutuklandı. Sonraki gün şantiyeye yapılan baskında 5 işçi daha gözaltına alınarak karakola götürüldü. 


Peki bu işçiler kimdi ve bu eylemi nasıl organize etmişlerdi?

Bu karanlık zamanlarda umut ışığı veren olaylara çok tanık olmuyoruz. Olsak dahi nasıl sevineceğimizi unuttuğumuzdan “Güzel” deyip geçiştirebileceğimiz vaziyetler oluyor bunlar. Kürt halkı için Abdullah Öcalan’ın uluslararası komplo ile alınması neyse, iki hafta öncesinde de işte onun simülasyonuna tanık olduk. Bir gece ansızın HDP eşbaşkanlarının evi basıldı ve zorla karakola götürüldüler. Sonra tutuklama talebiyle mahkemeye çıkarıldılar ve ikisi de tutuklandı. 

Eşbaşkanların yanı sıra Kürdistan’ın temsiliyeti açısından en önemli vekiller de o gece süren demokrasi şenliğinden payını aldı ve rehin alındı. “Simülasyon” benzetmesini ilk Osman Öcalan yaptı, haklıydı. Askeri bir helikopterden indirilen sevgili Selahattin Demirtaş’ın görüntüleri servis edilince muhtemelen herkes aynı an’a gitti. Elinde valizi vardı, boyun eğmesini istiyorlardı. Tam da boyun eğmedikleri yerden başkanlarımız ve vekillerimiz bunlara maruz kaldı. Eşbaşkanların ve vekillerin tutuklanması hepimizi etkiledi. Herkes sokağa çıkıp tepkisini göstermek istedi. Şişli Camii yanında öfkeli bir kalabalık toplanmıştı. Öfkeli kalabalıktan kastım ise etrafa saldıran, kırıp dökmek istemiyle hareket eden bir kitle değil; derinden gelen, göze bakınca anlaşılan bir öfke. 10 Ekim Katliamı sonrası Selahattin Demirtaş’ın gözündeki gibi bir öfke...

Tüm bunlar olurken umut verici bir gelişme yaşandı. Üsküdar’daki inşaat işçileri sokağa çıktı ve partisini, tutuklanan vekillerini savundu. Üstelik, Üsküdar gibi bir ilçede… İşte biz de, bu eylemi gerçekleştiren işçilerden biriyle konuştuk. İsmini vermedi elbette. Gerekçesini açıklamaya, herhalde lüzum yok.



Eşbaşkanların tutuklanmasından sonra gerçekleştirdiniz protesto eyleminizi. Başkanların tutuklanması sizin için ne ifade ediyordu?

Eşbaşkanların tutuklanması bizim için önemli bir gelişmeydi. Gece yarısı kapılarını kırıp başkanlarımızı gözaltına aldılar. 6 milyon seçmenin oyuyla meclise girmiş vekiller onlar. Seçim zamanı onlar meclise girebilsin diye elimizden geleni yaptık, sonrasında da yapmaya devam ettik. 7 Haziran zaferinden sonra bombalar patlamaya başladı. Emeğimizle kazandığımız ne varsa tek tek yok etmeye çalıştılar. Ama baktılar yine karşılarında bir direniş var, bu sefer OHAL dediler, “kanun hükmü” dediler ve vekillerimizi aldılar. Dokunulmazlığı olan insanları nasıl tutuklarsın? Bunlar tutukluyor. Sonra darbe olmadı diye şükrediyoruz. Şu anki durumun darbe koşullarından farkı var mıdır? Yoktur. Meclis’te en çok oy almış üçüncü partinin genel başkanları nasıl tutuklanır yoksa? Bu koşullarda bizim eyleme geçmememiz için hiçbir neden yoktu.



Gözaltında nasıl bir muameleye maruz kaldınız? 

Gözaltında epey kötü davranışlara ve hakaretlere maruz kaldık. Zorla İstiklal Marşı okutmaya çalıştılar. İstiklal Marşı okutmak nedir? 12 Eylül darbesinde de Kürtlere “Türkçe konuş, çok konuş” diyorlardı. Kürtçe konuşmak yasaktı. Şu an yine yasak. Üsküdar’da geçtiğimiz aylarda parkta Kürtçe türkü söyleyen iki genç linç edildi. Şu an yasak değil mi Kürtçe konuşmak? Şu anki koşulların darbe koşullarından ne farkı var? Hiçbir farkı yok. Üsküdar Polis Karakolu’nda avukatlarımızla görüştürmediler bizleri; ailelerimizle de. Baro’nun atadığı avukat vardı yanımızda, ifadelerimizi öyle aldılar. Aileyle görüşmek yasak, avukatla görüşmek yasak. Sorsan yasada var protesto hakkı, yani demokratik hakkımızı kullandık; ama bizi tulumlarımızla karga tulumba gözaltına aldılar. Sanki bir suç işledik. Bir ton hakaret ettiler, “Meclis’tekilere neler yapıldıysa size de aynısını yapacağız,” dediler. “Vatan hainleri, siz kendinizi ne sanıyorsunuz?” dediler. 



İşten atılma ihtimaliniz varken, hiç tereddüt etmediniz mi?

Açıkçası işten atılma ihtimalimiz hep var. Patron kaşını beğenmez işten atar, Kürtçe konuştuğunu duyar işten atar. Bizim için bu var olan bir sorun ve çok zor değişecek bir sorun. Onların gözünde işe muhtaç insanlarız ve kolay kolay da işten çıkmayı göze alabilecek insanlar değiliz. Ancak vekillerimizin tutuklanması hepimiz için bardağı taşıran son damlalardan biriydi. Duramadık. Eylem örgütledik. Protesto için çıktığımız semt ve ilçe de bunu hoşgörecek bir yer değil aslında. Böyle bir eylem belki ilk kez gördüler. Ama biz örgütlüyüz, bazılarımız sendikalı hatta. Korkmadık, çıktık; hakkımızı, oyumuzu, vekilimizi savunduk. İşten atılırsak ona da direniriz. Oturup izleyeceğimiz günlerden geçmiyoruz çünkü.



HDP’li vekillerin tutuklanması sizin için ne demek?

Vekillerin tutuklanması bizim için ağır bir durum. Rehin alındılar sonuçta. Halkın iradesiyle, 6 milyon oyla oraya gelmiş insanlar. Benim, bizim irademiz yani. Çaldılar vekillerimizi. Bundan sonrası için ne düşünüyorlar, ne yapacaklar, az-çok öngörebiliyoruz; ama onlar da bizim burada olacağımızı biliyorlar. Bizden hep korktular, hâlâ da korkuyorlar. 



Bundan sonrası için ne düşünüyorsunuz?

Onlar Kürt işçi sınıfı olarak bizim potansiyelimizin ve gücümüzün farkında. Farkında oldukları için zaten bizi şantiyeden, tulumlarımızla gözaltına aldılar. Devlet işçilerden her zaman korkmuştur. İşçiyseniz ve bir de örgütlüyseniz devlet için en büyük tehlikelerden birisiniz. Bu böyle devam etmez, bunu da biliyorlar. Bizim yapmamız gereken de onların bizde gördüğü potansiyeli gerçekleştirmek, kendi gücümüzün farkına varmak.