Türkiye'nin yakın tarih sayfaları kaybettiğimiz değerlerimizin anma günleriyle dolu. Acısız, kayıpsız bir gün neredeyse yok gibi.

Tam 10 yıl önce bugün -25 Haziran 2005- Kazım Koyuncu’yu kaybetmiştik.

Tutulduğu kanser illetinden genç yaşta hayata veda eden Karadeniz müziğinin unutulmaz sesi, şarkıları dilden dile dolaşmaya devam eden Kazım Koyuncu, ölümünün 10. Yılında düzenlenen çeşitli etkinlikle anılıyor.

***

‘Ölürse tenler ölür, canlar ölesi değil.’ Çok az insana nasiptir bir kısa ömürde bunca sevgiyi biriktirmek. Geleneksel Karadeniz müziği ile kendi tarzını yaratan Karadeniz'in asi çocuğu, halkların eşitliği ve mücadelesi için atan ve kısacık yaşamına kocaman bir mesaj sığdırdı.

Bir hayli anlamlıdır ki ilk konser durağı Diyarbakır oldu. Kazım Koyuncu'nun Lazlar'dan Kürtler barış köprüsü kurduğu 'Denizin çocuklarından dağların çocuklarına selam' getirdim sözünün ilk söylendiği yer olan Diyarbakır Newroz'unda Dido parçasını yüzbinlerin bir ağızdan söylemesi onu şaşırtmış ve mutlu etmişti.

"Ha konser ha kanser" diyen Kazım Koyuncu hastalıkla olan mücadelesini kazanamadı. Koyuncu'nun Harbiye Açık Hava'da düzenlenen cenazesi binlerce insana mesaj oldu. Harbiye’deki anfi tiyatroda onbinlerce insan ağladı. İşçiler ağladı. Köylüler, kentliler ağladı. Türkler, Kürtler, Gürcüler, halklar ağladı.

Kazım Koyuncu, İstanbul’a okumak için gitti. Lazlığının farkına da orada vardı. Yalnızca kimliğinin; Lazlığının, Lazca’nın farkına varmadı, bütün Türkiye’yi gördü; Türkiye’nin anadillerini, kimliklerini, kültürlerini; farklılıklarını gördü; tanıdı. Emek mücadelesini, kimlik mücadelesini, dayanışma ve mücadeleyi de gördü. Safını belirledi ve elinden geldiğince güzel günler için mücadele etti.

***

Bugün daha iyi anlaşılıyor ki, Kazım Koyuncu, cesur bir insandı; kardeşleşmenin köprüsüydü. Aşağıdaki sözleri O’nun duruşunu ve felsefesini anlamak açısından önemli ipuçları içeriyor zaten:

"Hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, donkişotlar'a, ateş hırsızlarına, ernesto "çe" guevara'ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. kötü şeyler gördük. savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. biz de öldük. ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. teşekkürler dünya." Demişti.

Şimdi de ona "şair ceketli çocuk" diyen dostları. Sevenleri onu anarak, bıraktığı ezgiler ve hayata kattığı değerler adına ona teşekkür ediyorlar.

Anısına saygıyla.