"Gemiciklerini yürüten kaptandır! Bana dokunmayan yargıç bin yaşasın! Damlaya damlaya ayakkabı kutusu olur! Sakla kaseti gelir zamanı!" diyerek yol aldılar. Soya soya, çevrelerinde soyulacak alan bırakmadılar. Sıra, birbirinin serveti, yani iktidarları üzerinde yeniden paylaşım savaşına geldi. Yaşanan şey, pislikte birbirinden hiçbir farkı olmayan servet ve devlet güçlerinin kendi aralarındaki iktidar kavgasından başka bir şey değildir.
Bu tür savaşlar bazen ciddi yıkımlar yaratabilirler. Aynen I. ya da II. Emperyalistler Arası Yeniden Paylaşım Savaşları gibi. Ama sonunda, sistemin bekası için kendi aralarında kurulan yeni dengeler üzerinden, emek cephesine ve ezilen halkların mücadelesine karşı yürüyüşlerini omuz omuza devam ettirirler. Bu bilinendir.
***
Bir süredir yazılıyor ama yeniden hatırlatmakta hiçbir mahzur yok: Onların kendi aralarında sürdürdükleri bu kavgadan çıkarılabilecek en büyük yarar, bu iktidar içi savaşa müdahil ya da taraf olmadan, yaşanabilecek yeni bir dünyanın özeti olan üçüncü yolda durarak, barışın ve özgürlüklerin alanını genişletecek, sistemin sonunu getirecek halk vuruşlarını gerçekleştirmek olmalıdır.
Yaşanan süreçte, AKP’ye daha yakın bir mesafede durmaya niyetlenenlerin büyük yanılgı içerisinde olduğunu daha sık söylemek zorundayız. AKP’nin Cemaat’ten daha barışçı, daha özgürlükçü olmasını gerektirecek hiçbir neden yoktur. Üstelik ortak çatı altında bütünleşen bir koalisyon gücünü ifade eden AKP Devleti’nin fiilen kullanılan iktidar gücünü bu zamana kadar hangi tehlikeli oyunlarda kullandığı sınanmış, denenmiştir. Çok açık söylemek gerekiyor: Hiç kimse ham hayal peşinde koşmamalıdır.
Evet, "belli şartların olgunlaşması durumunda ulusal sorunu egemen ulus burjuvazi de çözmek isteyebilir." Ama unutmamak gerekir ki, bu istem, ancak ve ancak, sömürgeci çıkarların "astarının yüzünden pahalı olduğu" koşullarda mümkündür. Ve tam da "müzakere" gibi konularda ısınma hareketleri başlamışken, özellikle Kuzey Kürdistan’daki halk serhildanlarını yükseltmek ve derinleştirmek; onlara Kürdistan’ı sömürge olarak görmek isteyen eski statükoyu sürdürmenin (bu güne kadar olduğu gibi) "astarının bezinden pahalıya gelen bir politika" olacağını göstermek; daha önemlisi pahalı da olsa ucuz da olsa Kürt halkının artık eski statükolara dayalı hiçbir sistemi kabul etmeyeceğinin eylemli olarak altını çizmek gerekmektedir.
***
Ekonomik ve siyasal bir devlet krizinin yaşandığı; eski iktidar ittifaklarının çatırdayarak çökmeye yöneldiği, yeni ittifak olasılıklarında ciddi belirsizliklerin yaşandığı ve arayışların sürdüğü; üstelik de her biri birbirinden kritik üç önemli seçim arifesinde, donundan başka satılacak şeyi kalmayan halkların ciddi bir ekonomik krizin pençesine düşeceği günlerin hızla yaklaşmakta olduğu günümüz koşullarında, sürece damgasını vurması gereken slogan "mücadeleyi sağduyuya davet etmek" değil, Sezai Sarıoğlu’nun çağrısına kulak vererek "sol duyuyu" daha da güçlendirmek olmalıdır.
Tartışmaya hazırım: AKP’nin güçlü ve istikrarlı duruşu değil, güçsüzlüğü ve istikrarsızlığı bitirir sömürgeciliği. Kürt özgürlüğünün ulaştığı savaşım boyutunda, hele de iç savaş korkusunu öne çıkararak, istikrar bozulacak ve müzakere süreci boşa çıkacak gibi bir gerekçeyle güçlü devlet (ya da iktidar) istemek, kendi yoluna mayın döşemekten farksızdır. Tersine gücü sınırlı, iktidarsız bir sömürgeci-kapitalist devletin artık şahlanmış olan bu halk hareketlerinin önünde direnebilme olanağı olamaz.
Bu şer odaklarının, varsa eğer, demokratik haklar ve özgürlükler alanını genişletebilecek adımlar atma istem ya da girişimlerinde, elbette bizatihi onlara değil ama atılan adımlara destek olmayı bir görev olarak benimserim. Ama o kadar. Demokratik haklar ve özgürlükler alanındaki adımlar karşısında gösterdiğim bu duruş, kazanımları kalıcı kılabilmek için beni onların bütününü tarihin çöplüğüne dökmek görevinden geriye çekemez. Tersine bu, tarihsel görevimin sadece ön adımlarından birini oluşturur.
Bana göre, HDK-HDP ve BDP’nin bütün Türkiye’yi kucaklayan politik atılımı bu sol duyu üzerinden programlanmalıdır. Eylemli bir tarzla, iktidarı ve CHP+MHP koalisyonunu, sığınmaya çalıştığı son ininden de çıkarıp çırılçıplak sergileyerek deşifre etmelidir. Sömürgeci-kapitalizmin üretilmiş görüntüleri üzerinden değil, kendi gerçeği üzerinden tartışılması, tartıştırılması gerekiyor.
Sağ duyu değil, sol duyuya ihtiyaç var!
Bütün bileşenleri ile birlikte Fethullahçısı ya da Erdoğancısı ile AKP; ulusalcısı ya da geleneksel statükocusu ile CHP; Türk-İslamcısı ya da İslam-Türkçüsü ile MHP… ve bunların Mehmet Metiner gibi, Kamer Genç gibi yalaka kimliksiz destekçileri… Bütünü..,. Atalarından aldıkları feyzle demokraside gerçekleştiremedikleri ilerlemeyi servet birikiminde gerçekleştiriyorlar. Sisteme yönelik "Çok çalışan çok kazansaydı dünyanın en zenginleri hamallar olurdu" gerçeğini de arkalarına alarak, çalışmaya ve çalışana karşı sürdürdükleri savaşla, çalmayı ve çalanı zafere taşıdılar. Sistemin kapı araladığı bütün yolsuzluk işlerine aile boyu daldılar.