
Sol Parti’nin Almanya Federal Parlamentosu’ndaki milletvekili Thomas Lutze, “Erdoğan OHAL’i Kürt halkına baskı ve zulüm için kullanıyor” derken Hamburg Eyalet Parlamentosu Sol Parti Grup Eşbaşkanı Cansu Özdemir ise yaşamını yitiren özgür basın emekçilerini hatırlatarak ‘direniş’ çağrısı yaptı.
Hamburg Eyalet Parlamentosu Sol Parti (Die Linke) Grup Eşbaşkanı Cansu Özdemir, Sol Parti Hamburg Eyalet Milletvekili ve DİDF Hamburg Yönetim Kurulu Üyesi Deniz Çelik, Hamburg Sol Parti Milletvekili Mehmet Yıldız, Almanya St. Wendel kenti Belediye Meclisi’nde Sol Parti ve Yeşiller Partisi’nin sosyal politika ve ekoloji ortak fraksiyonu başkanı Werner Schmitt ile Almanya Federal Meclisi’ndeki Sol Partili Milletvekili Thomas Lutze, Türkiye’de basın kurumlarına yönelik OHAL gerekçeli baskılar ile Avrupa’dan yayın yapan Kürt kanallarının kapatılmasını değerlendirdi.
Erdoğan giderek ‘kızgınlaştı’
15 Temmuz Darbe Girişimi’nin hemen ardından Erdoğan’ın durumu çıkarları doğrultusunda kullanacağının anlaşıldığını belirten Almanya Federal Parlamentosu Milletvekili Thomas Lutze, HDP’li siyasetçilerin dokunulmazlığının kaldırılması ve son olarak da Zarok TV’nin de aralarında olduğu televizyon kanallarının kapatılmasıyla bunun kanıtlandığını söyledi.
“Erdoğan OHAL durumunu Kürt halkına baskı ve zulüm uygulamak icin kullanıyor” diyen Lutze, Erdoğan’ın giderek daha da ‘kızgınlaştığını’ ekledi.
Bir Avrupa şirketinin Türkiye’nin baskısı üzerine Kürt kanallarının yayınını durdurmasını “Kabul edilemez” sözleriyle değerlendiren Lutze, Alman hükümetinin, Avrupa Konseyi’nin derhal müdahale etmesini talep etti ve ekledi: “Maalesef Türkiye’yle yapılan mülteci anlaşması sonucunda böylesi bir beklenti içerisine girilemez.”
Türkiye dünyada 151. sırada
Sol Parti Hamburg Eyalet Milletvekili ve DİDF Hamburg Yönetim Kurulu Üyesi Deniz Çelik, AKP iktidarının olağanüstü hal kapsamında birçok muhalif televizyon kanalı ve radyonun yayınına son vererek bağımsız, özgür basını ve halkın haber alma özgürlüğünü ortadan kaldırmayı hedeflediğini ifade etti.
İktidarın demokrasinin en önemli unsurlarından biri olan basın ve haber alma özgürlüğünü ayaklar altına almasının demokrasilerde asla kabul edilemez olduğunu hatırlatan Çelik, “Zaten temel hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırıldığı, ‘Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 181 ülke arasında 151. sırada olan bir ülkede demokrasiden bahsedilemez” dedi.
AKP’nin ‘sivil darbeyi’ DBP’li belediyelere kayyum atayarak tamamladığını belirten Çelik, “Farklı düşünen muhalif kesimler sindirilip, susturulmak isteniyor” diye kaydetti.
Sol Partili vekil, Türkiye ve Avrupa’daki tüm ilerici güçleri, ‘haber alma hakkı ve basın özgürlüğü’ için mücadeleye çağırdı.
En çok gazeteci hapseden ülke!
Hamburg Sol Parti Milletvekili Mehmet Yıldız, Türkiye tarihinin hiçbir döneminde basının özgür olmadığına dikkat çekerek, “Eleştiren, sorgulayan ve sisteme muhalif olan basın, her dönemde baskı ve tehditlerle karşılaşmıştır” dedi.
İşçi ve emekçilerin, Kürtlerin, Alevilerin ve Türkiye’nin tüm ezilenlerinin taleplerini gündemine taşıyan basının, gazetecilik görevini yapmak istediği zaman ağır bedeller ödediğini hatırlatan Yıldız, Uğur Mumcu, Metin Göktepe, Musa Anter, Hrant Dink ve pek çok değerli gazetecinin, devlet güçlerinin ve kontrgerillanın işlediği karanlık cinayetlerle katledildiğini hatırlattı.
Türkiye’nin 2013 ve 2014 yıllarında iki yıl üst üste dünyanın en çok gazeteci hapseden ülkesi olduğuna dikkat çeken Mehmet Yıldız, “Türkiye’de basın özgürlüğü mücadelesi, demokrasi ve hak mücadeleleri gündeminin önemli bir parçasıdır” dedi.
Avrupa’nın ‘ikiyüzlülüğü’
AKP iktidarının haber alma ve ifade haklarına, özgür düşünceye darbe vurduğunu belirten Sol Partili vekil, ekledi: “Ne tesadüf ki son süreçte kapatılanlar, AKP rejimi ve Erdogan’ın işlediği suçları ortaya çıkartanlar olmuştur. Suriye’de cihatçı örgütlere silah ve cephane taşıyan MİT tırlarını, Kürt illerinde devletin giriştiği soykırım boyutlarına varan katliamları, Gezi eylemleri esnasında hükümetin yalanlarını, iş cinayetlerini ve IŞİD’in bombalı eylemlerinde devletin işbirliğini, baskılara göğüs geren özgür basın sayesinde öğrendik. AKP bu politikalarıyla, her gazetenin aynı manşeti attığı, televizyondaki altyazıların Erdoğan’ın telefonuyla bir anda değiştiği, yandaş kalemlerin gazete yöneticisi olduğu bir tek sesli basın hedefine adım adım yaklaşmaktadır.”
Türkiye’deki gidişatın tüm dünyada kaygıyla izlendiğini ve Avrupa kamuoyunda eleştirilerin yükseldiğini dile getiren Yıldız, Almanya Federal Hükümeti’nin ise ses çıkarmadığına dikkat çekti. Yıldız, şunları söyledi: ”Türkiye’de özgür basının uzun yıllardır süren ve son yıllarda ölüm kalım mücadelesi halini alan mücadelesi, AKP’nin kirli işbirliği ve Almanya Federal Hükümeti’nin ikiyüzlü politikalarından büyük bir darbe almaktadır. Türkiye’deki basın-yayın emekçilerinin mücadelesine, tüm ezilen halklar, işçi ve emekçiler, seslerini kaybetmemek için destek vermelidir.”
‘Özgür basın susturulamaz’ sadece bir slogan değil
Hamburg Eyalet Parlamentosu Sol Parti (Die Linke) Grup Başkanı Cansu Özdemir, Türkiye’nin Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nin en alt sıralarında yer aldığını hatırlatarak, “Özellikle İMC TV ve radyo istasyonların kapatılması Türkiye’de zaten çok az olan basın ve ifade özgürlüğünü daha da kısıtlamıştır” diye konuştu.
EUTELSAT şirketinin Türk devletinin ‘talimatıyla’ Med Nûçe ve Newroz TV’nin yayınını kesmesine de tepki gösteren Özdemir, Batılı devletlerin tavrını da eleştirdi: ”Gazetecilerin öldürüldüğü, tutuklandığı ve engellendiği, sistemi artık diktatörlük olan bir ülkeye hala kirli işbirliği yapan Batılı ülkelerin duruşu utanç verici.”
Türkiye’deki ‘havuz medyasının’ gerçeği yansıtmadığını, özgür basının ise direnişle gerçeği halka taşıdığını belirten Özdemir, bunu da bir deneyimiyle örnekledi: “Suruç’ta mücadeleye katılan veya tutuklanan gazetecilerin kameralarını gencecik kadın ve erkekler omuzladığına ve mücadelelerini devam ettirdiklerine şahitlik ettim. Bütün baskı ve tehlikelere rağmen havuz medyasına karşı geçekleri yansıttılar ve yansıtmaya da devam ediyorlar.”
Özgür Basın uğruna hayatını kaybedenler
“Özgür basın susturulamaz, sadece bir slogan değildir” diyen Özdemir, gazetecilerin cesur ve onurlu duruşundan derinden etkilendiğini ve gururlandığını dile getirdi ve ekledi: “Bu sloganı ne pahasına olursa olsun yaşıyorlar, pratiğe geçiriyorlar. Bugüne kadar özgür bir basın için, ifade özgürlüğü için çok insan öldürüldü, işkence gördü, kaybedildi. AKP hükümeti bugün bu süreci ve 90’lı yılları yaşatmaya çalışıyor. Fakat karşısında boyun eğen değil, direnen toplumsal gruplar var.”
Özellikle Kürt dilini, televizyonları ve radyoları yasaklayan ve kapatan bir zihniyete karşı direnişin gerekli olduğuna dikkat çeken Özdemir, “Bu direnişi sahiplenmek ve büyütmek gerekiyor. Özgür, aydın ve demokratik bir toplumun olmazsa olmazı, özgür bir basındır ve ifade özgürlüğüdür” dedi.
Schmitt: Etnik soykırım
Almanya’nın St. Wendel kentinin Belediye Meclisi’nde Sol Parti ve Yeşiller Partisi’nin Sosyal Politika ve Ekoloji Ortak Fraksiyonu Başkanı Werner Schmitt, televizyon kanallarının kapatılmasının demokratik değerlere ve özgürlüğe karşı bir saldırı olduğunu söyledi.
Zarok TV’nin kapatılmasını ise Kürt kimliğine karşı yapılmış bir saldırı olarak değerlendiren Schmitt, Erdoğan’ın hedefinin Kürt çocuklarının kendi kültürlerinden uzak büyümesini sağlamak olduğunu belirtti ve ekledi: “Ben bu durumu çok iğrenç ve etnik soykırım girişimi olarak görüyorum. Bu durum, Türkiye’nin demokrasi ve insan haklarından ne kadar uzak olduğunu gösteriyor.”
EUTELSAT’ın Med Nûçe ve Newroz TV yayınını durdurmasının AB’nin ne kadar demokratik değerlerden uzaklaştığını ve Erdoğan’ın önünde diz çöktüğünü gösterdiğini ifade eden Schmitt, “EUTELSAT şirketi bence derhal kararından vazgeçip Kürt halkına kendi kültür ve siyasi düşüncelerini aktarabilmeleri ve yayın yapabilmeleri için yer vermeli” dedi.
M. ZAHİT EKİNCİ / DİLAN AKDOÐAN / HAMBURG