Başbakan dinlendiği bu üç hafta içinde acaba kendi sağlık sorunları dışında neler düşünmüştür? Kendisi istediği doktorları getirtir, hatta yurtdışında tedavi olanaklarını değerlendirirken, bu temel haklarını çeşitli nedenlerle kullanamayan yurttaşları da düşünmüş müdür? Bu konuda kendisinin ve hükümetinin sorumluluklarını düşünüp vicdanı sızlamış mıdır?
Örneğin on senedir tek kişilik cezaevi ve on üç senedir tek kişilik hücrede tutsak olan sayın Öcalan’ın sağlık sorunlarıyla ilgili defalarca dile getirdiği endişelerine kulak tıkadığı için acı ve utanç duymuş mudur? Beş aydır yasal hakları gasp edilerek tecritte tutulan Öcalan’ın temel hakları hangi gerekçeyle çiğnenmektedir? Başbakan ve hükümeti hangi gerekçeyle ve cesaretle bu suçu işlemektedirler? Hükümet olmak hiç bir hukuka uymamak mı demektir?
KCK davasından tutuklanan ve sağlık gerekçesiyle tahliye edilen Sur Belediye Başkanı sayın Abdullah Demirbaş’ın ağır ve tehlikeli sağlık sorunu sürmektedir. Yurt dışında tedavisi mümkün olduğu halde Abdullah Demirbaş’ın bu hakkı yurtdışı yasağı nedeniyle engellenmektedir. Bu konuda yapılan birçok kampanya ve çağrı karşısında hükümet ve adliye üç maymunları oynamaya devam etmektedir. Bu tutum dört başı mamur “tasarlayıp öldürme” girişimidir.
Cezaevleri eza evlerine ve orta çağ zindanlarına dönüşmüştür. Güler Zere ve birçok mahkum tedavileri engellenerek öldürülmüştür. Halen cezaevlerindeki en büyük şikayet konusu tutsakların sağlık sorunları ve tedavi haklarının engellenmesidir. Hiç bir yetkili “Cezaevi doktoru var, ilgileniyor” diyemez. Biz işkencede ölenlere sağlam raporu veren doktorları da çok iyi biliyoruz. Şüphesiz hepsi öyle değildir ama hastaların istediği doktoru seçme hakkı tutsaklar için de geçerlidir.
Sayın Öcalan üzerindeki tecridi ve cezaevlerindeki hukuk dışı-insanlık dışı koşulların düzeltilmesi için PKK ve PAJK’lı sekiz bin tutsağın başlattığı açlık grevi üçüncü haftaya girdi. Tekirdağ cezaevindeki devrimci-sosyalist tutsaklar da açlık grevine katıldıklarını açıkladılar. Bitlis cezaevindeki tutsaklar deprem tehlikesine karşı çaresiz bırakılmalarına isyan ediyorlar.
Bütün bunlar başbakanı ilgilendirmiyor mu? Kendisi için ne kadar tedavi olma-doktorunu seçme hakkı varsa, tutuklu da olsa mahkum da olsa her vatandaşın en az kendisi kadar aynı hakkı olduğunu bilmelidir. Yarım ağızla Dersim soykırımı için özür dilemek yetmez. Kendisi iktidarda olduğuna göre bugün yeni soykırımlar-hukuk ihlalleri yapmamalıdır. Yoksa başbakan kendisinden sonrakilere de yeteri kadar özür dileme konusu mu yaratmak istiyor?