“Belki de biraz geç rastladım sana/ Ama her şey geç gelmiyor mu yurdumuza/ 1929 buhranı bile geç gelmemiş miydi/ Eksikliğe mi alışmışız mutsuzluğa mı yoksa”
(Cemal Süreya)
Gecikmelerle geçiyor ömürlerimiz... Kendimize bile geciktiğimiz bir “zamanlama hatasıdır” sanki ömürlerimiz. Biz (orman) derken ben'e (ağaca), siyaset ve kavram derken sanata ve imgeye gecikmek en eski huyumuz. Biçimi alkışlamaktan öz'e, küle nağme yapmaktan köz'e gecikiriz. Sözüm dağlardan ve dağbanlardan dışarı; düz ovada oyalanır bir dünya görüşü olan dağlara gecikiriz. Sihirden ve şiirden yapılma bir sözcüktür Devrim, gecikiriz. Uzaklardaki devrimleri ve devrimcileri övmekten helak olur, dilimizin dibindeki devrimlere, devrimcilere ve halklara gecikiriz. Suyla fazla oyalanır ateşe, ateşi elimize alıp yontarken unutur suya gecikiriz... Aklımızla kalbimiz arasındaki yolu uzatır, kalbimizi aşki sözcüklerle ovarken aklımıza, aklımızı evcilleştirmekten kalbimize gecikiriz. Çoğu zaman teoride “doğru” söyler “pratiğe” gecikiriz... Kendimizi ajitasyonda unutup propagandaya, propagandayı mülk edinip örgütlenmeye gecikiriz. Kobanê ve dağların başı için rica ediyorum; lütfen abarttığımı ya da işaretleri yanlış okuduğumu söylemeyin; mülkiyet tozunu yuttuğumuz eve kayıtlanıp, taşı-toprağı devrim ihtimali sokaklara gecikiriz...
Sözü nereye getireceğimi merak ediyorsanız gecikmeden söyleyeyim: Kürdistan'dan ve Kürtçe'den sürgün edilip Türkçe'ye ve Bilecik'e zorla iskan edilen şair Cemal Süreya'ya ve onun bize emanet ettiği şiirlere, dizelere ve kavramlara gecikiriz... O'nun sürgün edildiği şehre vardıkları ilk gün, yirmi dört ayar tarih kıymetinde not düştüğü “Tarih öncesi köpekler havlıyordu” cümlesine cümleten gecikiriz. Eski hamama yeni tas iddiasındaki devlet üstümüze geldikçe O'nun, “Barış demiştir ve güvercin tıkmışlardır boğazına” dizelerine gecikir, dahası bu dizeleri politik dilimize kaydetmeye gecikiriz. O'nun, “Fırat suyu / bütün bir bölgeyi / takma adlarla dolanmak / Zorundadır” dizesinden el almak varken bu dizelere ve içerdiği poetik-politik anlama gecikiriz. Sözün ipinin ucunu devrime kadar uzatmadan muhabbetin bam teline basıp Kürt Cemal'in 25 yıl önce tarihin ortasına fırlattığı bir cümleyi de gecikmeden paylaşayım: “Türkiye’de şiir nicedir felsefenin de yerini tutmakta. Ülkemizde şiirin kullanım değeri öteden beri çok büyük. Bir kişi ölür, tarih düşülür; bir çeşme yapılır, üstüne beyit yazılır. Diyebiliriz ki hiçbir ülkede bizimkinde olduğu kadar şiir söylenmemiş, yazılmamıştır. Kavimler Kapısı Cumhuriyeti… Gerçek adı budur ülkemizin...”
Hal böyle olunca da değişim dönüşüm tasavvuru olarak “Yeni Yaşam İçin Yeni Cumhuriyet” deriz lakin “Kavimler kapısı Cumhuriyeti” imgesine gecikiriz. Derdimden anlaşılacağı gibi “gecikmenin sonu” yok. O halde Cemal'in “Kavimler Kapısı Cumhuriyeti”nin gerekçesi sayılabilecek “Kısa Türkiye Tarihi III” şiirini gecikmeden okuyup helallaşelim: “Türkiye’nin adı, / Soyadı yasasından beri/ Atatürk adından/ Soyutlanamadı;/ 1930’lu yıllarda/ Etitürkiye;/ 1940’lı yıllarda/ Atetürkiye;/ 1950’li yıllarda/ Uditürkiye;/1960’lı yıllarda/ Ötetürkiye;/ 1970’li yıllarda/ Atatürkiye;/ 1980’li yıllarda/ Adıtürkiye;// Mavi yolculuklar var bir de/ O yunani o güzel yolculuklarda,/ Hemen her zaman:/ Adatürkiye...”