Bu yüzden demokratik bir ortamda özgür irade ile uyum sağlanan, bilerek ve isteyerek katıldığınız ortak bir zihniyetin, ortak davranışlarını sergilemek belli sorumlulukları beraberinde getirir. Sanatçı sorumluluğu dedikleri budur. Tüm sanat alanlarında olduğu gibi tiyatroda da bu kültürel yaklaşım esastır. Sorumluluk anlamında sanatçı ortak, öz kültürüne ve anlam dünyasına dayanır.
Sanatçı, sanatını kendi kültüründen, öz varlığından ve öz bilincinden beslenerek yapmıyorsa, anlam dünyası başka yabancı anlamlarca doldurulmuşsa, yapılan eylemin ahlaki açıdan olumluluğunu ya da olumsuzluğunu tartışabilmeliyiz. Ahlaki açıdan sanatsal eylemi ele aldığımızda, yapılan eylemin iyiliğini, çıkarsızlığını değerlendirebilmeliyiz. Çünkü gelinen aşamada Kürdistan'da yaşanan kültürel soykırımın oluşturduğu bir gerçek vardır. Kapitalist modernitenin yarattığı zihinsel krizden her insan payını almıştır.
Bugün tüm sanat alanları gibi tiyatro da bu yapısal krizi yaşıyor. Bu özünde bir zihniyet krizidir. Çünkü öncelik davranışta değil, ruhta ve anlamdadır. Kültürel anlamda derin bir entelektüel krizin yaşandığı kesindir. Toplumun tüm alanlarında yaşanan bu entelektüel kriz, tüm alanlarda olduğu gibi sanat alanında (özellikle de tiyatro da) ancak kişilik ve zihniyette yaratılacak bir ‘entelektüel devrim’le aşılacaktır. Bu devrim nitelik ve nicelikte yaratacağı sıçramayla demokratik ve özgür yaşamda bir çığır açacaktır. Bu yüzden tiyatronun kendini yeniden inşa etmesi, yeniden kurması ve kurtulması için tüm toplumsal mücadele alanlarında olduğu gibi okul ve sanatsal dergahlara, akademilere çok ihtiyacı vardır. Kürdistan'da tiyatronun geliştirilmesi, örgütlendirilmesi ancak bu temelde gelişme kaydedebilir.
Kürt tiyatrosunu tartışabilmeliyiz. Tiyatromuz toplumdan bu kadar uzaksa, anlamlı bir toplum için yaşamıyorsa, hatta yanlış bir bakış açısına teslim olmuşsa kesinlikle tartışabilmeliyiz. Tiyatro toplumun elinden alınarak, tiyatroluktan çıkartılmak suretiyle bazı elit kesimlerin elinde kalmıştır. Kapitalist modernitenin ideolojik ve maddi kültür silahlarıyla yürüttükleri tüm bu saldırılara karşı, tiyatro devrimci tarzda demokratik toplumu savunabilmelidir.
Tiyatro toplumsallık içinde sahnedeki toplumdur. Toplumsal olan her şey de ahlaki ve politiktir. Fakat bugün tiyatroda ahlak sorunu ortaya çıkmıştır. Çünkü tiyatro halktan uzaklaşmıştır. Devrimci tiyatro politiktir. Sahnede küçük bir toplum kuran tiyatro, yaşamı yansıtır. Tiyatro toplum için özgürlük, eşitlik ve demokratikleşme eylemliliğidir. Demokratik tiyatronun dili her zaman politiktir. Toplumdan uzak kalamaz, toplumdan kopuk ele alınamaz. Toplumcu tiyatro, toplumu savunmadan politika yapamaz.
Tiyatromuz, kültürel soykırım saldırılarına karşı, kültürel bir direniş yaratabilecek güçtedir. Halktan aldığı bu güçle, kapitalist modernite ve onun yerli acenteleri olan egemen devletlerin sömürgeci uygulamalarını teşhir etmeli ve halkı aydınlatmalıdır. Aynı zamanda kapitalist moderniteye karşı, demokratik yaşamı örgütleme sorumluluğunu da taşır. Sanatçı bu anlamda anti modernist olduğu kadar özgür yaşamın inşasında en temel dinamik güçtür. Bunun için sanatta özellikle de tiyatroda egemen ve sömürgeci yaklaşımlara, ele geçirme anlayışına karşı, alternatif bir yaşam ve alternatif bir tiyatro yaratılabilir.
EKİN RONİ
Sahnedeki toplum