Muhammed KAYA
UEFA tarafından düzenlenen 17. Avrupa şampiyonası için başvuran Türkiye ile Almanya arasında yapılan oylama sonucu Almanya’da yapılması kararlaştırıldı. EURO 2024’e evsahipliği yapacak takım böylece Almanya oldu. Öncekilerden farklı olarak, oylamaya katılanların ülkelerin hukuk ve insan hakları karnesine bakarak da oy kullanacağı oylama öncesi açıklandı. Böylece aslında oylamanın sonucu malumun ilanı oldu.
Oylama sonrası Türkiye tarafından yapılan açıklamalar dikkat çekiciydi. Bekir Bozdağ, eski adalet bakanı, başbakan yardımcısı ve halen AKP Yozgat milletvekili, attığı twitlerle Türkiye’nin yaklaşımını dile getirdi. “EURO 2024’ün Almanya’ya verilmesi, UEFA yetkilerinin; taraflı davrandığını, önyargılarının esiri olduğunu, hakkı sahibine vermediğini, hukuku çiğnediğini, ülkelere eşit davranmadığını, ayrımcılık yaptığını, adaleti ayaklar altına aldığını, spora siyaset kattığını, gösterir.” Diğer bir twitinde ise “Böyle UEFA’dan adil ve doğru bir karar elbette çıkmaz. Karar, Türkiye’yi şaşırtmadı. Karar, batının bildik ikiyüzünü bir daha görmemizi sağladı. Karar, Türk sporuna ve Türkiye’ye zarar vermez. Türkiye ve Türk sporu, daha da güçlenerek yoluna devam edecektir” ifadelerini kullandı.
Hukukun çiğnenmesi, ayrımcılık yapılması, önyargıların esiri olunması, adaletin ayaklar altına alınması, spora siyaset katılması ve benzeri ne ararsanız aslında Türkiye’de mevcut. Amedspor’un bir taraftarı olarak bu sözcük öbeklerinin yaşamımızdaki karşılığını örneklerle açıklayayım.
Birincisi, en sondan başlayayım. Türkiye’de sporla siyaset birbirinden bağımsız değildir. Aksine iç içe geçmiştir. Amedspor Şubat 2016’da oynanan Fenerbahçe maçında açılan „ÇOCUKLAR ÖLMESİN, MAÇA GELSİN“ yazılı pankart nedeniyle Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na (PFDK) sevk edilmiş ve ceza almıştır. Delil ise maç hakeminin ideolojik propaganda aracı kapsamında işaret ettiği “İNADINA BARIŞ” pankartı olmuştur. Ayrıca taraftar tarafından „Diren ha Diyarbekir Diren// Direnmektir sana can veren// Dur ve dinle bu şarkım sana//Taraftarın aşkına güven..“ marşı söylenmesi bir başka delil olarak gösterilmiştir.
Ayrıca 15 Ekim 2017’de oynanan Amedspor-Kocaeli Birlikspor maçında ise taraftarın hazırlamış olduğu “fakiriz biz olum…” pankartı yasadışı olduğu gerekçesiyle stada alınmamıştır. Mart 2016’da oynanan Amedspor-Sivasspor maçında deplasmana giden Amedspor taraftarı “teröre halkın aşırı duyarlılığı nedeniyle” tribün yasağıyla karşılaştı. Futbolculara konaklama için otel verilmemesini ise yazmama gerek yok herhalde! Bunların dışında onlarca sefer Amedspor takımı “ideolojik propaganda” gerekçesiyle PFDK’nın gazabına uğramıştır.
İkincisi, Türkiye futbolu yüzde yüz milliyetçilik üzerine inşa edilmek istenmektedir. Bu nedenle de sürekli bir ayrımcılık söz konusudur. Yaklaşık yüz hafta boyunca Amedspor taraftarı kulübünü statta destekleyememiştir. Suni gerekçelerle taraftar yasakları sürdürülmektedir. Sivas Belediyespor maçında taraftar yasağı olması nedeniyle sahaya çıkmama kararı alan Amedspor’u Futbol Federasyonu hükmen 3-0 mağlup saydı. Denilebilir ki bu her maç için geçerli bir kuraldır. Ancak federasyon bir ilke imza atarak Amedspor’un geriye dönük 3 puanını da sildi. Taraftar yasağına dair bir örnek daha vereyim. 8 Şubat 2018 tarihinde Muğla İl Spor Güvenlik Kurulu, Muğla Valisi Esengül Civelek Başkanlığı’nda bir toplantı yapılmış ve bu toplantıda 10 Şubat’ta Bodrum ilçe stadında oynanan Bodrum Belediyesi Bodrumspor-Amedspor arasındaki maç için Amedspor taraftarının alınmaması yönünde karar alındı. Gerekçe olarak ise Muğla İl Spor Güvenlik Kurulu tarafından „Maçın oynanacağı tarihte Sayın Başbakanımızın Muğla’da olması nedeniyle ilçemizde görevli emniyet teşkilatı personelinin bir kısmı ile çevik kuvvet ekibi il merkezinde görev alacak. Bodrumspor takımının düşmemeye oynaması dolayısıyla ev sahibi takım taraftarı karşılaşmaya yoğun ilgi gösterecek. İlçe Stadı’nın fiziki şartları düşünüldüğünde telafisi mümkün olmayan muhtemel olaylar önüne geçilebilmesi amacıyla böyle bir karar alınmıştır“ şeklinde bir açıklama yapılmıştır. Yani Amedspor taraftarı, başbakan, bahsi geçen tarihte Muğla’da olduğu için maça alınmadı, yoksa taraftar neden maça alınmasın ki!!
Üçüncüsü, deplasmana giden taraftarların güvenliğini sağlamakla yükümlü İçişleri Bakanlığı, valilikler ve Türkiye Futbol Federasyonu taraftarın ve takımın maruz kaldığı uygulamalar ile ilgili kararlarını gözden geçirdi mi? Tabi ki hayır! En basiti bu haftaki Ziraat Türkiye Kupası eleme müsabakası olan Balıkesirspor maçında rakip takım taraftarı sürekli “Ne Mutlu Türküm Diyene!” diye slogan atıyor. “Ölürüm Türkiye” adlı faşizan şarkıyı söylüyor. Sanırsın Amedspor bu ülkenin değil, kutuplardan gelmiş bir takım. Amedspor’a en basit tezahürat nedeniyle binlerce lira ceza kesen PFDK, Amedspor’un maruz kaldığı hakaretler nedeniyle tek bir yaptırım uygulamış mıdır? Hayır! O zaman demek ki ayrımcılık yapmakta da Türkiye’nin üstüne yok.
Dördüncüsü, Ziraat Türkiye Kupası elemelerinde Medipol Başakşehir’in “bedelli askeri” Semih Şentürk Amedspor’a attığı gol sonrası asker selamı verirken; Amedspor’un taraftar yasağı nedeniyle maçına çıkmadığı Sivas Belediyesporlu futbolcular sahanın ortasında asker selamı verirken ses çıkarmayan Futbol Federasyonu, Deniz Naki ve Abdullah Çetin’in zafer işareti yapmaları nedeniyle ceza verdi. Adil bir federasyon söz konusu mu?
Amedspor’da oynadığı süre içerisinde sürekli federasyonun baskılarına, mahkemelerin cezalarına dayanamayan Deniz Naki kulüple ilişkisini karşılıklı feshetmek zorunda kaldı. Yani Türkiye’de aktif bir sporcu değilken, herhangi bir kulübün sözleşmeli futbolcusu değil. Buna rağmen Deniz Naki’ye cumhuriyet tarihinin en büyük cezası verildi. Deniz Naki’ye yaptığı açıklamalar nedeniyle ömür boyu futboldan men ve 270 bin lira para cezası veridi. Hukuka uygunluk var mı acaba?
Bir taraftar olarak ben aşağıdaki soruların cevaplarını bilmiyorum ama belki Diyarbakır Valisi, İçişleri Bakanı, Gençlik ve Spor Bakanı, Futbol Federasyonu cevaplarını biliyordur diye yazma gereği duyuyorum.
Birincisi, Amed Sportif Faaliyetler ya da bilindik ismiyle Amedspor kulübü kurulduğu günden beri kaç defa Profesyonel Futbol Disiplin Kuruluna (PFDK) sevk edilmiştir?
İkincisi, artık bilindik ismini kullanayım, Amedspor karşılaşmalarında Profesyonel Futbol Disiplin Kurulunun (PFDK) ideolojik propaganda olarak ele aldığı deliller nelerdir?
Üçüncüsü, „İNADINA BARIŞ”, „ÇOCUKLAR ÖLMESİN MAÇA GELSİN” „FAKİRİZ BİZ OLUM…” gibi pankartlar hangi gerekçeyle ideolojik propaganda aracı olarak değerlendirilmektedir? Hadi ideolojik propaganda aracı oldukların varsayalım; söz konusu pankartlar hangi ideolojinin propaganda aracıdır?
Dördüncüsü, Barış istemek, çocukların ölmemesini istemek veya fakir olduğunu söylemek ulusal ve uluslar arası hukukun veya futbol disiplin tüzüğünün hangi maddesine göre suç teşkil etmektedir?
Sorular çoğalıyor kusura bakmayın. Beşincisi, 2014-2018 yılları arasında yapılan Futbol Ligi ve Ziraat Türkiye Kupası kapsamındaki maçlar sonrası hangi takım veya takımlar “ideolojik propaganda” gerekçesiyle PFDK’ye sevk edilmiştir?
Altıncısı, Amedspor-Bodrumspor maçında Amedspor taraftarına deplasman yasağı için gösterilen başbakanın Muğla’da olması gerekçesi ne kadar hukuki, insani, vicdani ve daha önemlisi de rasyoneldir? Başbakanlık kurumunun kaldırılmasının Bodrumspor-Amedspor maçı ile ilgisi var mıdır?
Sonuç olarak başvurular esnasında UEFA, EURO 2024 adaylık sürecinde insan haklarına gösterilen saygının da kriterler arasında yer alacağını açıklamıştır. Son olarak size şunu sorayım, sahi bu Amedspor size ne yaptı?