Kameralarla, istihbaratla her yeri kontrol ediyorlar. Taş atan çocuğun başına çöreklenen onlarca polis, çocuğun kolunu bacağını kırarak linç ediyor. Dövülerek, kurşunlanarak, bombalanarak katledilen yüzlerce çocuk mezarda, binlercesi zindanlara atıldı, tecavüze uğradı. Ama katledenler, tecavüz edenler hala serbest.
Taş atan çocuğa yaşından çok ceza veren “Yüce adalet”, Roboskî’de 34 insanı bombalarla paramparça ederek katledenleri seyrediyor. Sivil savcı görevsizlik kararı vermiş, Askeri savcı da takipsizlik kararı vermiş. Bütün belgeler ortada iken kaza diyorlar, hata diyorlar. Hadi inanalım ama kaza ya da hata bile olsa 34 insanı öldürmek suç değil mi? Burada kalsa neyse, bir de üstüne, hiç utanmadan Roboskî’de yakınları katledilenlerden devlete zarar verdikler için tazminat istiyorlar.
Roboskî Katliamı’ndan bir sene sonra Paris’in ortasında, üç kadın devrimci Sakine, Fidan ve Leyla katledildi. Sadece Kürdistan halkı ve kadınları değil, onlarca değişik ulustan insanlar acı, üzüntü ve öfkeyle sokağa dökülüyor. Çünkü bu kurşunlar üç kahraman devrimci kadın şahsında tüm Kürdistan halkına, tüm ezilenlere, tüm kadınlara ve tüm insanlığa sıkılmıştı. Ama aradan geçen bir yıla rağmen polis ve adliye hala katilleri ortaya çıkarabilmiş değil. Hatta ortaya çıkarmak değil de, saklamak istiyor gibiler. Katliamcıların kendileri ve suç ortakları suçluları ortaya çıkaramaz. Hırsız evin içindeyse kilit kar etmez.
Adliye koridorlarında ve tozlu raflarda yatan dosyalarla cinayetleri, katliamları saklamak istiyorlar. Ama sokaklara-meydanlara dökülen halk buna izin vermeyecektir. Katliamcılar halkın eylemleriyle, her gün-her an, her yerde yargılanacaktır.
Kürdistan ve bölge halkları üzerindeki köleliği sürdürmek isteyenler, yakın zamana kadar (2011-2012 yıllarında) Sri Lanka senaryoları yazıyorlardı. Bu senaryolara göre her şey hazırdı. Qandil dahil her yere girilecek ve direnişin bütün önderleri, kendi ifadeleriyle “Ciğerleri sökülerek” getirilecekti.
Ne var ki halkın direnişi bu oyunları bozdu. Katliamcılar Roboskî’den Paris’e ve Gever’e kadar her yerde birçok katliamlar yaptılar, cinayetler işlediler. Bugün suçluların telaşı içinde kaçmaya, saklanmaya çalışıyorlar. Suçu birbirlerinin üstüne atıyorlar. Böylece zaman kazanmaya çalışıyorlar. Bugün savcılıklardan, mahkemelerden kurtulmak için ne yaparlarsa yapsınlar, hatta kurtulsalar bile halkın elinden yakalarını kurtaramazlar. Halkın adaletinden kaçamazlar.
Türkiye’nin her köşesinde bir “faili meçhul” mezarı var. Binlerce faili meçhulün, katliamların, çocuk cinayetlerinin eli kanlı sorumluları aramızda geziyor. Hem de resmi devlet yöneticisi, siyasetçi, asker-polis, savcı ve yargıç olarak… Bu kadar cenaze ortada iken, kan ve gözyaşı akarken, hapishanelerdeki hasta tutsaklar, gözümüzün önünde bir bir ölürken çözüm ve barış olmaz.
Kan ve gözyaşı içindeki bir ülke, katillerin kol gezdiği bir ülke, barut fıçısı halindeki bir ülke olduk. Böyle bir ülkeyi gerçekten yurtsever olan Türkler de, gerçekten inanan dindarlar da istemez, istememeli.
Barış ve demokratik çözüm için, artık en başta Türk yurtseverleri, devrimciler ve samimi dindarlar harekete geçmelidir. Türkiye geçmişiyle yüzleşmeye cesaret etmeli, geçmişin bütün suçları, yaraları ortaya çıkarılmalıdır.
Farklı ulus, din, dil, kültür ve cins üzerindeki her türlü baskıya son verilerek, herkesin eşitliğine-özgürlüğüne dayanan yeni bir devir açılmalıdır.
Bu kolay mı derseniz elbette çok kolay değil. Ama mümkün ve bize bağlı. Cehennemden kurtulmak için insanca yaşam için tek çözüm yolu budur. Karanlıklar içinde, kan içinde yaşam olmaz. Halklarımızın mücadelesi güneş gibi yükseldikçe karanlıklar dağılacak ve bütün katliamcılar kıskıvrak yakalanacaktır. O güne kadar yüreklerimizdeki yara kanayacak, sızlayan yüreklerimizden kanımız damla damla akacaktır.
Özgürlük uğruna can veren SAKİNE-FİDAN-LEYLA yoldaşlar ve onların şahsında tüm devrim şehitlerinin anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.
Sakine-Fidan-Leyla
Roboskî’den İstanbul’a ve Paris’e kadar her yerde analar ağlıyor. Analar meydanlarda katilleri arıyor, katliamcılardan hesap soruyor. Gezi direnişi sürecinde kameralar önünde katledilen gençlerin katilleri de hala serbest geziyor. Ülkenin her köşesinde bir devlet cinayeti ve katliamı var. Kayıplar denilerek katledilen on binlerce insanın cenazesi bile bulunamadı. Ama katiller ortalıkta geziyor. Çoğu terfi etti ve işlerine devam ediyor. Mezarlıklar ve katiller ülkesi olduk.