
Almanya’da göçmenlere yönelik ırkçı saldırılar, Suriye’deki savaşın gündeme getirdiği “mülteci kriziyle” birlikte tavan yaptı. Ülkenin dört bir yanından her gün başta sığınmacılar olmak üzere göçmenlere yönelik saldırıların haberleri geliyor. Yabancı düşmanlığının yoğunlaştığı eyalet ise, her zamanki gibi, Saksonya.
Peki yabancı düşmanlığı, Saksonya’da neden ve nasıl daha geniş bir tabana ulaşabiliyor?
Saksonya, Almanca adlandırmayla “Sachsen”, 2. Dünya Savaşı ertesinden 1990’a kadar “hüküm süren” Almanya Demokratik Cumhuriyeti’nin (Deutsche Demokratische Repuplik, DDR), başka bir isimlendirmeyle “Doğu Almanya”nın bir parçasıydı. Bu yıllarda eyalette, sosyalist fikirler -uygulanamasa da- tartışılıyordu. Oysa bugün, sosyalizmin “enternasyonalist” yaklaşımından eser kalmadığı gibi, faşist uygulamalara benzeyen bir yaklaşım örgütlenme zemini buluyor. Bu bir paradoks mu? Bir açıdan evet, başka bir açıdansa hayır. Zira Saksonya’daki ırkçılığı, 2. Dünya Savaşı sona erdikten sonra gerçekleştirilen Dresden Bombardımanı’na veya Doğu Almanya’nın görece “izole” yapısından kaynaklanan toplumsal şekillenmeye bağlayanlar az değil.
“Nasıl yani?” diye soruyor musunuz? Biraz daha açalım...
Dresden Bombardımanı
1945 yılının 13 ile 15 Şubat günleri arasında, yani 2. Dünya Savaşı bittikten, mağluplar ve galipler netleştikten sonra, Saksonya Eyaleti’nin başkenti Dresden kentine çok büyük bir bombardıman gerçekleştirildi. Uçaklar, Amerikan ve İngiliz Hava Kuvvetleri menşeiliydi. Bu saldırıda, “Kuzey’in Floransa’sı“ olarak anılacak denli büyülü bir kent olan Dresden, yerle bir oldu. 24 binden fazla bina enkaza dönüştü; 25 binden fazla insan yaşamını yitirdi.
İyi ama, savaş bitmiş, kimin ne kazandığı ve kaybettiği netleşmişken, Dresden neden bombalanmıştı?
Bu soruyu pek çok insan, “eyalette Hitler’e olan desteğin fazla olmasıyla” yanıtlıyor. Yani Dresdenli siviller, Hitler’e verdikleri desteğin diyetini, kentleri harap edilerek, çoluk çocuk öldürülerek ödemiş oluyor!
Bu tarihi bilgi, güncel öfkeyi haklı çıkarmıyor elbette; fakat pek çok kişi, mesela PEGİDA gibi örgütlerin Saksonya merkezli örgütlenmesini, kökü buralara kadar giden bir okumayla anlamaya çalışıyor.
Güçlü August’tan bugüne
Hatta bundan daha öncesine, Saksonya Krallığı’na dayandıranları bile bulmak mümkün. Zira Saksonya, Bavyera (Bayern) ile birlikte, Almanya’daki iki “freistaat”tan (özgür/bağımsız devlet) biri. Bu statü, Almanya’nın siyasal birliği sağlanırken verilmiş. Çünkü Saksonya ve Bavyera, Bismarck’ın Almanyasının kabaca ilhak edemeyeceği kadar güçlü ve köklü bir yönetim geleneğine, siyasal ve ekonomik güce sahipmiş. Saksonya’da bu kudretin kaynağında, Dresden’e bazıları bugüne de ulaşan büyüleyici eserleri kazandıran Güçlü August gibi imparatorların hükmü de var. Hatta eyalet 1918’de Alman İmparatorluğu’na dahil olana kadar Saksonyalıların “Alman’ım” demediği, rivayet edilenler arasında... Dolayısıyla eyalet, her zaman güçlü bir “ulusal gururun” yurdu olagelmiş.
Göçmen yok, düşmanlık var
Güncel toplumsal ve ekonomik tablo da Saksonya’daki yabancı düşmanlığının hem gerekçesi hem de sonucu olarak okunabilir. Eyalet halen Almanya’da göçle gelen nüfusun genel nüfusa oranının en düşük olduğu eyalet... Göçmen nüfusun önemli bir bölümü ise Türkiye ve Kürdistanlılar değil, sosyalist yönetim döneminde işçi olarak getirilen Slavlar ve Vietnamlılar... Az sayıdaki Türkiyeli göçmenin önemli kısmı, (Dresden’de yaşayanların aktarımına göre en az yüzde 70’i) Kürt. Yine Almanya’nın diğer bölgelerine göre özgün bir durum da, göçmenlerin yoğunluklu ekonomik faaliyetlerinde gözlemleniyor. Batı Almanya’da göçmenler daha çok işçileşmiş, çok az işverenleşmişken, Doğu Almanya’da durum tam tersi. Göçmen nüfusun önemli bir bölümü kendi işyerinin sahibi; bunların da önemli bir kısmı, yanlarında Alman işçiler çalıştırıyor.
Buradan şu sonuca varılabilir: Almanya’nın genelinde göçmenlerle ilgili dile getirilen “şikayetlerin” zemininin en az olduğu eyalet de Saksonya. Fakat buna rağmen en çok şikayet eden de o... Peki ama neden?
Yukarıdaki bilgilerin ortaya çıkardığı soru işaretlerini, Saksonya Eyalet Parlamentosu’nun Sol Partili milletvekili Mirko Schultze‘yle konuştuk.
Sizce Saksonya’da sağ neden diğer eyaletlere göre daha güçlü?
Saksonya Eyaleti halkı, egemen parti olan CDU ile aynı görüşte olduğunu düşünüyor. 1806-1918 yılları arasında var olan Saksonya Krallığı’ndan ve tarihteki başka birçok örnekten yola çıkan halk, kendini farklı görüyor. “Biz ayrı bir halkız, tarihteki yerimiz de bu şekilde” gibi sözlerle, sürekli “diğerlerini” dışlıyorlar. Çoğunluğun bu sağcı görüşüne, çevredeki siyasetçiler de destek oluyor. Örneğin Saksonya Eyaleti Başbakanı Stanislaw Tillich’in, “İslam Almanya’ya ait olabilir ama Saksonya’ya ait değildir” demesi veya Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) lideri ve Bavyera Eyaleti Başbakanı Horst Seehofer’in “Biz dünyanın sosyal dairesi değiliz” gibi söylemleri, yabancı karşıtı insanların kendilerini onaylanmış hissetmesine yol açıyor. Yani bir bakıma egemen güç de söylemleriyle sağ görüşe destek oluyor.
Siz egemen güce dönüşürseniz, insanların bu yaklaşımı değişecek mi peki?
Hayır, çoğunluğu sol görüşte olsaydı, zaten egemen güç değişirdi, Sol Parti olurdu. Saksonya’da muhafazakar bir toplum yaşıyor, dolayısıyla Eyalet Parlamentosu’nda da egemen parti muhafazakardır, Sol Parti’nin yetkisi azdır. İnsanlar hükümeti değiştirince de değişmeyecektir.
Şöyle çelişkili bir durum var: Doğu Almanya ya da Almanya Demokratik Cumhuriyeti (DDR) döneminde burada sosyalist fikirler egemendi, bugünse sağ görüş ağırlıkta. Neden böyle?
DDR zamanında dışarıyı bilmeyen, yabancıları tanımayan ve ancak mektup yoluyla Batı Almanya’daki yakınlarıyla görüşebilen bir halk vardı burada. DDR’in son zamanlarına doğru halk, bunu artık benimsemişti, buna alışmıştı. Aslında PEGİDA ve AfD’nin düşüncesine yakın olmuştu, denilebilir. Dolayısıyla yadırgadıkları şey, yenilikler... Yeni insanlar, yeni bir yaşam, bilinmedik olan her şey... PEGİDA ve AfD, tam da bununla ilgili vaatlerde bulunuyor: “Her şey eskisi gibi olacak” diyor, herkesin birbirine benzediği bir toplum vaat ediyor. Halkın bir bölümü bu nedenle AfD’yi destekliyor.
DDR zamanında göçmenler, pek de tanınmıyordu. Sosyalizm de aslında sadece televizyonda gördükleri ya da Sovyetler’deki tanıdıklarıyla mektuplaşarak öğrendikleri bir şeydi. Hayatlarında, fiili olarak sosyalizm yoktu.
Yani bu yüzden mi Saksonya, mülteciler burada çok yoğun da olmamasına rağmen, yabancı düşmanlığına daha fazla destek veriyor? Nefretin kaynağı bu mu?
Ben yabancılardan nefret etmek tanımının sanal olduğuna inanıyorum. Aslında Saksonya halkı yabancıları tanımıyor bile. Çünkü burada yabancı oranı çok düşük. Dolayısıyla insanlar, basında çıkan “İslam resmini” esas alıyor. Medyadaki İslam görüntüsü de, özellikle son 20 yılda, ortada... İşte şimdi de İslami terör ve DAİŞ... Yine kadınların kapatılması gibi yaklaşımlar... Gerçekten böyle olup olmadığı da aslında önemsiz onlar için. Bu bir inanç gibi oldu artık. İslam’ın yoğun olduğu bölgeden gelen herkese karşı bir önyargı oluşuyor. Hatta o kişiler Müslüman mıdır, Hristiyan mı, yoksa ateist mi, bunun bile önemi yok. O bölgeden gelmesi, yeterli görülüyor. Çünkü aslında ardında bir korku var: Bu insanlarla uyum sağlayamayacakları ve kentin değişeceği korkusu. Bir yandan da bu insanların karşıt eylemler ve hatta saldırılar yapmasından korkuyorlar. Bu sırada eylemlerde attıkları sloganların neye karşılık geldiğini bile bilmiyorlar, AfD Başkan Yardımcısı’nın “Sınırlardan geçmeye çalışan sığınmacılar vurulabilir” fikrine hemfikir oluyorlar.
Yani siz Saksonyalılara açıkça cahil mi diyorsunuz? Sadece medyada gördükleri üzerinden böyle yargılara varabilmek, herhalde ancak cehaletle açıklanabilir çünkü...
Temel sorun şu: Saksonya insanı muhafazardır ve yeniliklere açık değildir. Her şeyin olduğu gibi kalmasını istiyor. Bu, kişisel yaşantıda değişebiliyor; kendilerine ve gelen sığınmacılara tanışma fırsatı verdiklerinde, aslında ön yargılı yaklaştıklarının farkına varıyorlar. Mesele tam da buradadır. Ama Saksonya Eyaleti insanı buna fırsat vermiyor veya bu açılıma, tanışmaya hazır değil.
Peki siz bununla mücadele etmek için ne yapıyorsunuz?
Almanya’nın her kentinde “Willkommensbündnis” (Hoşgeldin İttifakı) bulunuyor. Mesela Noel’de burada, “17 gün, 17 mutfak” başlığıyla bir etkinlik gerçekleştirildi. 17 farklı ülkeden göçmen ve sığınmacılar kendi mutfaklarını sundu ve böylece tanışmak için bir fırsat sunuldu.
Yine, Suriye’den gelen çocukları kukla tiyatrosuna götüren gönüllü spor dernekleri ve bireyler oldu.
Fakat bu noktada Eyalet Hükümeti’nden sinyal gelmesi de çok önemli. Hükümet de halka, yabancı karşıtı eylemlerin, kampların yakılmasının veya bu tür başka saldırıların yanlış olduğunu söylemeli. Saksonya’da mülteciler için mücadele eden, yabancı karşıtı eylemlere karşı çıkanlar da var ama onlar güçlendirilmiyor.
Sonuç itibariyle Saksonya’daki durumu değiştirmek için uzun bir mücadele gerekiyor. Bu, yemek ve tiyatro etkinlikleriyle de değişecek gibi değil. Uzun bir yol... Herkes durumu düzeltmek için gerçekten bir uçtan tutarsa, mümkün de... Fakat bunu çoğu kurum yapmıyor.
Bir şeyler yapmak isteyenler ne yapabilirler ki?
Yardım etmek isteyen herkes, öncellikle bulunduğu yere en yakın “Hoşgeldin İttifakı“na, sendikalara veya bizim partimize uğrayıp, “Ben sığınmacılar için bir şeyler yapmak istiyorum” demeli. Kendini bu şekilde tanıtması yeterli, gittiği yerde zaten yönlendirilecektir. Önemli olan kendisini tespit ettirmesidir. Evde oturmaması gerekir kimsenin.
Hükümet eleştirmiyor,
Yargı ve Emniyet taraf tutuyor
Saksonya Eyalet Parlamentosu Sol Parti Grubu İdare Amiri Antje Feiks, eyaletteki yabancı düşmanlığının bir miktar “yanlış değerlendirildiğini” düşünüyor.
Eyaletteki Clausnitz kentinde mültecileri taşıyan bir otobüs, sağcı bir grup tarafından engellenmiş; çıkan olaylarda polis de mültecilere saldırmıştı. Bu olayı sorduğumuz Feiks, şöyle söylüyor: “Gören, duyan herkes öncelikle, ‘İşte tipik Saksonya!’ diyecektir. Ama otobüse yapılan saldırı ve sağcı görüş sadece Saksonya’da yok. Fakat burada PEGİDA’nın güçlenmesi, yabancı düşmanlığının da daha çok görünür olmasına neden oluyor. Oysa diğer eyaletlerde de sağ görüş hakim. Ama Saksonya’da bariz bir şekilde görünüyor; çünkü Eyalet Hükümeti bu duruma ilişkin konuşmuyor, hiçbir olayı kınamıyor.”
AfD Başkan Yardımcısı’nın sınırlarda sığınmacıların vurulmasını isteyen sözleri ile Saksonya Eyaleti’ndeki iktidar partisi CDU’nun sınırların daha fazla kontrol edilmesini savunmasını hatırlatan Feiks, “Bu tür açıklama ve politikalar, Saksonya Eyaleti’ndeki insanların tavrını daha da keskinleştiriyor” diyor.
AfD yalnız değil
AfD’nin Saksonya’da giderek güçlendiği görülüyor. Bu durumu Feiks, şöyle yorumluyor: “AfD, söylemleriyle provoke etmek istiyor. Fakat bununla birlikte buradaki Yargı’nın, resmi dairelerin ve hatta hükümetin tavrı da olumsuz. Hatta yabancı karşıtı eylemleri, saldırıları destekliyorlar. Yıllardır faşizmle mücadele edenlere ayrımcılık yapılıyor; antifaşistler kötüleniyor, iftiralara uğruyor. Aynı zamanda tüm adli kovuşturmalar tek taraflı yapılıyor. İşte Clausnitz’de mültecilere yapılan saldırılar sonrası bile mültecilere soruşturma açıldı. Ama saldırı gerçekleştirenlere hiçbir şey olmuyor. Bu durum yıllardır böyle.”
İçişleri Bakanı’nın Clausnitz’le ilgili polisin tavrını desteklediğini hatırlatan Feiks, “Anlamıyorum” diyor ve devam ediyor: “Bizim net bir duruşumuz var: Clausnitz’de sığınmacılara yapılan saldırı ve polisin tavrı yanlıştı.”
‘Sol Parti’ye başvurabilirsiniz’
Sığınmacılar, hem bu tür saldırılar ardından hem de kentlerdeki sistematik, toplumsal ayrımcılıktan dolayı ciddi sorunlar yaşıyor. Saldırılarda çocuklar korkuya kapılıyor, okullara dek uzanan ayrımcılık sosyal ilişkileri hastalığa dönüştürüyor... Peki bunlarla ilgili Sol Parti’nin bir planı var mı? Feiks, şunları söylüyor: “Parti üye ve destekçilerimizin birçoğu, sığınmacılarla ilgileniyor. Sol Parti olarak sığınmacıların, eyaletin değişimi açısından bir şans olduğunu düşünüyoruz. Saksonya’nın bu süreç sonunda kozmopolit bir yere dönüşebileceğin fikrindeyiz. Yaklaşımımız, insanların eşitliği yönündedir. Gelen bütün sığınmacıların diğer vatandaşlar gibi banka hesabı açmasını, belediyelerden ve resmi dairelerden faydalanmasını istiyoruz. Psikolojik desteğe ihtiyaç duyduklarını söyleyip bize başvururlarsa da destek sunacağımızdan eminim. Desteğe ihtiyacı olan veya destek vermek isteyen herkes bize başvurabilir. Birçok yardım ağımız var ve eşgüdümlü çalışabiliriz.”
AfD yüzde 9.7, NPD yüzde 4.9
Saksonya Eyaleti’nde 2014 yılında yapılan son Eyalet Parlamentosu seçimlerinde ortaya çıkan tablo, yabancı düşmanlığına verilen desteğin politik yansıması da olduğunu ortaya koyuyor. Üstelik eyalette yaşayanlar, bugün yapılacak bir seçimde AfD ve NPD gibi ırkçı partilerin daha fazla oy alabileceğini düşünüyor.
2014 seçimlerinde eyalette, Hristiyan Demokratlar Birliği (CDU) yüzde 39.4, Sol Parti (Die Linke) yüzde 18.9, Sosyal Demokrat Parti (SPD) yüzde 12.4, Almanya İçin Alternatif (AfD) yüzde 9.7, Yeşiller Partisi (Die Grüne) yüzde 5.7, Almanya Nasyonal Demokratik Partisi (NPD) yüzde 4.9 oy almıştı.
DİLAN BİÇER / HABER MERKEZİ