En dönemli sonuçlarından biri de asimilasyona engel olmasıdır. Toplumların en önemli hususiyetlerinden biri de ortak kültürdür. Edebiyat -özelde de şiir- bunun tam merkezinde yer alır. Edebiyat toplumsal hayata canlılık katar ve bunu da dili yeniden yaratarak başarır. En dönemli sonuçlarından biri de asimilasyona engel olmasıdır.
Edebiyat, yapıldığı toplumun kültürel değerlerine, ananelerine, inançlarına, kısaca toplumsal gerçeklerine ayna tutar. Edebiyat, dili güçlendirir. Edebiyat kimliğimizin bir parçasını oluşturur. Edebiyat tarih boyunca büyük toplumsal dönüşümlere ve devrimlere neden olmuştur. Bu konuda oynadığı rol asla görmezden gelinemez. Örneğin J.J. Rousseau'nun büyük Fransız Devrimi için anlamı tam olarak budur.
Her halk kendi şairlerini yüceltir. Kürtlerin de pek çok değerli şairi olmuştur ama maalesef pek azı herkes tarafından bilinmektedir. Bu başlı başına büyük bir sorun, büyük bir derttir. Herkes sadece kendi yöresi veya bölgesinin şairlerini -tamamını da değil- bilir. Bunda, yaşadığımız ülkelerin yürüttüğü bilinçli politikaların payı vardır. Ama insanlarımızdaki biçarelik belirleyici olmuştur. Öyle ki merak dahi etmemektedirler.
Hiç kuşkusuz Ehmedê Xanî, Melayê Cizîrî, Feqiyê Teyran büyük şairlerdir. Ancak Kürt edebiyatı onlardan ibaret değildir. Kürt edebiyatını onların yaptıklarından ibaret saymak haksızlık olur. Bu, edebiyatımızı küçümsemektir. Mesela Qane, Fayîq Bêkes, Nalî, Nari, Mehwî, Melayê Aşiq, Hemdi Sahib Qeran, Ehmed Muxtar Caf, Dildar, Kurdî, Hêjar, Hêmin, Mewlewî Kurd, Pîremêrd, Hecî Qadirê Koyî, Mesturê Xanimî Erdelanî, Xanayî Qûbadî ve daha niceleri çok büyük şairlerimizdendir.
Çok değerli eserler vermişlerdir. Ancak pek az kimsenin bunlardan haberi vardır. En büyük isteğim bu devasa değerlerin bir gün herkes tarafından bilinir, okunur olması, fikirlerinin izlenmesi ve tartışılmasıdır. Büyük şair Qane'yi bu anlamda biraz anlatmak isterim. Bunu da kendime vazife ve borç bilirim.
Asıl ismi Mihemed olan Qane Muzher (1898-1960), Şêx Qadir Şêx Saîd Dolaşe (Şêx Evdilqadirê Delaşî) adlı bir melenin oğludur. Qane, 15 Eylül 1898'de Şarezûr bölgesinde Rêşîn (Rîşîn) köyünde dünyaya geldi. Babası aslen, Merîvan bölgesinde, Şêxê Kabulî olarak bilinen bir tarikattandı. Annesi ise Halepçe'de, Şêxê Kevlus olarak bilinen bir tarikattan gelmişti. Babası, bölge feodalleri tarafından sürüldü ve mallarına, mülklerine el kondu.
Qane tam o sıralarda hayata gözlerini açtı. Ne var ki bundan kırk gün sonra babası vefat etti. Kısa bir süre sonra annesi de vefat etti. Çocukluğu bu şartlar altında, büyük zorluklar içinde, yetim olarak geçti. Daha sonra uzak bir akrabası onu yine Merîvan bölgesindeki köylüne, Çor'a getirdi. Bir süre sonra orada medrese eğitimi almaya başladı. Bunun dışındaki zamanlarını edebiyatla uğraşarak, hiciv ve serzeniş şiirleri yazarak değerlendirir. Medreseden aldığı eğitimin de etkisiyle dini şiirler yazmaya başlar. Yanı sıra aşk şiirleri de yazar.
17 Ekim Devrimi ile birlikte sosyalist düşüncenin etki alanına girmiştir. Yoğun bir araştırma-inceleme sürecine girer. Okumak ve kendini daha da geliştirmek için Senendec, Mahabad, Şîno, Sakiz, Hewlêr, Koyê, Silêmanî, Miyare arasında adeta mekik dokur. Fikirlerinin oluşmasında önemli etkenler vardır: feodal düzene, ailesine mezalimi dolayısıyla, eskiden beri duyduğu düşmanlık, Kürdistan'daki siyasi gelişmeler (özellikle Kuzey Kürdistan'daki isyanlar), 17 Ekim devrimi, entelektüeller arasında yaygınlaşan antifaşist düşünceler, antiemperyalist direniş hareketleri…
Bu arada Qane, Vakaî Erdelanî isminde bir kitap okur. Bu kitapta Erdelanîlerin sömürgeciliğe karşı verdiği mücadele anlatılmaktadır. Kitaptan çok etkilenir. Bu, şiirlerinin muhtevasını değiştirmesine neden olacak güçlü bir etkidir; gerçek bir yurtsever, milli bir şair olarak ortaya çıkmasına vesile olur…
"Hazırım meydandayım üstümdeki
Ceket değil, pantolon değil,
Kefendir…"
Veya:
"Kürtler! Ben ölüyorum, dinim Kürtçedir
Arap değilim, hayatım Kürtçedir…"
Qane sosyalist bir düzen istiyordu. Şiirlerini birlik ve eşitlik üzerine bina ediyordu. Ve halkı buna davet ediyordu. Bu olursa Kürt halkının da haklarına kavuşacağına inancı tamdır. Bunun umuduyla yaşadı:
"Kürtler! Düşünün bir, derdinizin çaresi nerededir? Derdinizin çaresi Lenin'i takiptedir…" İkinci Dünya Savaşı ile birlikte feodal işbirlikçi düzene ve sömürgeciliğe karşı direniş çizgisi daha bir güçlendi. Ağalık düzenine ve mülk sahiplerine karşı kudretli kalemiyle şiddetli bir savaş başlattı. Kalemini bir kılıç gibi kullandı. Halka sosyalizm vaadinde bulunuyordu. Genellikle çiftçilere hitap ediyordu. Çünkü Kürdistan da sanayi gelişmemişti. Feodal düzeni, halk ve özgürlük düşmanlarını ve emperyalizm taşeronlarını düşman bellemişti. Ağalara hitaben:
"Dinle, sosyalizm yasası ses veriyor
Ölüm günün çok yakındır, o ses senin sesindir
Kölen, hizmetçin, işçin
Günü gelince, anla, kan düşmanların olur…"
Şiirlerinde ezilen, acı çeken sınıfları anlatıyordu. Onları bir ve beraber olmaya, birlikte davranmaya çağırmaktadır…
"Birleşin ey çiftçiler birleşin
Birleşin ey işçiler birleşin…"
Qane, Kürtlerin başarısızlığına sebep olarak aşiretçilik, bireycilik ve gericiliği görüyordu. İsyanların başarılı olamamasını buna bağlıyordu. Allah'a inancı vardı elbet, ancak dini hurafeleri ve dogmaları şiddetle eleştiriyordu. Bu konuda da değerli şiirleri vardır.
Şiirlerinde kadın özgürlüğüne özel bir önem verir. Kadın özgürlüğünün sarsılmaz bir savunucusudur. Onların da hayata atılmalarını, siyasi, ekonomik ve diğer bütün alanlarda söz sahibi olmalarını istiyordu. Ona göre kadının özgürlüğü toplumun da özgürlüğü demekti. Kadının geri bırakılmışlığını ve özgürlük hakkının yenmesini son derece anti-demokratik görüyordu.
Qane, tarlayı çiftçinin, fabrikayı işçinin saymakta. Halkı okuma yazmaya teşvik ediyordu. Kuşkusuz kendisi de buna öncülük ediyordu. Özgürlüğe giden yolun eğitimden geçtiğine inanıyordu.
Qane'nin hayatı öğretmenlik, işçilik, melelik, çiftçilik, değirmencilik, katiplik ve seyyar satıcılık yapmakla geçti. Mahabad Cumhuriyeti'nin kuruluşunda yer aldı; bu konuda da yazdığı şiirler var. Şiirlerinden dolayı hapishanelere düştü. 1960 yılında astım hastalığından dolayı hayatını kaybetti. Öldüğünde yalnızca 300 fils parası vardı; bütün varlığı bundan ibaretti.
Şiirlerinin pek çoğu kayboldu. Ancak, 330 parçadan oluşan divan şiirleri korunmuştur. Qane tam bir doğa ve yeşillik aşığıdır. Baharlara sevdalı bir bülbüldür. Kışlardan ise nefret eder.
Toplumsal hayata dair etkili destanları vardır. Bunlar genellikle nasihat şeklinde yazılmıştır. Şiirlerini hayat tecrübelerinden yola çıkarak yazmıştır. Şiiri klasik ve aruzidir.
O, cesur bir milli şairimizdi. Kimseden minnet etmezdi, yetingendi, maddi yardımları kabul etmezdi. İsteseydi zengin bile olabilirdi. Ancak o bir saray şairi değildi.
Qane'yi anlatmaya kitaplar yetmez. Ben sadece bir özetini vermeye çalıştım. Böylesi şairlerimizin de olduğunun bilinmesini istedim. Yazımı Qane'den birkaç dizeyle bitiriyorum:
"… Çekê şoreşgerî ez nivîsîn, fikîr, raman e
Xebat e, tekoşîn e, qîrkirinê şêraneye
Ger azad nejîm mirin xelate bû leşim
Xulamî, serşorî karî namerdaneye
Qane'm îrû li zindana bi azadî dejîm
Sed hezar lenet ji ev kesê xulamî biyanîye."
Çankırı E Tipi Cezaevi
SALAH HAYDARİ: Ezilenlerin, acı çekenlerin şairi Qane