İnsan gözlerini anılara yumduğu anda canlanırmış hayata dair tüm umutları. Hayatı hüzünlü kılan bu zamanın içerisindedir. Zaman ve yaşanılanlara kayıtsız kalmak, ölümün ta kendisidir. Oysaki siz sınırsız zamanın ve direnişin sembolü idiniz. Nerden çıktı bu zamansız gidişiniz. Daha söz verişimiz vardı yeni umutlara dair.

Kürt mitolojisinin anlatımlarına göre daha gökyüzünden ve yeryüzünde hiç bir şey yokken sınırsız zamanın kader ve mutluluğun sembolü olan Zervan varmış. Rivayet olunur ki, Zervan’ın bin yıl uğraşmasına rağmen çocuğu olmamış. Bin yıl sonrasında eşi hamile kalmış. Çok sonraları eşinin çift can taşıdığını anlayan Zervan, eşine “çocuklarımdan hangisi erken doğarsa onu kral yapacağım” diyor. Annesinin karnında babasının bu sözlerine kulak misafiri olan Ehriman hemen annesinin karnını deşerek babasının karşısına çıkar. Zervan ona “Söyle sen kimsin” dediğinde, Ehriman da “Ben senin çocuğunum” diye cevap verir. 

Zervan ona “Benim çocuğum bereket kokan ışıktır, oysa sen kıtlık kokan karanlıksın” deyip başından defeder. Krallığını ışığı ve aydınlığı temsil eden Ahura Mazda’ya verir. O gün bugündür karanlıkların yeraltının ve kötülüklerin Tanrısı olan Ehrimanlar ile iyilik ve ışık tanrısı Ahura Mazdaların savaşı devam edegelmiştir. Tarihin tüm zamanlarında  bu mücadele Nemrut’a karşı İbrahim, Dehaq’ya karşı Kawa, Yahuda’ya karşı İsa, Roma zulmüne karşı Spartaküs direnişi, Kürdistan’da ise zalim egemenlikçi faşist zihniyete karşı Hallac-ı Mansur, Şeyh Sait, Seyit Rıza. Diyarbakır zindanında Mazlum, Kemal, Hayri. Dersim’de Zilan, Botan’da Egit, Xakûrkê'de Beritan şahsında binlerce genç kız ve erkek tarihin karanlık tanrıların yüreğine korku saldılar.

Yüreği özgürlük ateşi ve zafer tutkusuyla çarpan her soylu yürek ve güzel gönül, bu kavganın bir neferi; kötülüğe ve karanlığa karşı kutsal güneşin ve ay ışığının yoldaşı oldu. Karanlığa karşı aydınlığı, köleliğe karşı özgürlüğün, kıtlığa karşı bereketin, sadakatsizliğe karşı sadakatin savaşını en amansız koşullarda verdiler. 

Yaşamının her anını haksızlığa, adaletsizliğe ve saldırılara karşı direnme üzerine kurmuş olan zafer ordusunun neferleri, tarihin tüm önemli dönemlerinde olduğu gibi 12 Eylül faşist cuntası döneminde kafatasçılığın ve barbarlığın hiçbir çağdaş değeri ve insanlık kuralını tanımadığı bir dönemde, özgürlük ordusunun neferleri bu kanlı mezbahalarda ölümüne direnerek, soylu insanlık davasına hayatları pahasına sahip çıkarak, insanlığa ve tarihe koca bir miras bıraktılar. Bu yiğit neferlerden biri de celladının bile yüzüne bakmaya korktuğu Besê ve Zarife’nin toprağa düştüğü Dersim’in asi kızı ve büyük devrimci Sakine Cansız’dı.

Kürt özgürlük mücadele tarihi boyunca, mücadelenin her aşamasında Sakine yoldaş bir kutup yıldızı gibi en zor dönemlerde bile hep yol gösterici oldu. Ateş gibi yakıcı bir davanın neferlerinin iradesinin bıçak keskinliğinde olması gerektiği Sara heval, tüm zamanında dik duruşuyla bunu ispatladı. Köleliğe ve dayatmalara karşı tek seçeneğin özgürlük seçeneği olduğu, bunun dışında her türlü yaşamın anlamsız bir yaşam olduğunu bizlere bir miras olarak bıraktı. 

Bunun içindir ki, karşısına dikilmekten korkan cellatlar, Paris lağımlarında zehrini akıtan akrepler gibi hep pusuda bekledi. Fırsatını bulduklarında korkakça, kalleşçe bir gözü karanlıkta üç fidanı katlettiler. Paris’teki üç özgürlük savaşçısı (Sara, Ronahî, Rojbîn) yıldızlaşırken bizler hiç unutmalığımız ve beklenmedik yerimizden, yüreğimizden vurulurken bile Sakine, Fidan, Leyla yoldaşlar her zamanki gibi feryadımıza koştular, umuda kurşun işlemeyeceğinin müjdecisi oldular. Şahadetlerinin 3. yılında Sakine, Fidan ve Leyla yoldaşları saygı, sevgi ve minnetle anıyoruz!



Kalkandere L Tipi Cezaevi